1. Hacı Bayram Velî, 2. Hızır Dede Bursevî, 3. Mehmed Muhyiddin Üftâde, 4. Aziz Mahmud Hüdaî, 5. Şeyh Ahmed Efendi, 6. Şeyh Abdullah Efendi, 7. Osman Efendi Atpazarî, 8.îsmail Hakkı Bursevî.
AZİZ MAHMUD HÜDAÎ
948 (1541) tarihinde Koçhisar'da dünyaya geldi.
978 senesinde, tahsilini tamamlayarak, bir müddet Edirne, Şam ve Mısır kadılıklarında bulundu.
Daha sonraları Bursada mahkeme-i suğra naibliği ve Ferhadiye Medresesi müderrisliği yaptı.
Bu sırada Bayramiyye Tarikati şeyhlerinden Muhammed Üftâde'ye intisap etti (984).
Üç sene şeyhine hizmet ettikten sonra İstanbul'a gelerek, Çamlıca'daki çilehanede bir müddet uzleti müteakip, Üsküdar'daki Rum Mehmed Paşa Camii'nin sol tarafındaki bir odaya yerleşti.
1002 (1593) tarihlerinde Fatih Camii'nde vaaz vermeye başladı. Daha sonraları Üsküdar'daki mescide minber koyarak, camie çevirip, cum'a hutbelerini orada okudu ve perşembe günleri de Üsküdar Mihrimah Sultan Camii'nde halkı irşad ile meşgul oldu.
1020 (1611) senesinde inşası tamamlanan Sultan Ahmed Camii'nde, her ayın ilk pazartesi günleri va'z etti. Bu arada Rum Mehmed Paşa Cami'inde tarikatini neşre devam etti.
Aziz Mahmud Hüdaî 1038 (1628) tarihinde Üsküdar'da vefat etti. Orada kendi inşa ettirdiği zaviyeye defnedildi.
Eserleri:
1. Nefâisü'l-Mecâlis: Bazı ayetlerin tefsirini beyan eden büyük bir cildtir.
2. Tecelliyât: Çeşitli tarihlerde kaleme aldığı ve ekseri kısmı arapça olan bir risaledir.
3. Necatü'l-Garîk: Cem' ve farkı açıklayan türkçe manzum bir risaledir.
4. Tarikatname: Dervişlerin adab ve erkanını beyan eden türkçe bir risaledir.
5. Divan-ı İlahiyat.
6. Tezakir-i Hüdaî: Yarısı Türkçe, yarısı Arapça olan mektûbatıdır.
7. Câmiu'l-Fadâil ve Kaamiu'r-Rezâil: Arapça bir eserdir.
8. Fethu'l-Bâb ve Refu'l-Hicab: Üç bâb üzerine tertiblenmiştir. Birincisi: Halk-ı İnsan; ikincisi: Tevbe; üçüncüsü: Camiiyetü'l-İhsan ve İhticabihi bi's-Sırrı'l-îlahîdir.
9. Miftahu's-Salat ve Mirkatü'n-Necat.
10. Habbetü'l-Mahabbe.
11. Hayatü'l-Ervah ve Necatü'l-Eşbah.
12. Hülasatü'l-Ahbar fi Ahvali'n-Nebiyyi'l-Muhtar.
13. Mecmûa-i Hutab.
14. Tarikat-i Muhammediyye.
15. Vâkıât.
16. Şerhu ala Kasîdeti'l-Vitriyye fi Medhi Hayri'l-Beriyye: Ebûbekr b. Abdi'l-Kerim Halebî'nin Kaside-i Şerife adı eserinin türkçe şerhidir.
17. Haşiye alâ Kuhistânî Şerhu Fıkh-ı Keydânî.
18. Şemâilu'n-Nebeviyyeti'l-Ahmediyye.
19. El-Fethu'l-İlahî.
20. Ahbâru'n-Nebî.
21. Halü'l-Ervah ve Ahvalü'l-Mevta. 45
İSMAİL HAKKI BURSEVÎ
İsmail Hakkı, otuz seneden fazla Bursa'da bulunduğu ve sonunda da orada vefat ettiği için Bursevî diye şöhret bulmuştur.
1063 (1652) senesinde Aydos'da doğdu. On bir yaşlarına geldiği zaman ebeveyni tarafından tahsil için Edirne'ye gönderildi ve yedi sene orada kaldı.
Yirmi yaşlarına geldiği zaman İstanbul'da geldi ve meşhur hocalardan ders okudu.
Bir müddet sonra Osman Fazlı'nın derslerine devam ederek ondan Celvetiyye tarikatinin adab ve talimatını öğrendi.
Bu arada usûl-i fıkıhtan "Tenkîh"i okudu. Farsça öğrenerek Sâdi'nin Gülistan'ını, Hâfız'ın Divan'ını, Câmi'nin Baharistan'ını, Kemalpaşazade'nin Nigeristan'ını, Mevlana'nın Mesnevî'si ile Fihi ma-Fih'ini, Hüseyin Kaşifî'nin Tefsîr'ini mütalaa etti.
İsmail Hakkı ayrıca hat san'atına ve müsikîye de çalıştı.
Tahsilini 23 yaşında tamamladıktan sonra Osman Fazlı onu kendi mümessili olarak Üsküp'e gönderdi. (1086/1675). Bir sene sonra Şeyh Mustafa Uşşakî'nin kızı Ayşe Hatun ile evlendi.
Bu sıralarda Osman Fazlı kendisine bir mektup yazarak tedrisata başlamasını emretti.
İsmail Hakkı'nin feyizli neşir hayatı bu ruhsattan sonra başladı. Bir taraftan öğrencilerine ders vermeye diğer taraftan kitap yazmaya devam etti.
Bir müddet sonra, Üsküp müftüsü ile aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle Osman Fazlı'nın tavsiyesine uyarak Köprülü'ye geldi. On dört ay kadar Köprülü'de kalan İsmail Hakkı, Usturanca halkının ısrarlı istekleri üzerine 1093 tarihinde ora ya tayin edildi, İki buçuk sene sonra Osman Fazlı'nın arzusu üzerine Edirne'ye döndü. Edirne'de üç ay kaldıktan sonra 1096 (1684) tarihinde Bursa'ya yerleşti.
İsmail Hakkı 1102 tarihinde Magosa'da bulunan şeyhi Osman Fazlı'yı ziyaret etti. Orada onyedi gün kadar kaldıktan sonra tekrar Bursa'ya döndü.
İsmail Hakkı, II. Mustafa zamanında Nemse seferine iştirak eden erlere cihadın kudsiyyetini, sabır, sebat ve kararın ecrini anlatmak, onların hislerine terceman olarak savaşa karşı iştiyaklarının artmasını te'min için Edirne'ye geldi.
Ordu 1107 (1695) tarihinde hareket edip, Tuna'yı geçip Erdel dolaylarında düşmanla savaştıktan sonra, kış mevsiminin başlaması sebebiyle tekrar Edirne'ye döndü ve 1108 tarihinde tekrar Sofya üzerinden Belgrat kal'asına geldi. İsmail Hakkı, Elmas Mehmed Paşa'nın hazır bulunduğu bütün savaşlara iştirak etti. Hatta çeşitli yerlerinden yara aldığı için Edirne'ye döndü, bir müddet sonra da tekrar Bursa'ya gitti.
1111 (1699) senesinde Şam'a, oradan da hac kafilesiyle Mekke'ye hareket eti. 1122 senesinde deniz yoluyla ikinci defa hacca gitti.
1129 senesinde gördüğü bir rüya üzerine tekrar Şam'a gitti ve 1132 tarihine kadar orada kaldı.
Daha sonraları İstanbul'a gelerek Üsküdar'a yerleşti. Üç sene sonra Tekirdağ'a, oradan da Bursa'ya geldi. 1137 (1728)'de Bursa'da vefat etti.
Eserleri:
Tesbit edebildiğimiz eserlerinin miktarı yüz altmış yedidir, bunlardan en meşhurları:
1. Ruhu'l-Beyan: Altı cildiik Kur'an tefsiridir.
2. Nakdü'r-Rical.
3. Şerhü'l-Usûl lite'siri'l-Vusûl.
4. Nefayisü'l-Mesail.
5. Muhammediyye Şerhi: 1252 senesinde Bulak'da basılmıştır.
6. Mesnevi Şerhi: 1287'de Matbaa-yı Amire'de basılmıştır.
7. Şeceretü'l-Yakîn.
8. Silsiletü'z-Zebeb.
9. Kenz-i Mahfî.
10. Şerh-i Usülü'l-Aşere: 1256'de İstanbul'da basılmıştır.
11. Muzîlu'l-Ahzan: Tegannî mes'elesi.
12. Risale-i Vahdet-i Vücûd. 46
1 _ Nefehatın beyanına göre, Abdü'l-Kadir Gîlanî, ilim tahsil etmek için Bağdad'a gitmek istediğini anesine söylemiş, kadın oğlunun bu teşebbüsüne memnuniyetle rıza gösterdiği gibi, kocasından kalan seksen dinarın kırkını, oğlunun hırkası koltuğunun altına dikerek Bağdad'a uğurlamıştır. Abdü'l-Kadir'e annesinin tek nasihati; "Asla yalan söyleme" olmuştur. Kafile Bağdad'a doğru giderken, eşkiyanın hücumuna maruz kalmış. Şakilerden biri Abdü'l-Kadir'e, yanında bir şeyler olup olmadığını sorunca, o da koltuğunun altında kırk dinar dikili olduğunu söylemiş. Şakî, çocuğun bu sözüne ehemmiyet vermemiş, ikinci bir şakinin sorusuna da aynı cevabı veren Abdü'l-Kadir'i reislerinin huzuruna götürmüşler ve orada, hırkasının koltuğundaki kırk dinarı çıkarmışlar.
Eşkiya reisi: "Paranın yerini niçin söyledin?" deyince, Abdü'l-Kadir: "Anneme asla yalan söylemiyeceğim hususunda söz vermiştim" cevabında bulunmuş. O zaman reis, bu küçük çocuğun ahde sadakati karşısında hayretler içersinde kalarak, kötü huyundan vazgeçmiş, efradıyla birlikte, bundan sonra bu gibi hareketlere tevessül etmiyeceklerine yemin etmişler ve aldıkları eşyayı sahiplerinee teslim ederek ayrılmışlar (Lamiî, Nefehat Ter., s. 586).
2_ Nefehat Ter., s. 585-586; Kâmusu'l-A'lam, c. IV, s. 3087; İslam Ans., c. I, s. 80-82.
3_ Mir'atü't-Turuk, s. 6.
4_ Reşehat Tere., s. 14; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 13-201; İslam Ans., c. I, s. 210-215.
5- Nefehat Terc., s. 610-612; Kamusu'l-A'lam, c. III, s. 2290; İslam Ans., c. I, s. 202.
6- Mir'atü't-Turuk, s. 8.
7_ Fütûhât, c. I, 205, 247; c. IV. s. 551.
8_ Nefehat Ter., s. 605; Kamusu'l-A'lam, c. I, s. 759; İslam Ans., c. IV. s. 36-37; İbnü'l-Arabî, Hayatı ve çevresi s. 91-93.
9_ Mir'atü't-Turuk, s. 10.
10_ Nefehat Terc., s. 475-480; Kamusu'l-A'lam, c. VI, s. 4568; İslam Ans., c. 9. s. 163-164.
11_ Mir'atü't-Turuk, s. 12.
12_ Nefehat Terc., s. 527-528; Kamusu'l-A'lam, c. IV, s. 2703; Lügat-ı Tarihiye ve Coğrafiye, c. IV, s. 156-157; Mu'cem, c. IV, 1060-1061.
13_ Mu'cem, c. IV, s. 1060.
14- Aynı eser, c. IV, s. 1061.
15- Mir'atü't-Turuk, s. 13.
16_ Fütûhat, c. II, s. 20.
17_ İbnü'l-Arabî'nin dayılarından birisi Tilemsen meliki idi. Adı Yahya bin Yağân'dır. Onun zamanında Ebû Abdillah et-Tûsî isminde bir şeyh yaşıyordu. Bu zat Tilemsen şehrinin kıyısında ikamet ederdi. Bir gün şeyh, Tilemsen şehrinde bulunduğu sıralarda Yahya b. Yağan oradan geçiyordu. Kendisine, yanından geçtiği şeyhin Ebû Abdillah olduğunu söylediler. O da atının başını çekerek ona selam verdi. Bu sırada da şeyhe, üzerindeki ipekli elbiseleri göstererek, "Bunlarla namaz kılmanın caiz olup olmadığını" sordu. O zaman şeyh: "Senin halin pisliğe düşmüş, doyuncaya kadar o pislikten yiyen, her tarafı necasete bulanan, fakat bevlederken sidik bulaşmasın diye ayağını kaldıran köpeğe benzer. Senin dahi karnın haramla dolmuştur. O durumda iken bu elbiselerle namazın caiz olup olmadığını ne diye soruyorsun?" diye mukabele bulunmuştur. Bunun üzerine Yahya b. Yağân saltanatı terkedip şeyhe intisab etmiş ve ölünceye kadar odun satarak maişetini te'min edip, geriye kalanını da tasadduk etmiştir..." (Fütûhat'ta zikredilen bu olay, Nefehat Terc., 627'den alınmıştır.)
18_ Nefehat Terc., s. 662.
19_ Aynı yer.
20_ Aynı eser, s. 623.
21_ İslam Ans., c. VIII, s. 533-555.
22_ Şeyh-i Ekber'i Niçin Severim? Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Çevresi.
23_ Mil'atü't-Turuk, s. 16; Hadikatü'l-Evliya, s. 5-46; Kamusu'l-A'lam, c. IV, s. 2569; Lügat-i Tarihiye ve Coğrafiye, c. III, s. 14.
24_ Mil'atü't-Turuk, s. 18.
25_ Doğum tarihine düşürülen tarih şudur: "Geldi Mevlanâ'yı Rumî aleme".
26_ Tezkiretü'ş-Şuarâ, s. 193.
27_ Nefehat Terc., s. 516-520; Kamusul'l-A'lam, c. III, s. 1825; Lügat-i Tarihiye ve Coğrafiyi c. III, s. 41; İslam Ans., c. III, s. 53-58.
28_ Eski harflerimizle yazılıp, Ebced hesabına göre değerlendirilirse vefat tarihi çıkar.
29_ Zümer sûresi, ayet: 53.
30_ Bezzâr, Ebu Saîd radıyallahü anh'den.
31_ İbni Mâce, İbni Mes'ûd radıyallahü anh'den.
32_ Kamusu'l-A'lam, c. II, s. 1257; İslam Ans., c. I, s. 176.
33_ Mir'atü't-Turuk, s. 20.
34_ Kamusu'l-A'lam, c. I, s. 570; İslam Ans., c. 3, s. 555.
35_ Mir'atü't-Turuk, s. 21.
36_ Aynı eser, s. 22.
37_ Enîsü't-Talibîn Terc.
38- Reşehat Terc., s. 80.
39- Mir'atü't-Turuk, s. 26.
40_ Seyyid Celalüddin Yahyâ b. Bahaüddin el-Bakûbî, Halvetiyye tarikatinin ikinci pîridir. Osmanlı Müellifleri'nde kayıtlı eserleri: Esâru't-Talibîn, Şifau'l-Esrar, Esrar-ı Ulûhî, Keşfü'l-Kulub, Meratib-i Esrar-ı Kalb, Esrani'l-Vudû', Rumuzu'l-İşarat, Menazilü'l-Arifîn, Şerhu Esma-i Semaniyye, Şerhu Sualat-ı Gülşen-i Râz, Etvaru'l-Kalb, İlm-i Ledün.
41_ Tomar-ı Turuk-ı Aliyye'de Halvetiyye, s. 20.
42_ Mir'atü't-Turuk, s. 27.
43_ Nefehat Terc., s. 684; Kamusu'l-A'lam, c. 2. s. 1428; Osmanlı Müellifleri, c. I, s. 56.
44- Osmanlı Müellifleri, c. I, s. 17; İslam Ansiklopedisi, Eşrefiye maddesi, c. IV, s. 396.
45_ Külliyat-ı Hazret-i Hüdaî, Osmanlı Müellifleri, c. I, s. 185; Kamusu'l-A'lam, c. IV, s. 3151.
46_ Kamusu'l-A'lam, c.II, s.950; Osmanlı Müellifleri, c.I, s.28-32; İslam Ans. c.V., s.1114