Tenzîh-i kesret.           Tenzîh-i vahdet.            Teşbîh-i kesret.           Teşbîh-i vahdet.            Tevhîd-i kesret.           Tevhîd-i vahdet.

(Ve kâlû Lâ tezerunne âliheteküm ve lâ tezerunne vedden ve lâ süvâen ve lâ yeguse ve yeuke ve nesren.)

 

71/23. “Ve dediler ki: Tanrılarınızı bırakmayınız, ne Vedd-i ve ne Süva-i ve ne Yegus-i ve Yeuk-ı ve Nesr-i terk eylemeyiniz.”

 

51

 

Bu hususta, Konyalı Mehmed Vehbi efendinin, Büyük Kûr’ân tefsiri “Hülâsatül beyan” cild 15 sayfa 6168 de özetle şöyle bir kayıt vardır.   

 

*****

 

         (.........Bazı rivayete nazaran, bu beyan olunan beş putun isimleri Hz. Âdem’in evlâtlarından beş zâtın ismidir. Onlar vefat edince, şeytan İnsân sûretinde geldi ve (Bunların sûretlerini tasvir ederseniz unutmamış olur, istediğiniz zamanda onlara bakarsınız) demekle tasvirlerini yaptırdı. Bu minval üzere onlara nazar ederken zaman geçtikçe bu âdet ibadete dönüşmüş oldu. Gittikçe o putlara muhabbet arttı, sonra gelenler her şeyi onlardan beklemeye ve hakîkî ma’bud demeye başladılar. Halbuki putların hiç bir şeye kadir olmadıkları bütün akıllı insanlarca bilinen bir gerçek haldir........)

 

*****

         Ferit Develi oğlunun (Osmanlıca Türkçe) lügatında, bölümlerinde şöyle kayıtlar vardır.

 

(Vedd) = Dostluk:   

(Süvâ) = Cahiliyyet devrinde Huzeyl kabilesinin taptığı put: 

(Yegûs) = Arslan şeklinde olan bir putun adı:

(Yauk) = Nûh kavminin putlarından at şeklinde olan birinin adı:

(Nesr) = Nûh kavminin putlarından biri, akbaba-kartal şeklinde:        

 

 

52

*****

 

         Bu hususta (Te’vilât-ı Kâşâniyye) de de şöyle bir kayıt vardır.

 

         İhtiraslarınızla ibâdet ettiğiniz ve sevdiğiniz (beden-vedd-i) (nefs-süvâ’i) (âile-yegus”u) (mal-yeuk’u) ve (hırs-nesr’i) gibi hevanıza uyarak kulluk sunduğunuz mâbutlarınızı bırakmayın dediler. Gerçeği örten kâfirler ki; bunlar pek çok kimseyi yoldan saptırmıştır. Ve bunlar nefislerine zulm eden zâlimlerden olmuşlardır.

 

*****

 

         Şimdi bir başka yönden bunları özetle incelemeğe çalışalım. Ancak daha evvelce Nûh kavminin bu âleme bakış açılarını anlamağa çalışmamız yerinde olacaktır. 

         Genel İnsânlık tarihinde hakk’a dair üç bakış açısı vardır. Bunlar sırasıyla “Tenzîh-teşbîh-ve tevhid”ir. Ve bunların hepsinin de, kesret ve vahdet olmak üzere de iki ayrı halleri vardır. Yâni, 

        

         Tenzîh-i kesret.

         Tenzîh-i vahdet.

 

         Teşbîh-i kesret.

         Teşbîh-i vahdet.

 

         Tevhîd-i kesret.

         Tevhîd-i vahdet. Anlayış ve yaşantılarıdır.

 

 

 

(Vedd) = Dostluk: Muhabbet:

         Nefs-î muhabbet ve nefsine dostluk putu:

  

(Süvâ) = Cahiliyyet devrinde Huzeyl kabilesinin taptığı put: 

         Masiva, hakk’tan gayrı ne varsa onlara muhabbet putu:

 

(Yegûs) = Arslan şeklinde olan bir putun adı:

         İnsanda bulunan hükmetme sevgisi putu:

 

(Yauk) = Nûh kavminin putlarından at şeklinde olan birinin adı:

         İnsân da bulunan koşturma öne geçme baş olma sevgisi putu:

 

(Nesr) = Nûh kavminin putlarından biri, akbaba-kartal şeklinde:       

         Yücelenme yukarılara çıkma üstün olma sevgisi putu: 

 

         İşte onların bu anlayışları, “teşbîh-i kesret” anlayışıdır. Bu anlayış ve yaşantılarının izâhları uzundur yeri olmadığı için sadece özet olarak ilgili yönlerini ifade etmeye çalışacağız. 

 

         Tenzîh, Cenâb-ı Hakk’ı ötelerde bilmektir.

         Teşbîh, Cenâb-ı Hakk’ı misâllerle şehadet âlemi’ nde bulmak-bilmektir.

         Tevhîd ise, Cenâb-ı Hakk’ı bütün âlemlerde o âlemin hakikati üzere müşahede etmektir, diyebiliriz.

 

 

         Nûh âleyhisselâm kavmini “Tenzî-i vahdet” daveti ile davet ettiğinden, ötelerde yukarılarda olan bir Allah idrâkini anlayamadıklarından kendisini, kıyafetlerini başlarına çekmek sûreti ile dinlemek istemeyip inkâr yoluna sapmışlardır.

 

Onların o zamanki anlayışları ise “teşbîh-i kesret” idi. Yâni çokluk üzere rabb’larının kabulü idi. İşte bu yüzden çokluk rabb anlayışı onlara daha sevimli geldi  ve tek rabb daveti onlara hoş gelmedi ve uzaklaşmalarına sebep oldu.

 

         Muhammed-î’ liğin getirdiği “teşbîh-i vahdet” ise bütün âlemin fert ve zerrelerinde her mertebesi itibariyle Hakk’ı müşahede etmektir. Hâl böyle olunca (2/115) “Nereye dönerseniz Hakk’ın vechi oradadır” Âyet-i Kerîmesinin hükmünce, Hakk’a ibadet edilmiş olunmaktadır. Ancak sadece o mahalle doğru ibadeti tahsis edip başka yerlerde Hakk’ı görememek putperestliktir ve şirk hükmündedir, işte suç buradadır.

 

         İbadetteki “tevhîd-birliğin, oluşması için bütün insânların kıblesi Kâ’be-i muazzama olmuştur.

 

         Nûh kavminin ileri gelenleri bu hakikatleri anlayamadıkları için, kendilerinden daha zayıf olan insânlara putlarınızı bırakmayın diye üzerlerine gidip inkârlarının devamını ve kendilerince putlara tapmanın muhabbetini bırakmayın dediler. Böylece kavmi Nûh (a.s.) ın yanından uzaklaşmış oldu.