Skip to Content

AKLIN FAZİLETİ VE NEFSİN HEVASINA KAPILMANIN TEHLİKESİ

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

Akıl, insana yakışan bütün fazilet ve meziyetlerin kaynağı olduğu gibi, Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri tarafından dünya hayatının anayasası olarak gönderilen dinin de temelidir. Çünkü dünya işleri hiç şüphesiz akıl sayesinde döner. Fikir ve maksadca aralarında çeşitli aykırılıklar bulunan milyonlarca insan, birbiriyle ancak akıl sayesinde görüşme ve anla şma imkanını bulabilir.

Ebu Said el-Hudri, Resu1ullah'tan şu hadisi rivayet etmiştir: "Her şeyin bir dayanağı ve direği vardır. Mü'minin dayanağı ise akıldır. Kişinin ibadeti aklı nisbetinde olur. Siz ateşte bulunan facirlerin şu sözünü dinlemediniz mi? Biz işitir veya akl eder olsaydık şu azgın ateşe atılanlar arasında bulunmazdık." : 1

Hz. Ömer' den rivayetle Allah Resulü;

"Hiçbir kimse akıl gibi büyük bir fazileti elde etmiş değildir. Akıl, sahibini hidayete erdirir, felaketten kurtarır. Kişinin aklı tamam olmadıkça imanı tamam, dini müstakim olmaz." buyurmuştur. 2

Yine rivayet ediliyor ki, Hz. Ömer meşhur Temim ed-Dari' den sordu:

"Sizde riyaset nedir?" Akıldır, diye cevap verdi. Hz. Ömer: "Doğru söyledin. Çünkü ben Allah Resulüne de senden sorduğum gibi sordum. O da senin verdiğin cevabın aynısını verdikten sonra şöyle buyurdu: "Ben Cebrail' den, riyaset nedir?" diye sordum. O da, akıldır diye cevap verdi." 3

Aklın faziletini ortaya çıkarmak, isbatı hiçbir zorlamaya muhtaç olmayan konulardandır. Daha evvelce ilmin şerefi bilindiğindendir ki, aklın faziletini bilmek için herhangi bir zorlamaya ihtiyaç yoktur. Çünkü ilmin menbaı akıldır. Zira ilim akıldan doğar. Akıl ilmin esası ve temelidir. İlim ve akıl arasındaki ilgi,meyve ile ağaç arasındaki ilgiye benzer. Başka bir deyişle ge ile ışık arasındaki nisbet gibidir. Aslında bildiğimiz bu ilimler adeta fıtrı olarak aklın kendisinde mevcuttur. Fakat onların varlık alemine çıkarılmasına sebep olan vasıta mevcut ise ancak o zaman vücud dünyasında görünürler. Yani bu ilimler aklın dışından akla kazandırılmış bir şey değildir. Ve yine bu ilimler aklın içinde gizli olup bilahare meydana çıkmışlardır. Bunun misali toprakta gizli olan sudur. Su ancak kuyuların kazılmasıy belirir ve bir arada toplanıp görülür. Bademdeki yağ ve güldeki gülsuyu da böyledir.

Bu hikmete binaen Hak Teala, Araf Suresinde şöyle buyur:

"Hatırla ki, Rabbın, Ademoğullarının sulbünden zürriyetlerini çıkarıp da onları nefislerine karşı şahit tutarak: "Ben sizin Rabbınız değil miyim?" diye buyurduğu vakit onlar da, "Evet,­Rabbımızsın, şahit olduk." demişlerdi."

Dünya ve ahiret saadetinin vesilesi olan akıl nasılolur da şerefli olmaz veya böyle bir akıldan nasıl şüphe edilebilinir?

İslam bilginlerinin büyüklerinden Hasan-ı Basrı diyor ki: "Hak Teala'dan insan oğluna ihsan edilen akıl, öyle bir kuvvet ve vasıtadır ki, günün birinde onu tehlikeli bir durumdan kurtarmış olur."

İbrahim b. Hasan adlı şairin şu mealde bir manzumesi vardır: "Aklı tam olan kimse, fakir de olsa halk arasında hürmet ve itibar kazanır. Aklı kıt olan insan, asilzade veya zenginde olsa herkese karşı daima küçük düşer."

İnsan toplum içinde aklı ile yaşar. Zira kendisini idare edecek ve tecrübeyi ancak onunla elde eder.

Akıl Cenab-ı Hakkın öyle bir nimet ve ihsanıdır ki, kıymetçe bir şey ona yaklaşamaz. Allah-u Teala bir kimseye aklı kamil verirse, onun ahlak ve etvarı da bittabi yolunda mükemmel olur.

"O, hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet vermişse iyilik verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar." :

Yine Bera b. Azib, Resulullah'ın şu hadisini rivayet etmiştir:

"Melekler akıl ile çalışıp Allah'a taatta başarı gösteriler. Ademoğullarından imanlı olan kişiler de akılları miktanca başarı ve gayret gösterdiler. Binaenaleyh onlardan Allah'ın taatını en fazla yapanlar akl-ı kamil sahibi olanlardır." 5

Yine akıl, Allah Resulü'nün Ebu Derda (r.a)'ya hitaben söylediği şu sözleriyle açıklanmaktadır:

"Ey Ebu Derda! Aklen geliş ki Rabbine yaklaşmakta kemale eresin." Ebu Derda sordu: Annem babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, benim için bu söylediğiniz nasıl mümkün olabilir? "Allah'ın Resulü buyurdu: "Allah'ın yasaklarından sakın, farzlarını eda et. Bunları yaptığın takdirde geçici dünyada şanın yücelir. Şerefin artar, gelecek ahirette de bu yaptıklarından ötürü Rabb'inin manevi yakınlığını ve salih kullarına ihsan buyuracağı izzet ve ikramı elde edersin. 7

Said b. Müseyyeb' den rivayet ediliyor; Hz. Ömer, Ubey : Kaab ve Ebu Hureyre (Allah hepsinden razı olsun) yüce Peygamberin huzuruna gelip sordular:

"-Ey Allah'ın Resulü, insanların en alimi kimdir?

Resulullah:

-Akıllı kimsedir."

-İnsanların en abidi kimdir?

-Akıllı olanıdır.

-İnsanların en faziletlisi kimdir?

-Akıllı olanıdır.

-Ey Allah'ın Resulü, akıllı kimse mürüvveti tamam olmuş fesahat ve belagatı ile tanınmış, eli cömertliğe alışmış, hatırı ve itibarı yücelmiş bir kimse değil midir? dedikleri zaman, Allah'ın yüce Resulü şu ayeti okudular:

"Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçici metaıdır. Ahiret ise, Rabbının katında takva sahipleri içindir." 8

Ve devamla buyurdu:

"Akıllı bir kimse dünyada hasis ve zelil görünse de akıl saye­sinde takva sahibidir." 9

Hz. Aişe' den rivayet ediliyor:

"Ey Allah'ın Resulü, dünyada insanlar ne ile birbirlerinde:, üstün olabilirler?" diye sordum. Allah Resulü, "Akıl ile" dedi. Ben devam ettim, "Ahirette ne ile üstünlük sağlanabilir?" Allah Resulü, "Akıl ile" dedi. Devam ederek sordum, "Peki ahirette herkes yaptıklarıyla mükafat veya mücazat bulmaz mı?" Allah'ın Resulü; "Ey Aişe, acaba insanlar Allah'ın kendilerine vermiş olduğu akıldan fazla mı amel ederler? Binaenaleyh, herkese ne kadar akıl verilmişse onun nisbetinde hayırlı amelleri ve hayırlı amelleri nisbetinde de mükafat alırlar." 10

Bera b. Azib (r.a.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Bir Allah Resulünden çok sual sorulduğunda şöyle buyurdu:

"Ey nas! Her şeyin bineği vardır. Kişinin bineği de akıl Sizden, hüccet ve delili en iyi bilen, aklı yönünden en üstün olanınızdır." 11 Ey hakikat talibi! Bu fani cihan öyle bir tarladır ki, hayır olsun, şer olsun, her ne amel tohumu ekilirse ancak onun mahsülü biçilir. Saadet mahsulü almak isteyen her insan, şekavet tohumu ekmemek ve mahlukun hukukuna tecavüz eylememek şartıyla bu mahsulü elde edebilir.

"Kim ahiret ekinini isterse biz ona kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz. Ancak onun ahirette nasibi yoktur." 12

Hazret-i Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyuruyor.

"Kim, aklı ve fikri dünya olduğu halde sabahlarsa, Allah onun aklını ve fikrini dağıtır, fakirliğini onun iki gözü arasında kılar. (İyice yaklaştırır.) Bunca çabasına rağmen dünyalık olarak ona yine sadece mukadder olan miktarda bir şey verilir. Kim de aklı fikri ahiret olduğu halde sabahlarsa, Allah onun aklını fikrini derli toplu kılar, kalbine bir zenginlik verir. Dünya(lık) da o kimseye, ister istemez gelir." 13

Ashab-ı intibah, dar-ı fena olan bu dünyayı, iyi veya kötü her ne nida edilirse sahibine aksettiren bir dağa benzetmişlerdir.

Kendinden büyüklere karşı itaatkar bir evlat gibi, kendi akran ve emsaline karşı muhabbetkar bir kardeş gibi, kendinden küçük olanlara karşı da şefik ve kerim bir baba gibi ol... Bedayi-i sanayi ve çeşit çeşit mahlukatı ile zekaları hayrette bırakan bu dünya öyle bir saraydır ki, vakt-i merhunu gelince harap olması muhakkaktır. Hakiki bahtiyarlar, baki olan ahiret sarayında adet ve selametini temin etmek kaygısında olan kimselerdir.

Amelsiz talib-i cennet olmak günah, sebepsiz ümid-i şefaat etmek gurur, Allah'a itaatta bulunmayan kimseden lütuf merhamet beklemek ise cehalettir.

Cihan, hakikat ehline bir dar-ı imtihandır. Onda sabır ve tahammül, tevfikat-ı rabbaniyeye iltica ve iane-i lütf-u Mevla olmadıkça istihsal-ı zevk ve huzur elde etmek imkansızdır.

Daima letaif ve acaib-i eşya, bedayi' ve sanayi-i Hudayı tefekkürle kalbini tenvir eden kimseler hakiki akl-ı kamil sahipleridir. Zira masnuat-ı ilahiyeyi tefekkür, envar-ı rahmetin miftahı, ameli taatın iliği, ruhun güneşi, ulum-u fünun-u muhtereatın tuzağı, terakki ve tealinin başıdır.

Şu cihan-ı fanide faydalı asan yadigar olarak bırakmak, sahipleri için ikinci bir ömürdür. İşte bu yüzden, mürüvvet ve kemal erbabı olan kimseler, daima her hususta güzel eserler bırakarak gelip geçmişlerdir.

DİPNOT

1- İbn-i Muhber; İmam-ı Gazali, İhyau Ulumi'd-din, c. 1, s. 89

2- İbn-i Muhber; İmam-ı Gazali, İhyau Ulumi'd-din, c. 1, s. 89

3- İbn-i Muhber.

4- A'raf Suresi: 172.

5- Bakara Suresi: 269.

6- İbn-i Munber,Ondan da Haris, Müsnedinde rivayet etmişlerdir.

7- İbn-i Muhber; Hakim; Tirmizi, Nevadir' e; İmam-ı Gazali, İhyau Ulumi'd-din, c.1 s.91-92.

8- Zuhruf Suresi: 35.

9- İbn-i Muhber

10-İbn-i Muhber, Hakim, Tirmizi.

11-İbn-i Muhber.

12- Şura Suresi: 20.

13- Tirmizi, Kıyame, Bab: 30.

LÜGATÇE

Akl-ı kamil: Olgun akıl.

Akran ve emsal: Derece itibariyle birbirine yakın ve benzer olanlar.

Ashab-ı intibah: Kalb gözü açık olan marifet ehli.

Bedayi-i sanayi: Görülmedik, sanatlı harika eserler.

Belagat: Belagat ilmi. Bir sözü etkili, yerinde ve sanatlı biçimde ifade etme.

Bilahare: Daha sonra.

Cihan-ı fani: Fani, sonlu olan dünya.

Dar-ı imtihan: İmtihan yeri.

Envar-ı rahmet: Rahmet nurları.

Facir: Günah işleyen. Harama dalan kimse.

Fazilet: Erdem, değer.

Fesahat: Sözün lafız ve mana itibariyle kusursuz olması. Doğru ve düzgün söyleyiş.

Fıtri: Doğuştan. Tabii olarak.

Fünun-u muhtereat: Yeni icatlarla ilgili ilimler.

Mahsul: Ürün.

Manzume: Vezinli ve kafiyeli olan şiir.

Masnumat-ı ilahiye: Cenab-ı Hakkın yaratmış olduğu sanatlı eserler.

Menba: Kaynak.

Meziyet: Üstünlük vasfı. İyilik.

Mükafat ve mücazat: İyiliğe karşı gösterilen takdir,kötülüğe karşı verilen ceza.

Müstakim: Dosdoğru olan. Eğri olrmayan.

Mürüvvet: Mertlik, yiğitlik.

Nas: İnsanlar. Nefsin hevası:

Nefsin zararlı ve günah olan arzuları, istekleri.

Riyaset: Başkanlık, reislik. Sulb: Omurga kemiği.

Şekavet: Kötülük, bedbahtlık.

Tenvir: Aydınlatma.

Terakki ve teali: İlerleme ve yükselme.

Tevfikat-ı rabbaniye: İlahı yardımlar.

Vakt-i merhun: Belirlenmiş, muayyen zaman.