Ölüm, varlık perdesinde yasayanlar için mi? Aşıkların ölmeyeceğini söyleyenler neyi anlatıyorlar?
- Ana Başlıklar:
Adana'da yasamış olan (1900-1970), sevgili İsmail Emre'nin bir doğuşunu anımsadım.
Ağlar, bu dünyaya gelen,
Güler, hakikâti bilen.
Aşıktır, ölmeden ölen.
Ne gelen var, ne giden.
Emre'nin bir başka doğumunda da:
Ölüm ölüm denen,
Yoklukmuş meğer,
Secde eden başlar,
Yokluga deger,
Bütün varlık,
Ordan gelirmiş meğer,
Her varın anası,
Yokluk değil mi?
Bir baska Ermiş de:
Aşık'lar ölmez,
Yerde çürümez,
Yanmayan bilmez,
Ateş-i âşka. demiyor mu?
Demek ki, ölümün sırrını bilmek için Aşk ateşine yanmalı, yokluğa ermeli!
Varlık düzeyleri: Cûd, Vücûd, Mevcûd ve Sücûd olarak bir çevrim içindedirler. Cûd’tan Sücûd’a bir devri âlem! Biliyorsunuz, “Her nefs, mevt’i tadacaktır” buyurulmustur, “her Rûh” denmemistir. Vâdesi geldiginde, Rûh, Secde’ye varır, mebde'ine döner, nûra kavuŞur (innalillah ve inn-â ileyhi râci’un). Hakikâtte nefs ve rûh diye ikilik yok, bu deyimler aynI varlığın iki yüzünü göstermek için kullanır. Nefs saflaştıkça rûh hâlini alIr. Nefsin bidâyeti nefs-i emmâre, nihâyeti ise nefs-i envâre’dir. Nefs, emmare, levvame, mülhime, mutmainne, râziye, marziye aşamalarından geçerek nefs-i envâre’ye kavusur yani Nûr’a gark olur. Ölmek yok, vefât etmek var! Vefât, vefâ’dan gelir, verdigi sözde durmak demektir.
Hayvânlar ölür, insanlar vefât eder. Âsiklar ölmez, ölen hayvân imis.
Vefât eden, yâni sözünde duran mevt'tir.
Muhyiddin İhyâ Efendi der ki:
Rabbim, sen beni bana verdin,
Ben de kendimi sana veriyorum.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 238 okuma
