Kim nefsine ârif olursa...

"Kim nefsine ârif olursa..." Benim nefsime kim ârif oldu? Emr, haberdâr-lık için istenilmiştir; yoksa helâkı kabûl edici olan mâdene ârif olunması için değil. “Küllü şey’in hâlikun” ya’nî "Her şey helâk olucudur" ile “illâ vechehu” (Kasas, 28/88) ya’nî "O'nun Zât'ından başka” hiçbir diğerine orantı kabûl eder mi? Ya’nî sonradan olmuş helâk olucu olan şeyin ârif olması ile ka-dîm olanın ârif olması arasında ne nisbet vardır? Ey göz, sende güneşten bir nûr vardır. Eğer o nûru tanırsan, güneşi tanırsın; yoksa helâk olucu ve halk ve mâden olan gözün yağından ibâret bulunan şebekesini ve karalığını ve aklığı-nı tanımakla güneşe ârif olmazsın. Ey cüz'i nûr, sen asılda küllî olmuş idin. Bu donmuş yağı, senin ayağına ”ihbitû” (Bakara, 2/38) ya’nî "Hepiniz ininiz" emri bağlamıştır. Onun için cüz'i oldun ve sözün de “ene beşerun” (Fussilet, 41/6) ya’nî "Ben ancak bir beşerim" oldu. Bu yağın aynı içinde de eğer kendi-ni görür ve tanır isen, bilirsin ki, sen cüz'î değilsin; yine olduğu gibi küllsün. Bu mâdenler içinde bir iş için mevcûd oldun. Vallâhu a'lem.
Fîhi Mâ-Fîh