“Muhammed” (S.A.V.) kelimesi

 

BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİYM

 

Şu anda tekrar Ravza-i Mutahharada müezzin mahfeli arkasında, sabırla taşıdığı yükü yere bırakmamak için dimdik ayakta duran oldukça yaşlı bir direğe dayanmış, bir taraftan yazılarıma devam ederken, bir taraftan da “Hacer’ül esved” köşesi istikametinden zat-i tecelliğinin zuhur mahalli olan “Ka’be-i Muazzama”yı seyr etmeğe çalışıyorum ve oturduğum yerde Adem (a.s.)’dan beri nice Mü’minlerin, nice peygamberlerin, nice aşıkların, nice irfan ehlinin oturup, burada oluşan halleri müşahede ettiklerini düşünüyorum  Bugün cum’a, daha sabahtan sa’iy de, tavaf da çok kalabalık.

Evet biz yine seyr’imize bıraktığımız yerden devam etmeğe çalışalım.

 

Kelime-i Risalet’in (¢é¨Ü¨£Û a) “allah” ve (¤4좍 ‰) “resul”  bölümü oluştuktan sonra, bunları hem taşıyıcı, hem de izah edici çok güvenilir ve çok güçlü bir mekanizmaya ihtiyaç vardı. 

Bunun oluşması için kaynaktan (ç) “hu”dan bütün mertebe ve oluşumları bünyesinde muhafaza edip barındıracak bir mahal gerekiyordu.  İşte batında zaten var olan bu sistem (…)  “dal” harfi ile zuhura çıkmaya başladı.

 

En başta insanlığın atası olan “Adem”de de bulunan bu (…) “dal” bütün hakikatlerin gerçek olduğunun “delil”i mertebesinde oldu.

 

Bundan sonra oluşan sembol ve mana sondan başa ilk  (â) “mim” oldu, bu ise “Makam-ı Mahmud” (övülen makam) Hakikat-i Muhammedi’nin sembol ve manası oldu.

 

Ondan sonraki, geriye doğru ikinci (â) “mim” Hakikat-i Muhammed’inin zuhur mahalli, “alemlere rahmet” olan Hazret-i Muhammed Mustafa s.a.v. efendimizin sembol ve manası oldu.

 

Bundan sonra oluşan (€) “ha” ise bu yaşanması için ve “Makam-ı Mahmud”un (€) “ha”sı oldu.

 

Tecelli ve oluşum, nihayet en sonda oluşacak olan sembol ve manayı ifade eden üçüncü (â) “mim”e geldi ki, bu da “Muhammed’ül Emin”in (â) “mim”’idir.

 

Zat-ı Mutlak en geniş manada zuhur edeceği “emin” mahallini oluşturmuş, böylece de “Kelime-i Risalet” ebedi şekliyle kemale ermiş bulunmakta idi.  İşte bu yüzden o mahalle “emin”lik lafzı beşerde değil Hakk’tan verilmişti.

 

Kendisinden “emin” olunarak Tecelli-i İlahi yine o (â) “mim”den bu sefer yukarıya doğru seyr’e başlayarak Miladi 610 dan itibaren “lâ ilâhe illâ allah” muhammedürrasulüllah” olmak üzere, Kelime-i Tevhid’i ve Kelime-i Risalet’i en güzel bir şekilde ortaya getirerek, “taşıyıcı”lığını, izahını ve eğitimini  ömrünün sonuna kadar hakkıyla yaparak, bu görevi kendinden sonrakilere devretmiştir.

 

Zat-ı Mutlak, kendi zatıyla birlikte “Ezan-ı Muhammedi”de habibinin adını da zikrettirerek bütün bu gerçekleri toplu olarak ortaya getirmiş ve alemlere ilan ettirmiştir.

 

Güneşin dönüşümü ile günün her anında Ezan-ı Muhammedi beş (5) vakti ile birlikte dünya üzerinden bütün alemlere ilan edilmektedir.

 

Evet bu kelimelerin zaman içinde taklide dönüşmemesi, gerçek hakikatine ve manasına nüfuz maksadıyla “şehadet”i de şart koşarak, her iki kelimenin de başına “şehadet” kelimesi ilave edilmiştir.

 

Evvela “Zat-ı Mutlak” “eşhedü” diyerek kendi varlığına kendi şahit olmuştur.

 

Yine Evvela “Rasul-u sakalıyn” (iki ağırlığın) yani “İnsanların ve cinlerin” peygamberi, kendi kendinin Risaletine şahit  olmuştur. 

 

Ancak ondan sonra, bu şehadet en yakınlarına oradan “sahabe-i kiram”a, oradan diğer müminlere, oradan bütün dünyaya, oradan da alemi melekuta Mi’rac gecesi meleklere, oradan da alemi ceberuta ta arşa kadar her mertebede şehadet ve tasdik olunmuştur.

 

İşte şu anda dahi müezzin efendi Cum’a ezanını okumakta ve “eşhedü”ler ile birlikte tamamını Ka’be-i Muazzama’dan bütün alemlere ilan ederek tekrar hatırlatmakdaydı.

 

“Muhammed’ül Emin’in” (â) “mim”i ile tamamlanan “Allah, Rasül, Muhammed” (Allah’ın Rasul’u Muhammed) (s.a.v.) şekliyle, yukarıdan aşağıya okunuyorken, aşağıdan yukarıya da “Muhammedürrasulüllah” şekliyle ifadelendirilmiştir.

 

Her iki kelimede de “yukarıdan aşağıya” başta müşterek (¢é¨Ü¨£Û a) “allah”  lafzı vardır ve ikisi de aynı kaynaktan zuhur etmektedir.  Aşağıdan yukarıya okunduğunda da her ikisinde de (¢é¨Ü¨£Û a) “allah”   lafzı sonda sığındıkları yerdir.

 

Ahadiyyet’in hüvviyyetinden ve inniyyetinden meydana gelen bütün bu seyr-i daha kısa yoldan izah etmek için (¤†  £à z¢ß) “muhammed” tecellisindeki  üç (3) (â) “mim”’i  üç (3) mertebeyi bir araya toplayarak Ahadiyyet’ine üçüncü bir harf olarak dahil edince “Ahad” hemen “Ahmed”e  intikal etti.

Böylece sırlanmış, perdelenmiş “Ahad” batın, “Ahmet” zahir olarak bütün şaşasıyla alemlerin sultanı olarak görevine devam etmiştir.  İşte bu yüzden “Hamele-i Ahad” (Ahad’ın taşıyıcısı) olmuştur.

 

Yine böylece uluhiyyet yönüyle (ç) “hu” ismi, batında “Makam-ı Mahmud” ve “ismi A’zam”. 

(¤†  £à z¢ß) “muhammed” ismi ise, tecelli ve zuhur yönüyle “ismi Azam” ve “Makam-ı Mahmud”.  En geniş ve kamali yönüyledir.

 

“Hacer’ül esved”in siyah olması, Risalet mertebesinin “Arap ırkından” yani “siyahi”lerden oluşu “sevad-ı A’zam” (büyük karanlık), “zat’ül baht” ve A’ma’iyyet diye belirtilen o mertebeyi kendisine benzerliği dolayısıyla en güzel şekilde zuhura getireceğinden, efendimiz, alemlerin sultanı, “Arab” ırkından zuhura getirilmiştir.  Ve bilindiği gibi İslamiyyet daha ziyade “fakr” halinde olanlarda ve siyahilerde bu yüzden daha çok kabul görmektedir.

 

Aynanın arkası ne kadar “kesif, koyu sırlı” olursa yansıtması da o kadar parlak ve net olur.  Gökte “Nuru Muhammedi Kameri” nasıl ilahiyat güneşinin yansıtıyor ise, yerde de Hz. Muhammed SAV. “hakikati ilahiye’yi bütün yönleriyle zuhura getirip yaşatmakta ve yansıtmaktadır. Bu sistemin dışında Hakk’a ulaştıracak başka da bir vasıta ve yol yoktur.

 

İşte sevgili kardeşim özel ve özet olarak izahına gayret etmeye çalıştığımız “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”i bu anlayış ve tatbikat içinde söylemeye ve uygulamaya gayret edersen, müşahade ehilleri arasına dahil olursun, aksi halde ehli taklidin yolunda olduğunu bilesin.

Allah cümlemizin basar ve basiretini açsın.  Allah CC. daha iyisini bilir.