“Nalınlarını çıkar mukaddes Tuva vadisindesin”

Cenâb-ı Hakk Mûsâ (a.s.)’a “nalınlarını çıkar mukaddes Tuva vadisindesin” diye bahsettiği bildirilen âyet-i kelimelerle peygamberliği yavaş yavaş başlamış oluyor nübüvveti. Oradaki Tuva vadisi ‘övülen’ lugat ma’nâsıyla, vadi demek beşeriyetinin temizlenmiş olduğu gönül sahası ma’nasında Tuva vadisi, beşeriyetinin temizlenmeye başladığı yahut Tuva vadisi, işte oraya nalınlarını çıkar, yani beşeriyetinle girme ma’nasında. Tabii 4 mertebede de ayrı nalın olduğuna göre, her mertebede bir başka nalın çıkartılmakta. 6 Peygamber-4 Hz. Mûsâ Kelimullâh (a.s.) kitabında var.

Hakta fenâ bulan, beşeriyetiyle değil bakâbillah ile geri gelir

Bir kimse fânî olursa reddolunmaz; Hakta fenâ bulan, beşeriyetiyle değil bakâbillah ile geri gelir. Yani hicret hakikati bunun içinde. Efendimiz sav Mekke'de kalsaydı bu olmazdı. Zât mertebesidir Mekke. Hakkın zâtından sıfât, esmâ ve ef’aline tenezzül etmiş oldu. Zâtında tebliğ yok çünkü ef’aline inmesi gerekiyordu. Hakkın kullarını irşâd etmek için geldi. O elbise ile giden gitti, Hakk elbisesi ile geldi ama nefsî vücûdu ile geldiği için halkta şaşırma olmadı. Fenâfillâh'ta elbiseyi çıkarıyor, döndürülüyor ki elbise verilip irşâd etsin.
 ---

Zekeriyyâ (temizlenmiş), Yahyâ (Hayy-diri olan), İsâ (Ayn-gören insan)

Zekeriyyâ as, Yahyâ as, İsâ as. derken, kendimizdeki mertebe olarak düşüneceğiz. Bu mertebeler abd olarak bahsediliyor.
Zekeriyyâ (temizlenmiş), Yahyâ (Hayy-diri olan), İsâ (Ayn-gören insan)
Meryem 19/2: "Bu, Rabbinin Zekeriyyâ kuluna olan rahmetini bir anıştır." 
(Zekeriyyâ kulunu=temizlenmiş,tezkiye edilmiş kulunu)

Tüm esmâ-i ilâhîyye Allâh ismi altında câmîdir

Tüm esmâ-i ilâhîyye Allâh ismi altında câmîdir. Secde edilen yer (mescîd) İseviyet Mertebesidir (fenâfillah), câmî Muhammedîyet mertebesidir. Allâh isminin zuhur yeri (mazharı) İnsân-ı Kâmildir. İnsân-ı Kâmilin en kemâllisi efendimizdir (sav). Bu yönden efendimiz (sav) Cevâmî-ul Kelîm’dir (tüm kelimelere câmi: sıfat ve isimlere). Yani bütün isimlerin zuhur yeridir. Onun dışındakilere Kâmil İnsan demeliyiz. Aslî İnsân-ı Kâmil birey olarak Hz. Muhammed zuhur yeridir. 

Terzibaba Necdet Ardıç Uşşaki (k.s.)

Tevhîd-i Ef’âl mertebesi, Hakîkat mertebesinin başlangıcıdır

Tevhîd-i Ef’âl mertebesi, Hakîkat mertebesinin başlangıcıdır. Burada kişi, daha evvelce ENFÜSÎ (kendi nefsinde) yaşadığı hakîkatleri bu defa ÂFÂKÎ (dış âlemde) yaşamaya başlar. KUR’ÂN-I KERİYM’de bu hakîkati ilk defa idrâk edip yaşayan kimsenin İbrâhîm a.s. olduğu bildirilmiştir. 
“Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâ ki, onlar için O'nun Hakk olduğu ortaya çıksın.” (41/53) 

Hakîkat mertebesi

Hakîkat mertebesinden olan bakışla kulu ortadan kaldırıyor isek de, çünkü bazı kimselere bazı hakîkatleri anlatmak için “Bütün âlemde Allah’ın zuhûru vardır, insanda da şöyle şöyle zuhûru vardır” gibi anlatımlarla beşeriyet sorumluluğunu ortadan kaldırıyor gibi isek de, bizler bu dünyâ âlemine geliyor ve yaşıyor isek, bütün bunlar da üzerimizde geçerli olmaktadır, eğer böyle olmaz ise Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’in bir çok âyetlerinde kulunu muhatab olarak almakta ve “Ey îmân edenler” gibi çeşitli hitâblar ile açık olarak bunları belirtiyor ve “yâ eyyetühen nefsil mutmainne” gibi hitâblar i

Abone ol Hazret Mertebeleri