Ka’be’nin içi bölümü

 

Kitabın sayfalarını çevirirken “Ka’be’nin içi” bölümüne geldik ki; ben de merakla, hadi hemen içeri girelim dedim ve Makamı İbrahim’den yavaş yavaş kapı istikametine doğru yürümeğe başladım.  Fakat kapıya yaklaştıkça kalabalık artmağa başladı, biraz daha yaklaştıkça bu bedenle içeriye girmenin mümkün olmadığını anladım.  Çünkü zaten bu bedenle içeriye girmeye en büyük mani idi.

 

Ne yapayım diye düşünüyorken ilham kuşu başıma kondu da, ne düşünüyorsun? 13 – 13 dedi.  Dedi amma aynı zamanda da müezzin efendi “Allahu Ekber” diye nida etti.

 

Meğer akşam namazı vaktiymiş, onu eda etmek için  cemaate uyduk, imam efendi de ilham kuşundan ilham almış olacak ki,

Kuranı Keriym Tin 95/ 1-3 ayetleri

 

 “vettin vezzeytin ve turisinine ve herel beledil emin” okumakta, adeta araya girmeyi teşvik ediyordu.

 

Nihayet selam verildi cenaze namazı da eda edildikten sonra, ilham kuşu tekrara uçmağa başlayarak 13-13 diye kanat çırpıyordu.

 

Onu takibe başladım, elime nurdan 13 metrelik  bir merdiven verdi, alıp Ka’be’nin tenha bir yanına dayayıp yukarıya çatıya çıkmaya başladım.  Çatıya çıkınca baktım aşağıdan yukarıya tam merkezde nurdan bir sütun etrafı açık, meğer gök ehli aradan girip çıkıyormuş.

 

 

Onüçüncü bölümü üstte, diğer 12 bölümü de içeride.  Aşağı nasıl ineceğim derken baktım bir tabela “nüzul/iniş” yazıyor. 

Nur sütununun o yanına gelip bakınca gördüm ki,

(M - H - M - M - D - R - R - S - L - L - L - H) diye her basamağında  bir harf ile, 12 harfli  “muhammedürrasulüllah” yazıyordu.

Sessizce merdivenden süzülerek aşağıya indim ki; o nur sütununun diğer yüzünde ise “uruç/çıkış” 12 harfli “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid’inin her basamağında bir harfi ve mutebesi yazmakta idi.

 

İçeride olağanüstü bir hal olduğu seziliyordu.  Dışarıdan içerisi görülmüyor  fakat içeriden dışarısı tamamen gözüküyordu. 

Ortadaki merkez nur sütununun önünde “Hacer-ül Esved” köşesine doğru olan istikamette, ki orası “Hakikati Muhammedi”dir, “Nuru Muhammedi” duruyordu;

onun “içeriden” sağ yan köşesinde ise “Nuru İsevi”;

onun yan köşesinde ise, “Nuru Musevi”;

onun yan köşesinde ise, “Nuru İbrahim” duruyordu.

 

Hep birlikte dediler ki; hoş geldin kardeş, ne güzel zamanda geldin, bu gece Regaib kandilidir, bu sene içerisinde kimlerin gönüllerine “Hakikati Muhammedi Nur”u gönül rahimlerine düşürülecek ise, buradan dağıtılır.  Birimiz doğuya, birimiz batıya, birimiz kuzeye, birimiz güneye, sen de al bulunduğun yerdekilerin gönüllerine serp dediler.

Ve az dışarıya bak, dediler:  ben de, dışarıya bakınca, dışarıda öyle bir  yağmur “rahmeti ilahiyye” zahir, batın yağıyordu ki, bazıları kaçışıyor, fakat çoğunluğu tavaflarına devam ediyordu.  Dediler ki; bu akşam 120 rahmet değil 120 bin rahmet vardır.  Bunların 60 bini ki bize en yakın olan tavaf ehlinedir, 40 bini az daha uzakta olan ibadet ehlinedir, 20 bini ise, daha uzaktan bize bakanlaradır, dediler.

 

Bu anlayış içerisinde birden irkildim, Beytullah’ın içinde misafir olmuşum da O’nu tavaf edenler  içeridekiler ile birlik beni de tavaf ediyorlardı.  Bu hal içerisinde,  Mertebe-i İbrahim söz alarak, dikkat et çekinme bu tavaf bizlerin madde benliklerine, dış madde yapılarına değil her birerlerimizde bulunan “Hakikat-ü Muhammedi” nuruna ve “nefahtü ruhuna”dır, dediler.

 

O zaman düşündüm ki;  Beytullah’ın  içinde secde nereye yapılır?  Dediler ki; Ahadiyyet temsilcisi olan 13 mertebeli merkez nur sütununun olduğu yerde secde olmaz. O mertebede ona dönük olarak durursan burası Ahadiyyet mertebesidir.

“lâ ilâhe illâ allah” yüzü, hüvviyeti, “muhammedürrasulüllah” yüzü ise, inniyetidir. Burasa “Zat-ı Mutlak” yeridir. 

O merkezden hangi köşeye doğru yönelirsen o köşenin ifade ettiği manaya secde etmiş olursun ki, içeride her yöne secde etmen mümkündür.  Ama dışarıda böyle olmaz, her yönden merkeze, Ahadiyyet’e secde etmek mutlak gereklidir.

 

Bir ara yine kendime geldim ki, tavaf edenler bizleri tavaf ettiği gibi secde edenler de bizlere doğru secde ediyorlardı.  Bu hal de çok garibime gitti de irkildim, yine Mertebe-i İbrahim konuşmaya başladı ve dedi ki; biz şu mukaddes Beyt’i yukarıya hep birlikte çekelim.  Ortada sadece bir Ahadiyyet’in nur sütunu kalsın, sıra sıra  Ka’be boşluğunda secde edenlerle dolduralım da...  Ahadiyyet sütununa kadar.  Sütunun etrafında çevresinde evvela 4 mertebenin temsilcisi 4 kişi olacaktır.  Onların çevresinde 12 kişi, onların çevresi de çoğalarak gidecek kesret olacaktır.

 

Bir ara Ahadiyyet direğini de ortadan kaldırsak, evvela o 4 kişi karşılıklı birbirlerine secde ediyor şekilde olacaklardır.  Onlardan sonrakiler de, sonrakiler de hep birbirlerine secde etmiş olacaklardır.  Bu hususta mühim olan şey, birinin diğerine  abdiyyetiyle uluhiyyetine, diğeri de aynı şekilde kendisinde bulunan abdiyyetiyle diğerinin uluhiyyetine secde ettiği görülecektir.

 

Genelde hakikat zaten böyle olduğuna göre burada olan özelde niye olmasın dedi ve vakit de oldukça ilerlemiş olduğu o an baktım ki yine müezzin efendi “Allah-u Ekber....lâ ilâhe illâ allah” diyerek Kelime-i Tevhid’li ezanı Muhammedi ile yatsı namazını  haber vermekte idi.

 

Ben de orada olanlarda müsaade alıp regaib gecelerini  de kutlayarak, Kelime-i Tevhid merdiveninden tekrar terasa çıkarak geldiğim yoldan 13 basamaklı nurdan elif merdiveninden aşağı inerek karşıda müezzin mahfelinin  arkasında bir direğin dibinde bıraktığım “Necdet”in yanına gidip yatsıyı cemaatle kıldıktan sonra istirahat için Ravza-ı Mutahhara’dan ayrılıp otele doğru yola çıktık.  Yolda da, şairin söylediği sözün ne kadar gerçek olduğunu düşünerek, terennüm ediyordum.

 

Sen ona korkma de Kur’anı Natık (konuşan Kur’an)

Gönül Ka’besine gir ol mutaluk.

Devreye ol Ka’be’nin etrafını

Devrederler bir gün gelir şems-i zatını (zat güneşini)

 

 

21-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Ka’be-i Muazzama Saat 12