Kabe’i seyr ile okumak

Mekke-i Mükerreme

Kabe-i  Muazzama

 

 

Kabe-i  Muazzamayı seyr ederek okumaya çalışıyorum. 

Her köşede aşağıdan yukarıya o köşenin “Kelime-i tevhidi”,

üstte “ihlas suresi”,

altta “el hamd suresi”,

terasta,

                  “alel arşisteva”,

tabanda,

                  “vesia kürsiyyühüssemavatı vel ard” ayeti,

ortada, “13 mertebe-i ahadiyyet elifi”

(1 mertebesi latif 12 mertebesi keşiftir)

 

Ölçüleri eni 11, boyu 12, yüksekliği 13, arkadaki (hatim) duvarı ile boyu 15 metredir.

11 seyri süluk’ta “Mertebe-i Muhammedi”dir.

12 seyri sülukun kemali “İnsanı Kamil mertebesi”dir.

13 ise bilindiği gibi “Hz. Rasulullah’ın şifre rakamı”dır.

15 den 4 çıkınca 11 kalır. 4 bilindiği gibi “İslam’ın şifre rakamı”dır.

Böylece 15 rakamı “Hakikati Muhammedi” ve “İslam’ın sayısı”nı bünyesinde toplamaktadır.

 

Görüldüğü gibi İslam’ın sembolü olan, kare ve küp her yönden kusursuz ve en kemalli geometrik şekildir. Ezelde kurgulanıp “İslamın Simgesi” olarak Hak tarafından tespit edilmiştir. Diğer dinlerin sembollerinin de kaynağı bu kare semboldür. (2)

(Not: (2) Almanya’da 6-1-2001 de bulunduğumuz günlerde çizdiğimiz çizelgede diğer dinlerin sembollerinin kaynağının kare olduğunu ispat etmektedir. Kitabın sonuna ilave edilecektir.)

 

Çevredeki kubbeler her bir esmai ilahi’nin atağını kurduğu zatın etrafını çevreleyen kumandalar gibi durmaktalar.

 

Yer, zemin, tavaf mahalli, erkek – kadın yani aklı kül ve nefsi kül mertebelerinin tafsil yönüyle makamı beşeri abdiyyetten niyazlarını sundukları hayat ve yaşam sahnesinde gibi görünmedeler.

 

Birinci kat ve direkleri, “Esma-ül Hüsna”nın zuhurları.

 

Yukarı kat ve direkleri ise, “Sıfat-ı Zatiyye” ve “Sıfat-ı Subutiye”nin saltanat yeri gibi görünmekte.

 

 

Oranın üstü teras ise, “lâhut alemi” Kur’anı Keriymdeki Nur 24/35 ayetinin 

 

“allahü nuru’s semavati ve’l ardı” zuhur mahallidir.

 

Zem zem, “Hakikati İlahiyye” ve “Hakikati Muhammediyye” pınarıdır.

 

Hacer validemizin (o gün için bilhassa onlara) ve her zaman için de herkese  çok luzumlu olan su (hayat)ın ziyan olmaması babında “zem, zem” yani (dur, dur) demesi bugün için bizlere en çok lazım olan hakikatı ilahiyenin seyrini akışını elden kaçırmamak için durdurarak muhafaza altına almamız gerekmektedir.  Bir taraftan gelip bir taraftan giderse ondan faydalanamamış oluruz. 

İhlas Suresi kendi özel halinde olduğu gibi sağdan sola yani zat mertebesinden ef’al mertebesine doğru olduğu şekilde kabede çevresinde yazılıdır.  Çünkü zat kendini böylece vasıflandırmıştır. 

 

17-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Kabe-i  Muazama

 

Köşenin hükmüne göre her köşede belirli ayetleri vardır. Fatiha-ı şerife de öyledir.  Kapı ön yüzeyinin ortasından başlayıp her köşeyi dolaştıktan sonra yine aynı noktada şeriat noktasının başladığı yerde bitmektedir.

 

 

Kabeyi seyrediyorum

(Okumaya çalışıyorum)

 

 Kelime-i tevhidin zuhur mahalli olan Kabe-i  muazzamada o alemde yaşanan yaşamın hiç de insanların bildikleri ve bildirdikleri gibi olmadığını, onların çok çok ötesinde olduğunu az da olsa anlamaya çalışıyorum.  Şu anda vakit ikindi ile akşam arası, hava hafif kapalı ve bulutlu.  Mekke’nin o sıcağı güzel latif bir esinti ile serinliyor.  Bulutlar adeta amaiyeti getiriyor.  A’ma’iyyet zati mutlak sanki zuhur mahalli olan Kabe-i  muazzamanın üstünü şemsiye gibi kaplayıp adeta onu gök yüzünde bir nur, bir lamba, bir fanus gibi muhafaza ederek koruması altına almış gibi olmakta, gök ehline açmadığı bu sırlı hakikatini yer ehline açtığını ilan eder şekildedir.  Orada gök gürlemeleri, onun azametini ifade etmektedir. 

 

         Daha evvelce bir şiirimizde belirttiğimiz gibi;

      Keskince bir bak kapı yönünden

      Haber verir sırrın a’ma halinden

      Herşey konuşur Rabb’ın dilinden

      Siyah örtü neyi örter bilir misin?

 

      Ortada durmuş naz eder sevgili

      Bu iş yeni değil ezelidir ezeli

      Kendi varlığımızı bildik bileli

      Siyah örtü neyi örter bilir misin?

 

Gerçekten bu hakikatler müşahade ehline açıktır.

      “Hep kitabı Haktır eşya sandığın

        Ol okur kim seyrü evtan eylemiş,” diyen zat ne güzel söylemiştir.

 

Belirtilen mana şudur; senin şeyiyyet yani eşya diye bildiklerin Hakkın kitabından başka birşey değildir.  Bunu okuyabilmek için vatanları seyr yani seyri suluk hakikatını idrak etmiş belirli safhaları aşarak beşeriyetinden soyunmuş olması gerekir ki şeyiyette Hakkın mevcut kitabını okuyabilsin.

 

Dikkat edelim burada okunacak efal alemindeki şeyiyet değil amaiyetin ahadiyete, ahadiyetin uluhiyete olan Kabe-i  şerifte billurlaşan ve zuhura gelen hakikatı ilahiyenin zati tecellilerini okumaktır.  Bunun için ise beşerin yapacağı birşey yoktur.  Ancak Hak kendi kendini ve kendi müşahedelerini seyreder, gerekeni kaleme alır, gerekmiyeni gene geldiği yoldan geri çeker. 

 

Ey kardeşim,

 “Zatı Hakka Mustafa SAV eşyaya ademdir emin

  Bu ikisinden zuhur etmiştir ulumiddin,” denmiştir.

 

 

 

17-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Kabe-i  Muazzama

 

 

İyi anlamaya çalışalım.  Zati ilimleri Mustafa SAV dan, şeyiyet ilimlerini de diğer peygamberlerden alırsın demektir.

 

Ey gönül dostu, lafzen Hz. Muhammed’in ümmeti olduğunu biliyorsan da manen ve batınen Hz. Mustafa’nın (SAV) ümmeti olduğunu biliyor musun?  Eğer gerçekten onun ümmeti isen hiç korkma, herşeyi okumaya çalış ondan gelen yardımla birçok gözün önünde olduğu halde göremediğin şeylerin gerçek yüzleri sana açılarak okumaya başlarsın.  Allah kolaylık versin.

 

 

 

Biz Gelelim Seyrimize

 

İhlas Suresi’nin altında daha aşağıda da Fatiha suresi yazılıdır ki, bu sure “seb’ul mesani”dir.  Yani “yedi ikili” manasınadır.  İlim ehli birçok tefsirini yapmıştır, araştıranlar bulabilirler.  Ancak biz böyle bulduk ki; Onun yani Fatiha-i Şerifenin biri “Mertebe-i Uluhiyyet” hakikatlerini, diğeri ise, “Mertebe-i Muhammediyyet” hakikatlerini anlatmaktadır. 

 

Fatiha-i şerifenin hem Mekke’de, hem de Medine’de nazil olduğu söylenir.  Bu yüzden de, “Seb-ul Mesani” dendiği rivayet edilir.  Mekke’de gelen, “Zat-ı ilahi” hakkında, Medine’de gelen ise, “Hakikat-i Muhammediyye”yi ifade eder ve “Hamd  Sancağının” bayrak direğidir, ki o bayrakta (lâ ilâhe illallah Muhammedür resulullah) yazmaktadır ki; bugün de açık olan o bayrağın altında  ancak “ehli tevhid” girebilmektedir, bayrağa yakınlıkları, tevhid hakikatini anlayışları kadardır.  Ahirette de bu böyle olacaktır. (Allahu a’lem) Allah daha iyisini bilir.

 

Uluhiyyet hakikatiyle, Risalet hakikatinin ayrı şeyler olmadığı, Uluhiyyetin ancak risaletle tafsile çıkacağı ikisinin de manalarının  fethinin ikisinin de mevcut aynı hakikatler olduğu “Sure-i Elhamd” ile açık olarak belirtilmiştir.  Böylece “Sure-i Elham”ı ister uluhiyyet makamından okur, risaletin batında kalır, ister risalet makamından okursun, uluhiyyetin batında kalmış olur.

 

İçinde hiçte açma ile ilgili lafzi bir kelam olmadığı halde isminin “fatiha” olması, hatmidir. Uluhiyyet ve risaletin hakikatlerinin apaçık perdesiz olarak ortaya koyduğundan, mana galip geldiğinden “hamd” suresi olduğu halde “fatiha” olarak şöhret bulmuştur.

 

Biraz daha açmaya çalışırsak Hakkın indinde her varlığın olduğu gibi, Fatihayı Şerife’nin de çok şerefli bir şahsiyeti, yeri vardır ve insanlara gönderdiği çok çok özel bir elçisidir. Ayrıca elçisinin de elçisidir. Yeri olmadığı için tefsiri yönünden daha fazla ileri gitmeyelim. Ana hatları ile anlamaya çalışalım. Allah cc. feyz ve bereketinden cümlemizi faydalandırsın ve şefeatçi eylesin. Amin.

 

“Sure-i Fetih” ise, kapısını süslemektedir.

Kur’anı Keriym Fetih 48/1 ayetinde,

“inna fetahna leke fethan mubiyna”

mealen,

“Doğrusu biz sana apaçık bir fetih açtık”

 

“Zatıma gelen yolun kapılarını senin için ancak biz açarız, biz” diye haykırmakta, sağ kanadını açıp sağdan gelenlerini ki; “Ma’rifet mertebesi”dir içeri almakta, soldan gelmek istiyenleri ise ki; orası “şeriat mertebesi”dir, tekrar geri gönderip , arka taraftan dönerek  şeriat, tarikat, hakikat, ma’rifet mertebelerini  aşarak kapıya ulaşmalarını  sağlar ve oradan layık olanları da içeriye gönül alemine alır.

 

 

Çatı’da ise “Rahmaniyyet”

Kur’anı Keriym Ta-ha 20/5 ayetinde,

“errahmanü alel arşisteva”

mealen,

“Rahman, Arş üzerine istiva etti/hükümran oldu” ayeti yazmaktadır.

İçerisini her ne kadar elektrik lambaları aydınlatıyor ise de, batında arşın nuru aydınlatmaktadır.

 

Taban’da ise, Ayet-el kürsi yerini almış, orayı sağlamlaştırmıştır.

Kur’anı Keriym Bakara 2/255 ayetinde,

“vesia kürsiyyühüssemavati vel ‘ard”

mealen, 

“Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır” ayeti yazılıdır ki; çok sağlam bir kaideye oturmuştur.

 

İhlas ile Fatiha arası, diğer surelerle süslenmis bütün Kur’anı Keriym çevresine nakş olmuştur.  Bir bakıma böylece dışı kelamullah, içi zatullah olmuştur.  Kelam da zatından ayrı bir şey olmadığına göre dışı dahi Zatullah’tır. 

 

Sakın haaa:  Beytullah-ı granit kayasından yapılan her hangi bir bina gibi kıyas etme, o taşa uluhiyyet isnadında olduğumuzu da zannetme, oradaki gerçek mana ve sembolleri iyi değerlendirmeğe çalış. İyi bil ki yaşadığımız alem ve varlıklar, manalarının sembollerle ifade edilmeğe çalışılan gerçekleridir.

 

Kur’anı Keriym Haşr 59/21 ayetinde,

 

“ve tilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun”

mealen,

“Bu misalleri insanlara için veriyoruz, umulur ki; tefekkür ederler/düşünürler” ayeti bu hususu çok açık olarak ifade etmektedir.

 

18-09-2001    

Mekke-i Mükerreme

Ka’be-i Muazzama

 

Bu arada; Ka’be-i Muazzamanın kapı karşı komşusu, orada benim de işaretim makamım var, diyerek seslendi.

 

Kur’anı Keriym Bakara 2/125 ayetinde,

“vettehizu min mekamı ibrahime müsalla”

mealen,

“İbrahimin makamını namaz yeri edinin dedik” ayetini hatırlattı ve bizi biraz gerilere çekerek eski Ka’benin halini araştırmamızı istedi.  “Eskiden buraları böyle değildi, çok değişikti, insanlar değiştikçe çevre de değişmeye başladı” dedi.  Bu mevzua ileride devam etmek üzere ara verip tekrar Kelime-i Tevhide dönelim.

 

 

07-12-2001

Tekirdağ