Hacı Hilmi Efendi (k.s)
- Ana Başlıklar:
Mehmet Doğramacı
Uzaklarda arama alışkanlığı çoğu kere insanı burnunun dibinde olandan perdeler. Yaz tatili için bulunduğum memleketim Eskişehir’de bazı Allah Dostlarının yaşadığını duymuş ama nedense kimlikleri ve hizmetleri konusunda detaylı bir araştırmaya girişmemiştim.
Değerli bir büyüğüm, hangi memlekete yol uğratsa ilk iş olarak oranın manevi büyüklerini araştırır, ahirete intikal edenlerin kabirlerini, hayatta olanların hanelerini ziyaret eder. Yaşayanlardan bir kelime, bir nazar da olsa feyizlenmek Onun için çok kıymetlidir.
Bu defa biz de öyle yaptık. Eskişehir’de halka hizmeti gaye edinen bir kardeşimiz, sık sık Hacı Hilmi Efendi (k.s) den bahseder, son devirlerde yaşamış ender bir Hak Dostu olduğunu sürekli vurgulardı.
Muttalip Köyü: Hacı Hilmi Efendinin kabrini ziyaret etmek, Onunla sağlığında görüşenlerle sohbet etmek üzere Muttalip Köyüne bu kardeşimizle birlikte hareket ediyoruz. Eskişehir il merkezine çok yakın bir Osmanlı Köyü burası. Anadolu’ya Hoca-Hafız ve Muallim yetiştirmesi ile ünlü. Tarım ve hayvancılıkla geçinen köy, şimdilerde Belediyelik bir belde. Nüfusa oranla cami sayısının fazlalığı dikkatimi çekiyor; 6 adet büyük cami var.
Köyün dışına doğru yürüyoruz. Kavak ağaçlarının hışırtısına serçe ve kargalar ritim tutuyor. Mezarlığa yaklaştığımızda kocaman bir tabeleda KUTBU AZAM HACI HİLMİ OKUR EFENDİ (K.S.) diye okla gösteriyor. Evvelce çok sade olan kabre 2-3 yıl önce sevenleri mütevazı bir türbe inşa etmişler. Farsça kabir taşında hafız-ı kurra (1) oluşu, Nakşi Meşayihinden olduğu şiirimsi ifadelerle işlenmiş. Etrafında kendisine bağlı zevat ve yetiştirdiği hocalardan bir bölümünün kabirleri mevcut. Hilmi Efendi ve kabristan sakinlerine dualar eşliğinde surelerden buketler bırakıyoruz.
Sen Bize Kur’anla, Hafızlarla Yakın Ol: 1900 yılında Muttalip’te doğan Hilmi Efendi aslen Köstence’li bir aileye mensup. Ailesinin Köstence’ ye Konya- Karaman civarından gittiği zikrediliyor. Küçük yaşta hafızlığını ikmal eden Hilmi Efendi, Muttalip Köyü Orta Camiide imam olarak görev alır. İmam- Hatiplik hizmetinin yanı sıra hafız yetiştirmek için günün zor şartlarında Kur’an Kursu faaliyeti de yürütmektedir. Genç yaşta Hac nasip olur. Medine-i Münevvere’ de rüya halinde Rasülullah Efendimiz(s.a.v)le görüşür. Efendimiz kendilerine: “Hilmi, sen bize Kur’an ve Hafızlarla yakın ol” buyurur ve sırtını sıvazlar. Bundan böyle Hacı Hilmi kendini Hafız yetiştirmeye adayacaktır.
Mürşidi Müritten Sor: Orta Camie öğle ezanı okunurken geliyoruz. Namazı eda ettikten sonra söz Hilmi Efendiden açılınca 70 yaşlarında bir büyüğümüz yanımıza yaklaşıyor ve bizi şadırvanın yanındaki banka oturtuyor. ”Dinleyin bakalım” diyerek başlıyor anlatmaya. Hilmi Efendinin sadık bendesi, öğrencisi, müridi olduğunu öğrendiğimiz Hacı Halil amca sanki o günleri yaşar gibi konuşuyor:
- İşte şuracıkta eski camiimiz vardı. Hilmi Efendim camii odasında kalır, şurada da talebe okuturdu.
Kaç yılları diye söze giriyorum. Yarım asır öncesinden bahsediyor:
- 50’li yıllar… Efendimi ziyarete gelen çok olurdu. Onun sırrını köylü pek fazla takdir edemedi. Ne hikmetse bu tür zevattan çoğu kere yakın çevre gafildir. Ama dışarıdan gelenler bilirdi. Tek parti hükümetinin baskı dönemlerinde dahi gece yarısı saygın misafirler gelir, onlarla uzun uzun sohbet eder, memlekette din eğitiminin önünü açmak üzere çareler sunar, tavsiyelerde bulunurdu. Hiç unutmam bir gece Efendim beni evden çağırttı. Hafızlardan birini yollamış ve “Hatırlı misafir var,yemek hazırlasınlar “ buyurmuş. Saat gecenin 01.30’u… Mürşidim demişse yemek tabii ki olacak. Anamı uyandırdım. Tüp- ocak ne gezer?!..
Derhal kümese koştum ve bir piliç kestim. Anam çömlek kaba koydu, suyuna da pilav yaptı ve odun ateşinde pişirdi. Sofrayı götürdüm. Gelen zatın Bakanlardan olduğunu, Efendimle İmam- Hatip Okulları ve Kur’an Kurslarını konuştuklarını çok sonra öğrenecektim.
Halil Amca Hilmi Efendiyi anlatmaya devam ederken minarenin yanında bulunan kare biçimli makam dikkatimi çekiyor. Burası Hilmi Efendinin ilk kabri.
- Bu köşeyi çok severdi. Ne varsa burada, bu köşeye mezarı yapılsın isterdi. Bir dostu daha vardı orada yatmak isteyen…
Heybetli, Nurlu Bir Zat: O kimdi diye atılıyorum. Halil amca devam ediyor:
- O buraya belli aralıklarla 3 kez geldi. İlk gelişini hatırlıyorum. Bir sonbahar günü, yine böyle Üç Aylar içindeydik. Camii önünde bir jip durdu. O yıllarda asfalt ne gezer. Şose ve topraktı yollarımız. Onun için jip çok kullanılırdı.
- Eeee kimdi jiple gelen? Hükümet erkânından mı yoksa?.
Halil amca gülümsüyor:
- Evet erkândan ama hükümetten değil. Başka bir yerin erkanından O!.. Ama ne haşmetli zattı mübarek!.. Jipten bir inişi vardı ki Celalinden hepimiz titredik. Cübbesi, sarığı ve duruşu ile uzun yıllar fikriyatı gönüllerde yaşayacak bir mübarekti gelen. “ Bana Hilmi kardeşimi bulun!” diye gürledi.
Mürşidimi çağırmak üzere merdivenlere yeltendim. O çoktan gelişini kalben duymuş olacak ki çıkmama kalmadan koştu. Bir kucaklaşmaları vardı ki, Şems ile Mevlana karşılaşması mı desem, Aşıkların vuslatı mı desem. Sarıldılar birbirlerine uzun süre. İkisi de birbirlerinin ellerini kavrayıp sımsıkı tutarak odaya çıktılar.
- Halil amca, demeyecek misin kimdi o zat?
- Haydi, Efendimin hücresine çıkalım da orada deyivereyim, diyor ve ahşap merdivenlere yürüyor
Hilmi Efendinin yaptırdığı Kur’an Kursu binasına çıkıyoruz. İçeri girdiğimizde kapısı oldukça küçük ve basık bir odanın önünde duruyoruz. Halil amca kilidi açıyor:
- Eğilin ama sakın kıbleye sırt dönmeyin. Efendim, hayatı boyunca kıbleye sırt dönmedi. Efendim kıbleye sırt dönmemek için bazen sokak ve cadde değiştirerek yürürdü!.. Bu hücreye de yan yatarcasına zorlukla girer, ama kesinlikle sırtı kıbleye gelmezdi. Siz de öyle yapacaksınız!
İki büklüm eğilerek geçiyoruz içeri. Burası dikdörtgen bir oda. Eni secde edecek kadar. Boyu da 3 m. var, yok. Köy kadınlarının eski elbise artıklarından dokuduğu pala-kilim dediğimiz yaygılarla tefriş edilmiş. Yerde bir seccade ve birkaç tesbih.
- Efendim günün çoğunu burada geçirirdi. Zikir,Kur’an ve Tesbihat ile.
Duvarda pembe tülbendin altına gizlenmiş tabloya kayıyor gözüm. Halil amca yerinden kalkıyor ve kemal-i edeble açıyor tülbenti. “Herkese göstermem, size açacağım. İşte benim Efendim” diyerek açıyor tülbenti. Nurani bir sima, bembeyaz sakalları ve başında sarığı. İşte diyor, Efendim Hacı Hilmi Hazretleri… Halil amcaya da çok benziyor. Eşim;” Çok benziyorsunuz, akrabalık var mı?” diyor.
- Hep sorarlar bunu. Akrabalık ne ki?.. Ben Onunla bir olmuşum, Onda bitmişim. Ben Oyum,O da ben. Murid- murşid ilişkisini bilenler anlar bunu!
Halil amca Hilmi Efendinin mensup olduğu silsileyi sayıyor uzun uzun. Hz.Ali torunlarından olup Selçuklu döneminde Konya Seydişehir’e yerleşen Harun-u Veli (k.s) dan itibaren pek çok zevat-ı kiramı sıralıyor. Kerametleri ve terbiye yöntemlerine geçmeden önce tekrar hatırlatıyorum:
- Jipten inen zat?
- İlla öğreneceksin, vazgeçmeyeceksin öyle mi? Bir büyük alim, bir büyük mücahid, bir büyük Allah Dostu. Adı mı?...
- Evet adı?...
- Adı: ….
(Sürecek)
------------------
(*)Hafız- ı Kurra: Kur’anın 10 değişik okuyuş ilmine vakıf olan, “Kuran Okuru” diye kendisine ehil hocalardan icazet verilmiş kimse.
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 28.08.2006
m_dogramaci@yahoo.com
www.blogcu.com/siratimustakim
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 635 okuma

