HACE BAHAEDDİN NAKŞiBENDİ ŞEMALİ VE HALLERİ
- Ana Başlıklar:
Hace Bahaeddin Nakşibendi Hazretleri orta boyluydu. Fakat kısa boylu gibi görünürdü. Mübarek sakal-ı şerifleri kır idi. Beyazı siyahindan daha fazlaydı. Mübarek yüzleri değirmi olup, yanakları kırmzıya yakındı. İki kaş arası açıkdı. Bıyıkları düzgün ve kırkıkdı. Gözleri sarı renk ile ela renk karışık olan kestane renginde idi. Ne hızlı, ne de ağır yürürdü. Konuşmaları Hazret-i Hatemül Enbiya Efendimiz gibi tane tane ve muhatablarına dönmüş, oldukları halde olurdu. Asla kahkaha ile gülmez, ancak tebessüm ederlerdi. Kimseyi küçük ve hakir görmez, daima güler yüzle karşılardı. Yalnız kendilerine celaliyet hilli iktiza ettigi vakit kaslari çatilir, yüzüne kan hücum eder ve karşılarında durulmaz olurdu. Şemaili birçok bakımdan iki cihanin sevgilisi Resulüllah (SA.V.) Efendimize benzediği gibi kavli, fiili ve bütün hareketleriyle sünnet-i seniyyeden ayrılmazlardı. Kaddesallahü sirrahül aziz.
***
Hace bahaeddin Nakşibendi Hazretleri şöyle anlatıyor:
Ben onbeş-onaltı yaşlarına gelince ailem beni evlendirmek murad etti ve büyük hocam Muhammed Baba Semmasi Hazretlerini davet etmek için beni Semmasa gönderdi. Semmas'a vasıl oldum. Hocamın mübarek yüzün görüp elini öpmekle müşerref oldum. Onun sohbeti bereketinden bende acaib bir hal zuhur etti ve hocamın sohbetine karşı kalbimde bir iştiyak belirdi. Kalbimde beliren bu iştiyakla gecenin sonunda kalkıp abdest aldım ve hocamın mescidine varıp iki rekat namaz kıldım. Başımı secdeye koyup çok dua ettim. Ben o halde iken dilimden şu kelimeler sudür etti:
- Allahım! Bana bela yükünü çekmeye kuvvet" ver. Mihnet ve muhabbetini çekmeye takat ver ...
Sabah oldu. Hocamın meclisine dahil oldum. Hocam bana teveccüh edip, o gece olup bitenleri bana feraset yoluyla beyan buyurdu ve şöyle dedi:
- Ey oğul! Duada öyle demek gerekdi. Sen de öyle söyledin.
Bir zaman sonra meydana sofra konup taam geldi ve meclisde hazır olanlar ile hocam sofraya oturup taamdan yemeye başladılar. Hocam sofradan bir somun ekmek alıp bana verdi. Ekmeği aldım, lakin ekmeği almakla nefsime bir çekingenlik geldi. Hocam şöyle buyurdu:
- Bu ekmeği almakda çekiniyorsun. Fakat bu ekmek yolda lazım olsa gerekdir.
Ben sukut ettim. Hocam davete icabet buyurup cümle ashabıyla yola revan oldu. Ben hocamın bindiği hayvanın üzengileri yanında yürüyordum. Ruhum öylesine şevkle doluydu ki, kalbim aşk ve şevkle, heyecanla çarpıyordu.Kalbimde dünya mesğalelesine yer yoktu Allah'dan gayrısı, kalbimden büsbütün sıyrılıp gitmişti. Nefsim bazan masivadan yana meyil, etse hocam:
-Kalbini ayrılıkdan hıfzet!
Diye işaret buyuruyordu. Hocamın bu keşf i kerametini gördükçe kendisine muhabbetim daha da artıyordu. Giderken yolumuz bir köye uğradı.O köyde hocamın dostlarından bir zat bizi istikbal edip evine davet etti. Hocam bu zatın evinde indi. Hane sahibinin mahcubiyetinden yüzü kızardı ve büyük bir izdırap içinde kaldı. Bu hal üzerine hocam:
- Doğru söyle ızdırabın nedir?
Diye Sual etti. Hane sahibi cevap verdi:
- Efendim, sizlere yemek yedirmek isterim. Lakin hanemde sütten başka bir şey yoktur.
Bunun üzerine hocam şöyle buyurdu:
- Bahaeddin! Sana verdiğim ekmeğe lüzum hasıl oldu. Getir buraya.
Bu söz üzerine hane sahibi gidip sutü getirdi ve sofraya koydu. Bizim somunu süte batırarak yedik, içtik. Cümlemiz de doyduk ve Cenab-i Hakka şükür edip sofradan ayrıldık. Bu kerameti hocamdan görünce cümlemiz taaccüh ettik. Bundan sonra hocam ashabıyla kalkıp Kasr-i arifana mÜteveccihen yola revan oldu.
Çocukluk halimden buluğ çağıma kadar büyük hocam Muhammed Baba Semmasi'nin sohbetinde bulundum. Hocam dar-ı bekaya rıhlet ettikten sonra dedem beni alıp Semerkant'a götürdü. Orada bulunan büYük şeyh ve evliyaullahın ziyaretlerinde bulunduk. Dedem onlardan benim için dua ve himmet istedi. Semerkant'dan kalkıp Buhara'ya geldik ve Buhara yakınındaKasr-ı Arifan denilen köyde sakin olduk. O günlerde Hace Ali Ramitini hazretlerinin mübarek taçları bana vasıl oldu. Kalbimde Cenab-ı Bari'nin muhabbeti taşdı, döküldü. Hace Seyyid Külal Hazretleri Kasr-ı arifanateşrif etti ve bana çok iltifatta bukundu. Sonra bana
Hace Baba Semmasi Hazretleri bana oğlum Bahaeddin'den terbiye ve şefkatini esirgeme. Eğer onun terbiyesinde itina göstermeyip kusur edersen, seni terbiye hakkımı sana helal etmem, buyurdu.
Ben Hace Bahaeddin Hazretlerinin böyle buyurması üzerine:
Eğer sizin vasiyetinizi terkedip Bahaeddin'in terbiyesinde kusur edersem namert olayım, diye nezrettim.
Bahaeddin Nakşibendi şöyle buyuruyor:
Bir gece rüyamda Hakim Ata Hazretlerinin beni terbiye için bir mensuba havale ettiklerini gördüm. uğum derv,Bu rüyayı salih bir derviş vardı, ona anlattığımda bana: Oğlum dedi. Senin Türk mürşidlerin terbiyesinde nasibin var.
Bunun üzerine havale olunduğum dervişin şemalini hatırımda tuttum ve onda muntazır oldum. Bir gün Buhara sokaklarında gezerkeno dervişi gördüm. Lakin sohbet edemedim. Bundan üzüntü duydum. Melul, mahzun haneme döndüm.Pencere kenarında oturup dışarıyı temaşa ederken bir kimse o derviş tarafından bana geldi ve:
Derviş Halil seni istiyor, dedi.
Ben bu habere çok sevindim. Ve bir miktar hediye tedarik edip acele dervişin yanına gittim. Görüştük beni çok iyi karşıladı. O vakit ben kendilerine gördüğüm rüyayı nakletmek istedim. Fakat ben rüyayı anlatmaya başlamadan bana:
Senin hatırında olan malumumdur. Beyana hacet yok dedi.
Ben bu keramete son derece taacüp ettim ve muhabbetim daha ziyade oldu. Sohbetlerine ve hizmetline çok zaman devam ettim. Kendilerinden feyz aldım. Aradan zaman geçti. Maverünnehir sultanı vefat etti. O beldenin ahalisi gelip dervişi Buhara'dan alıp götürdüler. Ben dervişten geri kalmadım. Ben de aralarında onlarlaberaber Mavaünnehir'e gittim. Derviş saltanatına oturarak sultan oldu. Ben eskien olduğu gibihizmet etmekle meşgul oldum. Bu hal üzere kendisine Allah rızası için altı sene hizmet ettim. Bütün mahrem sırlana vakıf oldum. Kendisinden çok keramet zahir oldu. Bana çok şefkat ve muhabbet edip beni yetiştirmeye çalıştı. Ben ona o derece yaklaşdım ki, her işinde müdür oldum. Lakin zahirde diğer hademeler gibiydim. Kendileri dahi bana işaret ederek diğer hizmet edenlere:
Her kim ki bana Cenab-ı Hakkın rızası için hizmet etse o kimse halk katında muhterem, Hak katında mükerrem olur, derdi.
Ben de öyle bilirdim. Diğer hizmetçilere bu şekilde söylemekteki maksadı ben idim. Zira ben ona sırf Allah nzası için hizmet ediyordum. Altı yıldan sonra o dervişin saltanatı yıkıldı. Münkariz oldu. Ben o haleti müşahede ettim. Kalbinde asla dünya ilgisi, riyaset muhabbeti kalmadı. Her seyi! terk ve her şeyden arınmaya çalışdım. Ondan sonra Buhara'da Zeyvertün köyüne" gelip sakin oldum. Cezbeye tutulduğum ilk günlerde bir azize yakınlık ettim. Bir gün Allah dostlarından o zat bana:
- Ben seni Hakkın aşinalarından görüyorum, dedi
Ben de:
- Umarım ki siz efendimizin nazarı bana olur da inşaallah aşinalardan olurum.
Diye cevap verdim. O aziz bana:
-Nefsinle ne haldesin?
Diye sordu. Ben:
- Bulursam şükrederim, bulmazsam sabrederim.
Dedim. Bana:
- Bu iş kolay işdir. Asıl is odur ki nefsine bir hafta bir yerde ekmek ve su vermeyeceksin, hapsedeceksin ki nefsin sana serkeşlik etmesin, dedi.
Ben bu Allah dostuna yalvardım. Bu söyledigi hali kendisinden taleb ettim. Bana:
- Dinle!
Dedi. Sana lazım gelen şudur: Nefsinin ümidi halkdan kesilebilmesi için bir sahraya gideceksin. O dağın eteğine giderken önüne, çıplak ata binmiş bir kimse çıkar. Sen o şahsa selam verip geç. Üç adım geçtiğin zaman der ki:
- Ey civan! Dur! Sana ekmek vereyim.
Sen ona iltifat etmeyeceksin. Ekmeği almayip gideceksin. O Allah dostu yüce zatın emri üzere o sahraya gittim. Üç gün kaldım Dördüncü gün dağın eteğine vardım. Giderken önüme çıplak ata binmiş bir adam çıkdı. Selam verip geçdim. O kimse bana:
- Delikanlı, dur! Sana ekmek vereyim, dedi.
Ben ona asla iltifat etmedim ve ekmeği almayıp gitdim. Sonra azizin huzuruna vardığımda bana:
- Bahaeddin! Bundan sonra sana gerekdir ki, halkın hatırını alasın ve düşkünlerin hizmetinde bulunasın. Zayıflara ve gönlü kırılmiışlara ikram ve hürmet edesin. Kimsesizlere yoldaş olasın ve onlara tevazu gösteresin, dedi.
Bu büyük zatın emirlerine uyarak uzun bir zaman bu hal üzere bu yolda devam ettim. Sonra bu yüce zatın huzuruna çıkdım Bu defa bana şöyle buyurdu:
Bahaeddin, bundan sonra hayvanlara bakacaksın! Yük çeken hayvanlann boyunlarında, sırtında, arkalarında ve sair azalarında yara ve cerahat görürsen ilaç sürüp tedavi edeceksin. Zira onlar mahlukdur ve seni yaradanın yaratıklarıdır. Ben bu yüce zatın bu emirlerine de uyarak bu yolda bir hayli meşgul oldum. Yolda eğer önüme yüklü ve yüksüz hayvan gelse geçinceye kadar dururdum. Hayvanın önüne geçmezdim ve izlerine dahi yüzümü sürüp Cenab-ı Hakka yalvarırdım. Böyle yapmamdan murad: İçimdeki nefis düşmani mahvolup yok olması içindi.
Yine o günlerde Temmuz ayında Kasr-i arifandan çıkdım. Sabraya gidiyordum. Bir canavarın afitaba hayran hayran baktığını gördüm. Canavarı o hayranlık halinde görünce bende deruni bir zevk peyda oldu. O vakit hatırıma bana Cenab-ı Bari katında sefaat etmesi için canavara niyaz etmek geldi. Bu niyyetle iki elimi kaldırıp tazim ve hürmetle o canavara karşı durdum. Canavar hayret ve manevi taşkınlık halinden normale döndü ve arkasını yere koyup yüzünü göklere tuttu. Ben o zaman Cenab-ı Hakka niyaz edip canavar tabii haline dönünceye kadar amin dedim. Bir zaman sonra yine yüce zatın huzuruna vardım. Şöyle buyurdu:
- Bahaeddin, bundan sonra yolların hizmetiyle meşgul olasın! Yolları süpürüp temizleyesin. Yollarda gelip geçenlere eziyet veren bir şey varsa o nesneyi oradan kaldırasın. İgrenç şeyleri yollardan görünmez bir yere atıp yerini temizleyesin. Yollardan gelip geçenler zahmet çekmesinler ve igrençlik duymasınlar.
Bu yüce zatın emrine imtisal ederek yolları temizlemek ve gelip geçenlere eziyet veren şeyleri gidermekle meşgul oldum. Bu hizmetde eteğim toprakdan hali olmazdi. Bazı anlarda ellerim de pis nesnelerden ve igrenç verecek şeylerden kirlenirdi. Bu gibi seyleri eteğimle uzaklara taşırdım. Ben bu hizmetden bir an için olsun geri durmazdim ki, elbisemi yıkayıp temizleyebileyim. Bu yüce zat her ne emretmişse büyük bir sadakatla her emrini yerine getirirdim. Bu kutsal vazifeden bir an olsun geri durmadım. Bu hizmetleri yaparken Cenab-ı Hakkın bana nice inayetleri zahir oldu: Nefsim iyice ezildi. Nefsaniyet ve masivadan kurtulup ruhaniyet derecesine erişdim. Bu arada bana Cenab-ı Hakkın nice sırları tecelli etdi.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 386 okuma
