Skip to Content

Hacı Hilmi Efendi (k.s) II.Bölüm

Mehmet Doğramacı

- O Zatın adı; Bediüzzaman Said Nursi!..

Merak ediyorum; nereden tanışmışlar ki, önceden beraberlikleri var mı?..

- Hayır diyor Halil amca… Hayır, Onlar Mana Aleminde Kardeş zaten!.. Önceden tanışıklıkları yok, Bediüzzaman Hazretleri geldi buldu benim Efendimi.

- Sonra ne yaptılar?.. Odada ve bu köyde çok kaldı mı S. Nursi hazretleri?..

- Odada koyu bir sohbete daldılar.  Birden Bediüzzaman Efendime sordu: “Hilmi ölünce nerede yatmak istersin? ” Efendim odanın aşağısındaki sizin merak ettiğiniz bu kare makamı işaret etti. “ Burada yatayım isterim” dedi. Bediüzzaman takıldı: “ Hilmi bana da yer açsan yan yana yatsak!” Efendim eyvallah dedi. Ama ne hikmetse ikisine de nasip olmadı burası.

11 Günlük Cesedin Nakli: Niçin nasip olmadı diye sorunca gözleri buğulanarak anlatıyor: - -- Buraya Efendimi defnettik. Camii bura, kursu bura, hizmeti ve çilehanesi bura. 11 gün geçti. Kabri camide olmaz dediler, şimdiki yerine naklettiler. Vefatı 1964 yılı. Bediüzzaman da Ondan önce 60 ta vefat etti. Efendim bir gece yatsıdan sonra bize S.Nursi’nin ölüm haberini verdi. Önce üzüldü, sonra güvenli bir yere gömüldü diye sevinerek şükür secdesine kapandı. Gönlünde seyretmişti Onun ölümü ve defnini.

Bediüzzaman’ın iki kere daha köye geldiğini anlatıyor. Kısa süreli ziyaretlermiş bunlar. Bir keresinde camide yaşlı ve hasta halinde vaaz vermiş ve camaate “Hilmi Kardeşimin kıymetini bilin” demiş defalarca. Bu esnada Hacı Hilmi tevazuundan kızarır “ Estağfirullah Üstadım” der dururmuş.

- Peki hep O mu geldi siz hiç gitmediniz mi diye soruyorum.

- Gittik tabii. Bir kere Emirdağ’da kaldığı esnada gittik Bediüzzamana.

- Nasıldı o ziyaret?..

- Yüksek merdivenli bir eve çıktılar. Beni almadı Üstadın talebeleri. Sonra Bediüzzaman gelsin demiş. Çıktım.

- Nasıldı sohbetleri?..

- Sohbet mi? Çok konuşmadılar. İlk gelişindeki gibi sarılmış, el ele tutuşmuş vaziyette öylece durduklarını gördüm. Onların harfe, kelimeye ihtiyacı var mı ki sohbet için?..

***

Hacı Hilmi Hazretlerini ziyarete başka zatlar da gelir miydi, diye soruyorum.

- Evet, mesela Ramazanoğlu Mahmud Sami (k.s) da Ona uğramıştı. Tasavvufa, Kur’ana, İslam’a gönül vermiş pek çok misafirimiz olurdu. Efendimin manevi hüviyetini bilenler Eskişehir’e yolları düştü mü uğramadan geçmezlerdi.

Kerametleri: Çilehanedeki sohbetimiz kurs odalarını dolaşarak sürüyor. Hilmi Efendinin kerametlerinden bahis açmak istiyorum.

-Efendim en büyük keramet; istikamet derdi. Dini yaşamada sadık olmak ve yolda sebatkar olmak en büyük keramet derdi. Açıkça kerametlerini görmüştük, ama bunların ısrarla tekrarını sevmezdi. Ruhunu taciz etmeyelim.

- Hiç olmazsa bir iki tane lütfetseniz diyorum.

Bize rehberlik eden Hoca Efendi söze giriyor: ” Halil amca az dinlensin. Bak birini ben anlatayım: 57-58 yılları. Muttalip merkezli bir deprem olur. Eskişehir çok sarsılır. İşte o depremde Hilmi Efendinin bir öğrencisi (şimdilerde bir Profesörün babası) köyün iki yanından iki el çıktığını, köyü ve şehri sallantıya karşı tuttuğunu görür. Deprem durunca ertesi sabah Hilmi Efendiye koşar: “ Hocam sizin ellerinizdi, gördüm” der heyecanla. Hilmi Efendi sus işareti yapar. Israr edince de ayeti okur: YEDULLAHİ FEVKA EYDİYHİM (Allah’ın Eli onların üzerindedir) “ Evladım Allah’ın Kudret elidir onlar” der ve namaza yürür.

Halil amca tekrar aşka gelerek söze giriyor:

- Çok kıtlık ve kuraklık olan bir sene idi. Kalabalık bir cemaatle yağmur duasına çıktık. Gökte

bulutun zerresi yok. Efendim başını göğe kaldırdı ve birkaç dakika yarı celalli yarı mütebbessim havaya baktı. Çok geçmedi bir fırtına koptu. Başlayan yağmur ne kadar sürdü bilir misiniz?

- Ne kadar?

- Tam 22 gün 22 gece! Sel sele karıştı, toprak suya doydu. O yıl ki kadar mahsul görmedik.

Tekrar Hoca Efendi sözü alıyor: Hafız eğitirken hocalar talebelerin ezberini dinler. Bir hoca aynı anda kaç hafız dinleyebilir sizce?..

- Bir yada en fazla iki diyorum. Yoksa karışır, takip güçleşir.

- Sıkı durun Hilmi Efendi aynı anda tam 10 talebenin ezberini dinler hepsine tek tek hatalarını söyler, sayfa ve ayetlerini takip edermiş. Akıl alacak gibi değil. Ama unutmayalım Ona Rasülullah ne buyurdu?

Yeğenim söze giriyor: “Sen bize Kur’an ve Hafızlıkla yakın ol!” Elbette dinleyecek, elbette yetiştirecek, ardında Kainatın Efendisinin duası var!

Dokuz Ayda Cami: Cemaatten alınan üç beş kuruşla başlayan cami inşaatları en az iki yıl sürer. Hilmi Efendi şimdiki camie başlarken talebelerine: Sergi açmayacaksınız, cemaatten para dilenmeyeceksiniz. Allah yardım edecek size, buyurur. Zordur böyle bir inşaat ama O söyleyince başlarlar. Gün gelir para biter ve inşaat tatil edilir.

Bir akşam vakti köyden biri azcık para getirir. Onun peşinden gelen ve hiç tanınmayan bir zat, yastık kılıfı gibi bir torba içinden tomarla kağıt parayı boca eder. 200 torba alacak kadar çimento parası vardır ve fabrikaya doğru yola çıkılır. Oysa inşaatı bitirip camiyi açmak için 400 torba lazımdır.

Hilmi Efendi: “ Korkmayın ne kadar lazımsa  alacağız” der. Fabrika müdürüne Hilmi Efendinin selamı söylenir. Müdürün kardeşi dolu bir kamyon çimentoyu alır ve direksiyona geçer. Hilmi Efendi de yanında. Yolda, “ Hocam yıllardır geçmeyen migrenim var, kulaklarım ve başım ağrıyor” der. Hilmi Efendi başını elleri ile tutup ona okur. Şoför: “ Vallahi başımdan bir ağrının kulaklarıma kadar indiğini, oradan da egzozdan çıkar gibi uğultu ile çıktığını hissettim” diyecektir. Köye gelirler. 200 torba indirilir, kalan 200 torbayı da baş ağrısı geçen kişi (Fab. Müdürünün kardeşi) bağışlar ve kubbeli camii 9 ay gibi bir sürede bitirilir.

Zikir ve Tavsiyeleri: Hilmi Efendinin zikir tarzı ve tavsiyelerini soruyorum.

- Ağır zikir vermezdi. Az yada çok, rakamların tek oluşuna çok dikkat ederdi. Onun zikri Kur’andı. ÜÇ SEHER VAKTİNİ önemserdi.

- Üç seher mi, o da ne?

- Efendim Üç Seherin kıymetini bilin derdi. Gündüzün seheri Sabah Namazı vakti… Akşamın seheri İkindi Namazı vakti… Gecenin seheri de Yatsı namazı vaktidir… Hatme ve zikirlerimizi hep bu vakitlerde yaparız.

- Uzun zikir olarak ne verirdi?

- Yapabilen için günde 5000 defa ALLAH, 2000 defa LAİLAHEİLLALLAH, 2000 defa da SALAVAT verir, sayının günlük 9000 olmasını isterdi.

Kurs Nasıl yürüdü? Kurs çok güç şartlarda yürütüldü. Efendim yatılı hafızlar için köy halkı ve esnaftan erzak tedarik ederdi. Bir yandan kaba bazı kimseler cami avlusu yemek kokuyor diye şikayetlenirdi. Tüm serzenişlere rağmen O Kur’an eğitimine ara vermedi. Hiç unutmam bir keresinde kazan kaynamayacak kadar zor günler yaşadık. Efendim cemaatten ileri gelen iki kişiden erzak istedi. Adamlar öyle kızdı ki; “ Vermiyoruz, gene avluyu kokutacaksın!.. Bırak bu işleri, ortalığı pis kokunla berbat etme!” diye hakaretâmiz sözler ettiler. Mübarek bu çıkışa çok içlendi.

- Ne oldu sonra?

- Erzak bulundu bulunmasına da Efendimin kalbini kıran iki kişi bir daha iflah olmadı.

- Noldu?

- Birinin ayakları topal oldu, yürüyemedi, diğerinin de birden bire gözleri kör oldu!

Ve Son Sözler:  Kurs odalarını da gezip camii avlusunun çıkışına yöneliyoruz. Gözüm tırabzanla çevrili küçük makamda. İki büyük mezar taşına benzer mermer sütuna bakıyorum. Biri Hilmi Efendinin ilk kabrini işaret ama öteki ne? Kimse konuşmuyor… Susuyoruz… Hayalimde Bediüzzaman ve Hilmi Efendi Hazretlerini canlandırıyorum. Neden burada yan yana yatmasınlar ? İkisine de nasip olmamış ama ruhen burada oldukları hissi ile Fatiha okuyorum.

Dualar ve niyazlarla Muttalip Köyünden; Talep edilen, Yönelinen, Özlenen manasına gelen bu güzel isimli beldeden ayrılıyoruz. İçimden “Geç oldu ama güzel oldu, Hilmi Efendiyi (k.s) de tanımak varmış kısmette” diyerek engin bir huzurla İstanbul’a dönüyorum.

Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 05.09.2006
m_dogramaci@yahoo.com
www.blogcu.com/siratimustakim