Hz. Mevlana Celaleddin Rumi

Mesnevî-i Şerîf Tercüme ve Şerhi

Mutasavvıf, şair, bestekâr Ahmet Avni Konuk (1868-1938), Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde tasavvuf sahasında yetişen en verimli müelliflerdendir. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan ve Mesnevîhân Es’ad Dede’den Mesnevî okuyup icazet alan Konuk ,yazmış olduğu çok sayıda değerli esere, musiki ve edebiyattaki vukufiyetine rağmen,mahviyeti dolayısıyla zamanında çok az tanınabilmiştir. Başta Mesnevî Şerhi, Fîhi mâ fih, et-Tedbirâtu’l-ilahiyye, Lemeat, Risale-i Sipehsâlâr, İnsan-ı Kâmil tercümeleri gibi geride çok sayıda çalışma bırakmıştır.

Mevlana Celalaeddin Rumi

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

MEVLÂNA’NIN RUBÂİLERİ

1

Yabancı bellemeyin, ben de bu eldenim.

Sizin Diyarınızda kendi ocağımı aramaktayım.

Düşman gibi görünüyorsam da düşman değilim.

Hintçe söylüyorum amma aslım Türk’tür.

2

Bizim kafilemiz aşk ile adem diyarından yola çıktı.

Gecemiz bitmeyen visalin şarabından içip aydınlandı.

O şarap bizim mezhebimizce haram değildir.

Ondan tatmış olan dudağımız, adem sabahına kadar kurumayacaktır.

3

Başımı koyduğum her yerde secde edilen O’dur.

Dört köşe ve altı bucakta tapılan, hep O’dur.

HZ. MEVLÂNA CELÂLEDDİN RUMÎ KADDESELLÂHÜ SIRRAHU’L AZİZİN MESNEVİ 1.CİLTTEKİ SANSÜRLENEN HİKAYESİ

Mesnevî-i Şerif’in 1.cildinde  “Taassup yüzünden Hıristiyanları öldüren Yahudi padişahın hikayesi” adı ile geçen kıssa diyalogcu geçinen kişiler tarafından sansürlendiğini üzülerek  utanarak ifade ediyorum ki;
Bu önemli “aldatma hikayesini” anlatım sonunda gelen nasihatteki mevzuya bağlayarak “Ahmed’e Doğru” diye alakasız bir isim altında zikrediyorlar. Bu hikayeyi konusuna bağlı olarak bu başlık ile ilişkilendirilmesi resmen Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize yapılmış bir hakarettir. (!)

MEVLÂNÂ VE NASREDDİN HOCA

HİKMET İLE NÜKTE; 
MEVLÂNÂ VE NASREDDİN HOCA
 

NANKÖRLE UĞRAŞMA

Ey Güzel Arkadaş !!

Nankör insanlar için boşuna uğraşma.!! “Yağmur taşlara da yağar, ama bin bahar görse de taşlar yeşermez”.. 

Sonradan görmelere dikkat et.. Bir tas su, bir sineğe denizdir..

Dindar geçinen dini-darlara da dikkat et!.. En tehlikelileri de dini ticaretle takas eden, maneviyat haramîleri ve din bezirgânlarıdır..

Tevazu, iki sınıf insana yakıştığı kadar hiçbir kimseye yakışmamıştır.. Bunlar, başarılı erkekler ve güzel kadınlardır.. Çünkü, bunlarda tevazu az bulunur..

Feraset, yemi değil, tuzağı görmektir..

İkrâm sahibi zâtlar Hak-perest ve geriye kalan insan fertleri ise kendini-perest

Mevlânâ (r.a.) buyurmuşlardır:
Tercüme:  
  Her kim ki eleste kapılmıştır 
  Tâ ahd-i “eles”ten o mesttir 
  Bağlanmış ayağı derd evinde 
  Can vermek için küşâde-desttir 
  Kendinden o fânî Dost’la bâkî 
  Hayret ki, o yoktur ve vardır 
  Bu zümredir ancak ehl-i tevhîd 
  Gerisi cihanda kendini-peresttir

Sayfalar

Hz. Mevlana Celaleddin Rumi beslemesine abone olun.