Hep kitab-ı haktır eşya sandığın  Ol okur kim seyru  evtan eylemiş

(27/76)   “Muhakkak ki, bu Kur'an, İsrailoğullarına, kendisinde ihtilâf ettikleri şeylerin çoğunu anlatır.)

 

       Hezel Kûr’âne; bu Kûr’ân. Bizatihi yaşanmış beni İsrâîl’in kıssalarını size anlatmakta. Bunlarda Âyetleri’dir bu Kûr’ân’ın. Süleymân (a.s.) Lût (a.s.) Sâlih (a.s.) kıssasını anlattı. İşte bunlar zâten Kûr’ân’ın kendisi kıssa diye anlatılan. Okuduklarımız Kûr’ân’ın kendisi. Sâlih diyorsunuz Kûr’ân da, ise zâten bunlar Kûr’ân dır. Şöyle ayıralım: Vaktiyle kendileri tarafından yaşananları Kûr’ân-ı fiiliyye, tatbik edilen Kûr’ân. Şurada okunan ise kelâmi Kûr’ân. Kûr’ân-ı ilmiyye. Kim okuyorsa Kûr’ân’ın  kelâmını  ilmini okuyor.

 

       Ama bir de bunun Kûr’ân-ı fiiliyesi vardır. Bu sadece o güne has bir şey değildir. Dışarıda yaşanan ne varsa bunların hepsi yaşanan Kûr’ân dır. Bütün âlemde bunu tanımlamaya çalışalım. Bir kuşun ucuşu; hani diyor ye tebareke-i şerifte ancak “Rahmân tutar onları gök yüzünde.” İşte bu Kûr’ân’ın ta kendisidir, Rahmân’ın orada faaliyette olmasını göstermektedir. Gökyüzünde bulutlar müjdeleyicidir diyor. İşte bulutlar, Kûr’ân ne varsa hepsi Kûr’ân. Kûr’ân’dan başka bir şey yok bu âlemde. Kûr’ân da kıraat demek, okumak demek, okumadan gelmekte ismi.  Yeter ki bizde okuyacak göz olsun. Hani ne demiş şairin bir tanesi 

 

 

Hakkın kitabı, eşya sandığın şey Kûr’ân’dır, diyor. Bunu okuyan kimse makamları seyr eden, yani belirli bir eğitim alan kimse bu kûr’ân-ı okur ancak. Nasıl elimizdeki mürekkeple yazılan Kûr’ân-ı Kerîm-i nasıl bir eğitim aldıktan sonra okuyoruz. Anamızdan, babamızdan doğduğumuz gibi Kûr’ân veya herhangi bir yazı metin okuyabiliyormuyuz? bir eğitim yaptıktan sonra elimizdeki mushafı okuyoruz. Dışarıdaki fiili Kûr’ân-ı  okumak içinde tevhid eğitimi gerekiyor. İşte “ol okur kimse, ol evtân eylemiş,” Vatanları yani mertebeleri geçmiş olan Makamları, mertebeleri seyr etmiş olan, Seyran, seyr etmiş olan. Nereye kadar? Nereye kadar gelmişse, bir kişi, hangi vatana kadar gelmişse bir kişi idrakı o vatana kadar olmakta. Emmâreyi biliyorsa emmâresini okuyor sadece bu âlemin. Levvâme’yi biliyorsa sadece orayı, o tarafını okuyordur bu âlemin. Sadece taşta, toprakta, ağaçta, evde, binada değil. Kuruda veya yaşta hareket halinde veya durağan ne varsa bu âlemde bunların hepsi Kûr’ân ın nüshaları, sayfalarıdır. Görünüşte büyük Kûr’ân âlemler, küçük Kûr’ân ise bu sayfalardır.

 

       İnsân 2 sini birlikte cem eder. kendisi ile birlikte büyük Kûr’ân, Kûr’ân-ı A’zamdır. Eğer insân olmazsa dışarıdaki Kûr’ân dan kim haberdar olacaktır. İnsân olmazsa kelâmî Kûr’ân dan kimin haberi olacaktır.

İnsandaki 7 sıfatı subûtiyye

1-hayat

2-ilim

3-irade

4- kudret

5- kelâm

6- semi

7- basir

Ve diğer Esmâ-i İlâhiyye ile bu hakikatleri idrak etme kemâlâtına sahip. Kemâlât var ama bu kemâlât’ın zuhura çıkması için bizlere çalışmak düşüyor. Özümüzde hepsi mevcut. İşte  4 tane türü Kûr’ân-ı Kerîm’in ,

Elif-lâm-mîm: bu 3 harf dahi bir Kûr’ân’dır. Ne diyorlar bunlar için, hurufu mukatta, bu âlemlerin koordinatı

olduğunu söylüyorlar. Elif boydan boya bir âlem. Lâm bir âlem. Mim bir âlemdir. İşte bu 3 harf bütün bu âlemi kucaklamış, ihata etmiş vaziyette veya üstünde tutuyor ayrıca. Bu 3 harfli Kûr’ân. Elimizdeki mushafı şerif. Kûr’ân -ı samit. Dışarıdaki âlem Kûr’ân. Kûr’ân-ı mufassal. Yani açıklanmış tafsili, fiili Kûr’ân. İnsân da bunların hepsini okuyan câmi Kûr’ân, hepsini anlayabilen. Hepsini birlikte anlayabilen Kûr’ân’dır.

1-    Dışarıdaki Kûr’ân-ı okuyabilen

2-    Elindeki Kûr’ân-ı anlayan

3-    Elif-lâm-mim-i idrak etmeye çalışan

4-    Kendi hakikatlerini yaşamaya çalışan İnsân-ı Mübâreke, Kûr’ân-ı nâtık, konuşan Kûr’ân’dır.

Biz kendimizi öyle sepet gibi şu kadar kilo, bu kadar yaşta,  bu kadar boydan ibaret zannetmeyelim. C. Hakk’ın en mümtaz şekilde zuhur ettiği mahalleriyiz. Âdemleriyiz

İşte bunu anladıktan sonra zâten okuyordur. Kûr’ân-ı nı okuyan aslında Allahın kendisidir. Zâten onu başkası da hakkıyla okuyamaz. İkra’ kitabek dediği budur bir bakıma kendi kitabını oku. Kendi Kûr’ân-ı nı oku, demektir.