Skip to Content

ÖĞRENME YOLUNDA AKLIN YÜRÜYÜŞÜ

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

Bizim sebeplerin başlaması, çelişkilerin başlaması gibi Hakkı anlamaya vesile olan asil sebepler hakkındaki apaçık kavrayışlarımız, akl-ı kudsinin anlayış mahiyetini gösteren birer hissimizdir. Biz bu sayede her çeşit bilgiyi açık bir şekilde idrak ederek akl-ı nuru, hiç bir kayda bağlı olmayan kutsal kuvvetin mükem­melliğini isbata bir delil buluyoruz. Bizim şahsımıza göre değişen ve pek az olan tahmin gücümüzle ilk akla böyle bir bağlantımız ve bu sayede Hakk' a ulaşmamız vardır. Bilinen bilgilerden yola çıkarak bilinmeyen bilgileri öğren­menin yolu üçtür

1- Cüz'iden cüzi'ye varma:

Buna temsil de denir. Bu öğrenme şeklinde esas olan, CÜz'i­den cüz'iye geçiştir. Mesela, bulut yağmur alametidir; hava yoğun şekilde bulutlu olursa yağmur yağar. Fakat bu bilgi zan ifade eder. Her seferinde gökyüzünün bulutla kapalı olmasına rağmen yağmur yağmayabilir.

2- Külli hükümler vasıtasıyla cüz'i bir hükme vanlması:

Buna kıyas-ı mantıki de denir. İlimlerin fiili tatbikatı bununla yapılır. Kıyas, şartlarına uygun olarak yapılırsa kesinlik ifade eder. Mesela, bu alem mütegayyirdir, değişme halindedir. Değişen her şey sonradan olmuştur. O halde bu alem de sonradan yaratılmıştır. Misalde olduğu gibi iki kazıye vasıtasıyla, bilinmeyen bir cüz'i hüküm elde edilmiştir.

3- Cüz'i hükümden külli hükümlere varma.

Buna istikra da denir. İstikra bütün dizleri içine alırsa buna istikra-i tam denir. İstikra-i tam kesin bilgidir. İstikra, bazı cüzleri tetkikle yetinilerek yapılmışsa buna çia istikra-i nakıs denir.

Bu yollardan birir.de veya hepsinde aklın başlıca iki çeşit yürüyüşü vardır:

1- Ağır; derece derece ve zamana bağlı olan, inceden inceye düşünme seyridir ki, buna "fikir" de denir.

2- Bir anda, bir hamlede arzuya ulaşıverecek derecede hızlı olan ani seyircir ki, buna da "hads" (tahmin, zan) da denir. Hads da iki kısımdır:

a- Her birinde konusuna göre tahsil, tecrübe ve alıştırmadan elde edilen alışkanlık sıfatıdır ki, çalışmakla kazanılır. Teorik ve pratik, tahsil ve ilmi eğitim hep bu gayeye ermek içindir. Buna akl-ı mesmu (işitilmiş akıl) da denir.

b- Doğrudan doğruya yaradılışta yerleşmiş ve sırf Allah vergisi olan bir melekedir ki, buna da kudsi kuvvet veya tabii akıl denir. Bunda esas itibariyle gayretin, çalışıp kazanmanın hiçbir hükmü yoktur. Herkesin bu çeşit hads, tahmin ve akıldan az çok bir nasibi vardır. Bu olmayınca diğer mesmunun hiçbir hükmü olmaz. Bunun sınırsız mertebeleri vardır ki, en alt tabakadan başlayarak peygamberlerin akılları mertebelerine kadar gider. En yüksek mertebesine "akl-ı nur" denir. Başlangıçtan sonucu, sonuçtan başlangıcı, önceden sonrayı, sonradan önceyi tam bir bilgi ile gören bu akıL, Allah'ın kelarnı ve Hz. Muhammed Mustafa (a.s.ın.)'nın nurudur.

Nitekim hadis-i şerifte:

"Allah'ın yarattığı şeylerin ilki benim nurumdur. Allah'ın yarattığı şeylerin ilki kalemdir. Allah'ın yarattığı şeylerin ilki aklım'dır." buyrulmuştur. 1

Hadisin ikinci kısmına şu hadisler delildir:

"Sizden önceki ümmetlerde, bazı insanlar vardı ki, muhaddes idiler. Yani ilhama mazhar olan kimseler idiler. Eğer ümmetimde bunlardan biri varsa o da Ömer'dir." 2

ibn-i Ömer (r.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle söy diğini rivayet etmiştir:

"Allahu Teala Hazretleri, hakkı Ömer'in diline ve kalbine koydu." 3

Kitabımızın başında mükteseb aklın şubelerinde bu bölüm"' genişce izah etmiştik.

Allah'ın lütfu ile sahip olduğumuz hissemiz ölçüsünde düşünen akıl ve bu konudaki uzun tecrübeden elde edilen alışkanlığa bağlı tahmin kabiliyeti, çalışıp kazanmaya bağlıdır. Cenab-: Hak Kur an' da, bütün insanları bu yola teşvik edip sevk etmek için defalarca uyarılarda bulunmuştur.

Kuran'ın tamamının iniş gayesi, insanın göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah'ı, "ilah" ve "rab" olarak tanıması, ondan gayrısına kulluk etmemesi içindir. Rabbimizin teklifi akıl sahiplerinedir. Akıl olmayınca ya da var olan akıl şeytana ve süfli arzulara köle edilince, doğrudan doğruya hisler üzerinde tesirini icra edecek olan mucizelerin büyük bir faydasının olmayacağı anlatılmıştır.

DİPNOT

1- İbn Ebi Asım, es-Sünne, 1,48; Hilyetü'l-Evliya. 2- Sahih-i Buhari Tercemesi, c. 3, s. 310. 3- Tirmizi, Menakıb 3683, Ebu Davud, Harac 8, 2962.