“Kelime-i Risalet”in oluşumu

 

Az yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kelime de baştan sona yani kaynaktan tecelliye doğru, “Allah, rasül, Muhammed” şeklinde oluşmuştur.

 

“Kelime-i Tevhid”de  ve  “allah”   lafzında olduğu gibi.

“allah”   lafzında, oluşumu sırasıyla,

                      baştaki   “he”                 “hüvviyyeti mutlaka”,

onun yanındaki gizli    “elif”            “muhabbet”,

onun yanındaki birinci “lâm”         “lam-ı velayet” ve “risalet”,

                        ikinci “lâm”              “uluhiyyet”,

                          “elif” ise            “Ahadiyyet”i

ifade etmekte olduğunu daha evvelki satırlarda da görmüştük,  burada kısaca hatırlamış olduk.

 

“allah” lafzının içinde;

                          hem      “Kelime-i Tevhid”,

                          hem de “Kelime-i Risalet” tamamiyle mevcuttur.

 

Ancak bilindiği gibi iki (2) açılımı;

                                    biri         tevhid yönüyle

                                    diğeri de tevhidini açıklayıcı risaleti yönüyledir.

 

“allah” lafzının tevhid yönünü görmüştük, bu sefer risaleti yönünden baktığımızda, sondaki  “hu”  ki baştır, kaynaktır

              “Hakikati Muhammediyye”nin “inniyeti”nin “hüvviyeti’dir.

 

Baştaki muhteşem  “elif” ise “Ahadiyyet” yani “Tevhid” elifidir ve “muhammedürrasulüllah” da bir bakıma burada gizlidir.

 

 

06-01-2002

Tekirdağ

 

Rasül lafzının oluşumu

 

Bu kelimde 3 adet asli harf vardır onlar (‰) “rı” () “sin” ve “lâm”dır. Buradaki  “lâm”Uluhiyyetin risaletteki mertebesini

() “sin” İnsanı Kamil’i yani bu görevi alacak mahalli ifade etmekte

(‰) “rı” ise, Risalet mertebesinin bütün aleme olan rahmetini ifade ederek, bu mertebenin ne kadar mühim bir mevki oluşturduğunu bizlere bildirmektedir.

 

Allah cc. kelimesi ve manasında varolan Nuru İlahi (Siyranı Zati/Zati tesir) yavaş yavaş risalet kelimesine doğru akmaya başlayınca

evvela “lâm”ı dolaşarak nurlandırdı.

Oradan () “sin”e ulaşarak, orayıda istila edip nurlandırdıktan sonra

(‰) “rı”ya akmaya başladı. Orasını da tamamen istila ettikten sonra oradaki atağını kurarak, bütün mana haşmeti ile risalet mertebesini zuhura çıkardı.

 Allah cc. lafzı toplu zat mertebesinin ifadesi

“Resul” (Risalet) kelimesi ise, sıfat, esma, ef’al mertebelerine haber olmuş. Bu haberi de ulaştıracak mertebe “Muhammed (s.a.v.)” olmuştur.

 

 

“Muhammed” lafzının oluşumu

 

Kelime-i Risalet’in faaliyet mahalli olan mertebenin ismi “Muhammed” kelimesini daha evvelki bölümde harfleri itibariyle ifade etmeye açılşmıştık.  Burada da kısaca özetlemeye çalışalım 3 aslı harf“mim”,  “ha”,   “dal” vardır. Sondaki yani yukarıdan aşağı,

Baştaki (…) “dal”   bütün bu mertebelerin delilini

 “mim”ler her mertebenin övgü, hamdlarını

“ha” ise bütün mertebelerin hakikatlerinin kendi bünyesinde toplayarak, “Hakikati Muhammediyye’yi zuhura çıkarmaktadırlar.

 

“allah” lafız ve manasından “resul” lafız ve manasına akan nuru ilahi oradan da “muhammed” isminin lafız ve manasına sirayet ederek, oraya da hayat ve nur verince seyrini tamamlamış böylece de “nüzül” yani iniş tamamlanmış olmaktaydı.

 

İşte bu seyr zatından ef’aline, kendini tanıtacak sistem zinciri “nüzül” (iniş), “Allah, Resül, Muhammed” sırasıyladır.

“Uruc” (çıkış) ise, ef’al’den zatına “Muhammed, Resül, Allah” bilindiği gibi  “muhammedin resul allahü” şeklinde telaffuz edilmektedir.

Böylece “Kelime-i Risalet”de mana aleminde tamamlanmış ve 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimizin lisanından kemalle zuhura çıkmaya ve oradan da sahabisine ve ümmetlerine akmaya ve lisanlarında “kelime” olmaya başlamıştır.

 

Seyrleri içerisinde “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet” böylece zahir alemde iki kardeş olarak faaliyete başlamış.  Aynı şekilde “İnsan” ve “Kur’an” da iki kardeş olarak “Muhabbeti İlahiyye”yi zuhura çıkarmışlar ve bu muhabbeti sürdürmektedirler.

 

Ta ki, kıyamet yaklaşıncaya ve muazzam ilahi kelimeleri hakkıyle mana yönüyle telaffuz edenler kalmayıncaya kadar bu ilahi kelimelerin gerçek manaları göğe kaldırıldığı insanlar tarafından sadece lafzi olarak telaffuz edilmeye başladığı devrede, kıyamet saati mukadderdir. İyi anlamaya çalışalım.

 

Ef’al   mertebesi   itibariyle risalet,   İbrahim rasulüllah

Esma mertebesi   itibariyle risalet,   Musa rasulüllah

Sıfat   mertebesi   itibariyle risalet,   İsa rasulüllah

Zat     mertebesi   itibariyle risalet,   Muhammederrasulüllah’dır

 

Zat mertebesi bütün bu mertebeleri bünyesinde toplayarak en kemalli zuhur mahalli ve tecellilerin sonu olmuştur.  Böylece ilahi gaye de tamamlanmaktadır.

 

Böylece “lâ ilâhe illâ allah muhamederrasulüllah”, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”, “Makamı Muhammedi”de cem olmuştur. Ve “Makamı Muhammedi”yi hakkıyle anlamamız çok zordur, ta ki, kendi kendini, kendinde ifşa edinceye kadar. İşte bu ilahi cereyana ne kadar kapılırsak, kendimizden, beşeriyetimizden, nefsimizden o kadar boşalır ve “fena fiyrresul” oluruz. Biz de böylece Muhammedi hakikatleri daha iyi anlamaya çalışırız.

 

Bilindiği gibi daha evvelki sahifelerde Hz. Muhammed Mustafa (SAV) hakkında özet bilgiler vermiştik, yeri olmadığı için o kadarla yetiniyoruz. Cenabı Hakk azdan çoğu, küçükten büyüğü idrak etmemizi sağlasın.

 

 

24-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Ka’be-i Muazzama