İnsan-ı Kamil

 

İnsan-ı Kamil : “Kamil İnsan” anlamınadır.

Makamı         :  “Ahadiyyet”  (Cemül Cem) toplamların toplamı.

Zikri               :  “Allah” CC. dir.

Alemi             :  “Bütün alemler” her alemde gereği gibi hareket etmek 

Peygamberi   :  “Muhammed Mustafa”(SAV)dır.

Lakabı            :  “Abdü’hu ve Resulü’hu”

Kelimesi        : “lâ ilâhe illallah muhammederrasulüllah” dır.

Seyri               :  “Seyri anillah” (Allah’dan seyr)dir. Hakk’tan halka’dır.

Suresi             :  “Fatiha” (el hamd) dır.

İdrakı             :  Kur’anı Keriym Enbiya 21/107 ayetinde

 

“ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin”

mealen,

“seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”

 

 Hali               :  Kur’anı Keriym Enfal  8/17 ayetinde,

 

 “ve ma remeyte iz remeyte ve lakinnallahe rema

mealen                      

“attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı”

 

Hali                :  Hadisteki,

“men reani fekad reel hakk

mealen                      

“beni gören ancak Hakk’ı görmüş olur”

 

Yaşantısı       : Daha evvelce Hakk’ta baki “baka billah” kendi halinde alemden habersiz iken salik bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise giydirilip, tekrar eski beşeriyyet alemine gönderilir. Dışı “Şeriati Muhammedi” içi “Hakikati Muhammedi” ile bezenmiş olduğu halde halka çok yumuşak ve müşfik bir şekilde yaklaşır.

 

İstidat ve kabiliyeti olanları ellerinden tutup daha evvelce kendi geçtiği yolları takip ederek, Hakk’ın huzuruna çıkarıp Mir’ac ettirmeye çalışır.  Hayatı böylece devam eder  gider.  Dışı halk, içi Hakk iledir.

 

Evet böylece bu mertebe hakkında da genel bir bilgi verdikten sonra biz tekrar Allah lafzının ikinci gizli elif’inin yanında bıraktığımız yolumuza gelelim.

 

Kelime-i Tevhid’in (çıkış) “uruc” sürecinin sonuna yaklaşmış olan yolcumuzu burada bir mertebe daha beklemektedir ki, bu onikinci (12.) mertebe, ayrıca diğer bütün mertebeleri de kapsamına almaktadır.

 

Allah lafzının sonundaki (ç) “he”  yani (hu) hüviyyet-i mutlaka olduğu ve bu mertebede “İsmi a’zam” (en büyük isim) olduğu da belirtilmiş idi. İşte ancak buraya ulaşan salik Kelime-i Tevhid-i hakkı ile söyleyebilirler.

 

27-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Ka’be-i Muazzama

 

Bu mertebenin sahibleri, “Hüviyyet-i mutlaka”da buldukları kendi gerçek hüviyyetleri ile yaşarlar, diğerleri gibi hayali hüviyyetleri ile değil.  Ve kendilerine verilen yeni bir Hakkani elbise ile halkın arasına Hakk ile dönerek bulundukları yerde mertebe-i Muhammediyye’nin temsilcileri olurlar: İstidat sahiblerini  tekrar geldiği yollardan geçirerek Hakk’ın huzuruna çıkarıp kamil insan olmalarını sağlarlar.

 

Zikirleri            : “Allah”,

Tevhidleri        : “lâ ilâhe illâ allah”,

Müşahedeleri  : “Muhammederrasulüllah”tır.

 

 

26-01-2002

Tekirdağ

 

Bireyi Hakk’a ulaştıracak bu Muhammedi yoldan başka sistem yoktur.  Ancak bunun aslını bozmadan tatbikatı mutlak gereklidir.  Değişik yöntemleri vardır, fakat netice hepsinde yukarıda belirtilen esaslara dayanmaktadır.

 

Allah (CC.)ın habibi vasıtasıyle bütün muhammedi kullarına bahşettiği bu lütuf ne muazzam bir şereftir.  Kıymetini bilemezsek, bizlere ne kadar yazıktır.  Biraz gayretle elde edebileceğimiz bu ebedi güzellikleri, ilgisizlik ve gafletimiz yüzünden elimizden kaçırmamız ne büyük, telafisi mümkün olmayan hüsran olacaktır.

“Ya Hafız” bizleri gafletten muhafaza eyle. Amin.

 

Evet böylece yolcumuz gizli (Q) “elif”ten (ç) “hu”ya doğru “ah...”. ediyorken birden kendini (ç) “hu”nun içinde bulunca o deryada mutlak bir sekine (sukunete) ererek, (ç) “hu”nu gaşyetti (kapladı) artık o da aynen  (ç) “hu”  olmuştu.

Kim nerede, nasıl bir “ah...” ediyorsa böylece onun da ismi anılmış her “ah.....”ın hedefi olmuş oluyordu. 

 

Bir müddet orada misafir edildikten sonra “seyri anillah” hükmü ile Hakk’tan halka olan seyr-i de tamamlamış olmakta idi.  İşte bu sefer de, onun dışına tekrar eski beşer elbisesini giydirdiler  fakat özüne ise “hu” deryasını doldurdular alnına da “Nur-u Muhammed”i mührünü basarak halkın arasına gizli bir hazine olarak gönderdiler.  O kadar gizlediler ki, tanımak mümkün değil, o kadar açtılar ki, tanımamak mümkün değildir.

 

Böylece “salik” yolcumuzda cümle esma-i ilahiyyenin eser ve hükümleri zuhur ettiğinde o hakikatiyle Hakk, suret ve zahiriyle de halk oldu.  Kendisinde Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkam’ı toplanmış olduğundan o sureti “ilahiye” üzere ve batını ile “halka” rahmettir.