“Kelime-i Tevhid”in Hz. Ali (K.A.V.) Efendimize  ve sahabe-i kiram’a telkin edilmesi

 

Camiul usul’den sahife 132 de, Hadis alimlerinden İmamı Ahmed Tabarani ve diğer bazılarının rivayetine göre; “Allah’ın rasulü teker teker ve toplu olarak eshaba zikir ve usulünü telkin ve tarif etmiştir.”

 

Eshaba toplu haldeki telkini, Seddad bin Evs RA’ın rivayet ettiği bir hadise göre;

[Birgün rasulullah sav’in huzuru saadetlerinde bulunuyorduk,

Efendimiz sav. buyurdular ki, “içinizde garib (yabancı) olan kimse var mıdır?”

Ravi diyor ki, “ hayır ey Allah’ın Rasulü” dedim.

O zaman Efendimiz (sav) bize kapıyı kapatmamızı emir buyurdular ve şöyle ilave ettiler, “ellerinizi kaldırınız “lâ ilâhe illâ allah” deyiniz.”

Daha sonra; “Allahım sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Ey benim Allahım sen beni bu kelime ile gönderdin ve bu kelimeyi emrettin. Bu kelime üzerine cennetini vaad ettin.  Muhakkak ki, sen sözünden asla caymazsın” diye dua ettiler.

Sonra tekrar buyurdular, “hepinizi Allah ü Teala’nın mağfireti ile müjdeliyorum.” ]

 

Allah’ın rasulünün eshabına teker teker telkin ve tarifine gelince, Yusuf Kevrani (RA) ve diğer hadis alimlerinin sahih bir senetle rivayet ettiklerine göre;

[Hz. Ali (k.a.v.) birgün Allah’ın rasulüne bir şeyler sordu. (hepimizini duyabileceği bir şekilde) “Ey Allah’ın rasulü Allah katında fazileti en büyük, tatbikatı en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanını bana göster/öğret,” deyince, 

Efendimiz (sav), “benim ve benden evvel gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey  “lâ ilâhe illâ allah” zikridir” buyurdular.

“Ya Ali bütün gökler ve yerler (kainat) terazinin bir kefesine ve  “lâ ilâhe illâ allah” da diğer kefesine konsa “kelime-i tevhid” onlardan ağır gelirdi,” buyurdular.

(yani bu kelimenin Allah katında ki değeri kainattan üstündür, demektir.)

Şöyle devam ettiler, “Ya Ali yeryüzünde  “allah” diyen bulunduğu müddetçe kıyamet kopmaz.

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki, “Ey Allah’ın rasulü Allah-u Teala Hazretlerini nasıl zikredeyim.”

Allah’ın rasulü, “Ya Ali gözlerini kapa şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim,” buyurdular.

Evvela Allah’ın rasulü gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa “lâ ilâhe illâ allah” diye zikrettiler.

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabi ile birlikte Hz. Ali dinledi.  Bu sefer de aynı şekilde Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah’ın rasulü dinlediler.” ] diye rivayet etmişlerdir.

 

İşte bu hareket Hz. Ali (k.a.v.)’ın Allah’ın rasulünden aldığı zikir ve talimi oldu ve böylece Rasulü Ekrem’e gönülden de biat etmiş oldu.

 

Bu telkinin diğer bir oluşumu da “Hudeybiye”de vaki olan “Bey’atür Rıdvan” hadisesidir.

 

Kur’anı Keriym Fetih 48/10 ayetinde,

 

“innelleziyne yübayi’uneke innema yübayiunallahe

yedullahi fevka eydihim”

mealen,

“Ey Muhammed sana el vererek manevi alış veriş yapanlar ancak Allah ile alış veriş yapmışlardır. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir.”

Şekliyle belirtilen ayeti kerimedeki ifade bu manayı çok güzel açıklamaktadır.

 

Talip ile matlubun Hakk yolunda birlikte yürümeleri için el ele vererek ahidleşmeleri esnasında onlar ki, birbirleri ile gönülden alış veriş yaparlar, zannederler ki, onlar kendileriyle alış veriş yapıyorlar. 

Halbuki onlar “Allah” ile alış veriş yapmaktadırlar.  Onların elleri üzerinde “yedullahi/Allah’ın eli” vardır, hakikatini çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.

 

Bu ayette belirtilen “bi’at” (yani el ele tutuşup ahidleşmek) Rasulullah’a Hubeydiye’de vaki olan biattır, ki “Bey’atür Rıdvan” namıyla belirtilen bi’attır.  Ashabtan 1400 kişi bi’at etmiştir.

 

O gün ve daha sonraki  günlerde Risaletpenah Hz. Rasulüllah (sav.) Efendimizin elini tutan ve “Kelime-i Tevhid”in kendilerine telkin ve talimi öğretilen kimseler, değişik manevi mertebelerde olduklarından o alış verişten her birerleri ayrı ayrı feyz aldılar. 

 

Hz. Rasullülah’ın elini tutan kimselere akan, “muhabetullah”, “marifetullah” ve “muhabbet-i rasulullah” değişik oranlarda ve değişik şiddetlerde olmuştur.

 

Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmış, bazılarında bir nesil yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir, bazıları iki nesil, bazıları üç, dört nesil, daha bir kısmı ise, daha fazla nesle bu alış verişi, muhabbet akışını iletebilmişlerdir.

 

Sahabenin de büyüklerinden olan “Hulefa-i Raşidin” (Dört Halife) den gelen akış en çok nesillere ulaşan akıştır.  Bunlardan bilhassa bizleri ilgilendiren Hz. Ali (radiyaullah anha ve keremullahu veche) Efendimizden gelen akışın bu günlere ulaştığını ve inşeallahu teala kıyamete kadar da devam edeceğini de biliyoruz.

 

Yukarıda belirtilen ayeti kerime’de Cenabı Hakk çok açık olarak kendi lafzı olan “Kelime-i Tevhid”in gönülden gönüle intikali muamelesinde kendinin de manen orada bulunduğunu tutulan ellerin üstünde kendi manevi elinin de olduğunu ifade etmektedir.

 

11-02-2002

Tekirdağ

 

Adem AS’den itibaren insanlık alemine sunulmaya başlanan “Kelime-i Tevhid” her peygambere kendi mertebesi itibariyle talim ve telkin ediliyordu.  Nihayet alemlerin sultanı “ahad”ın “Ahmed” ile zuhuru “ah....” ve muhammed deryalarının sakisi “Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz”in zuhuru ile yukarıda belirtilen ayeti kerime ile tam ve mutlak bir kemalde Allah cc. tarafından kendisine bütün mertebeleri ve tüm kemalatıyle “Kelime-i Tevhid” talim ve telkin edilmiştir.

 

 

Hz. Ali Efendimizin bu günlere ulaşması

 

Böylece peygamberlik mertebesinden Hz. Ali (k.a.v.)’ye talim ve telkin ile de orada velayet mertebesi zuhura çıkmıştır.

 

“Kelime-i Tevhid” Allah (cc.)’den peygamberlerine böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabilerine, onlardan daha sonra gelenlere intikal etmiştir. 

 

“Uluhiyyet mertebesi”nden -  nübüvvet mertebesine, nübüvvet mertebesinden – velayet mertebesine oradan da seyrü süluk mertebesine lutfedilerek “Kelime-i Tevhid” belirli kollar halinde beşeriyyet alemine yayılmış, zahir ve batın bütün müslümanların baş tacı, ilk şartı ve şiarı olmuştur.

 

Bu kollardan birisi de “Veliyyi Mutlak” Hz. Ali (k.a.v.) den Hz. Hasan Basri, Habib-i Acemi, Davud-u Ta’i, Maruf-u Kerhi, Sırr-ı Sakati, Cüneyd-i Bağdağdi, ..........Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki, .......yoluyla .... Mustafa Safi, Hazmi Tura ve Nusret Tura Uşşaki kanalıyle bizlere kadar ulaşan koldur. Sonsuz hamdederiz.

 

Hz. Rasulüllah’tan Hz. Ali (k.a.v.)’ye talim ve telkin edilen “Kelime-i Tevhid” elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere “el fakiyr” bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları teşkil edecek gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elden geldiği, gücümüzün yettiği kadarıyle gayret göstermeye çalışıyoruz.

 

Böyle bir lutfun şükründen aciziz, bu yükü taşımaktan da aciziz, inşaellallah  indeallah’ta kusurlarımız hoş görülür.

 

Seyr-i Sülukun üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretlerine intisabım ile başlamakta idi.  O zamanlar ben oldukça genç ve o da oldukça ileri yaşlarında idi.  Bir müddet onun telkin ve sohbetleriyle geçtikten sonra nihayet gittiği Hacc farizasını ifadan geldikten kısa bir müddet sonra Hakk’a yürüdü.   Böylece kendinden sonra yerine Nusret Tura Uşşaki halifesini vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi.

 

Böylece zahirde de yakın akrabam olan Nusret Tura Uşşaki Hazretleri, batında da üstadım olmuştu.  Kendisine ulaştığımda “Kelime-i Tevhid”i ve bulunduğum dersin de esmasını talim ve telkin ettikten sonra bundan böyle batıni yolculuğumuz, kendisinin dünyamızı terk ettiği zamana kadar devam etti gitti.

 

Benim için söylediği birçok sözlerinin içinde, “oğlum benim sebebi vücudum (yani varlık sebebim) sen imişsin,” demesi fakiri çok duygulandırmıştır. (15)

(Not: (15) Bu mevzularda daha geniş bilgi “Terzi Baba” isimli kitbımızda mevcuttur.)

 

Her iki zevat-ı ali’den aldığım “Kelime-i Tevhid”in zahir batın manalarıyle pirlerimizin himmetleriyle, ayrıca kendi bünyemde oluşan tecellilerle bu satırları Hakk’ın lutfuyle oluşturmaya çalıştım.

 

Şurada küçük bir hatıramı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefatı günlerinde idi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti zuhur edip, “Kelime-i Tevhid”i yine talim ve telkin eder gibi elini sallayarak, “hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret,” diye teşvik ettiğini de hiç unutmam.