Skip to Content

EDEP

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

Levazım-ı kemalat-ı insaniyin birincisi, mükemmil ve münevvir olan akıl ve iman, sermaye-i beni-Ademin, havatır-ı batıniyenin meyvası, kalplerin esrarı, efal ve harekatın mahalli, zuhur-u menşe-i beşerin en muazzam bir ziynet-i giranbahasıdır.

Ey akıl sahibi! Şeriat kapısında çirkin görünen her ne var ise onun etrafında dolaşma! Şeriat-ı mutahhara ve sünnet-i seniyyeye tabi ol ki, feyizyab olasın; feyz ve felah bulasın.

Nefsin heva ve hevesi insanı doğru yoldan alıkoyan fıtri ve cibilli bir iç kuvvettir. İnsana düşen en mühim hüner ve marifet, bu cibilli kuvveti akıl vasıtasıyla itidal dairesinde tasarruf ve idare edebilmektir. Heva ve hevese gelişigüzel uymak akl-ı selime aykırı, tehlikeli ve behimi (hayvan!) bir harekettir. Çünkü bu hareketiyle insan heva ve hevesine hakim değil, mahkum olmuş olur. Bu derekeye inen kimselerde artık beşeri ve insani şeref ve haysiyet, ahlak ve fazilet kaygısı kalmamıştır. Artık her türlü şer ve fesadın yolu onlara açılmış olur.

"Yoksa sen, onların çoğunun söz dinler veya aklını kullanır olduğunu mu sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar hatta gibidir, onlar yolca daha da sapıktırlar." 1

Nefs-i emmareye uyanlar hakkında, ashabdan Abdullah b. Abbas Hazretleri, "Heva-i nefs, ona tabi olanların mabudu mesabesindedir." buyurmuştur. Nitekim Kur' an-ı Kerim' de Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

"Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala ibret almayacak mısınız?" 2

"Şu üç şey helak edicidir: İtaat olunan hırs, tabi olunan heva ve heves ve kişinin kendisini beğenmesi." 3

Yine Kur'an-ı Azimuşşan'da Rabbimiz şöyle buyurmuştur:*** "Nefse, sınır tanımaz kötülüğünü ve ondan korunma yollarını ilham tarikıyla öğretene kasem olsun ki; nefsini kötülüklerden arındıran kimse kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." 4

Peygamber Efendimiz, Şems Suresinin 9. ayetini okumuş ve sonunda durarak;

"Allahım, nefsime takvasını ver. Sen o nefsin velisi ve mevlasısın. Nefsimi temizle. Sen, nefsi temizleyenlerin en hayırlısı­sın." buyurdu. 5 Hazret-i Ali Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Kişinin en büyük kazancı ve serveti akıldır ki, onu selamete ve hidayete eriştirir ve kötü yollardan alıkoyar."

Hz. Ömer (r.a.) buyurmuşlardır ki: "Nefsinizi arzu ve isteklere kapılmaktan koruyunuz. Nefs kendi haline kalırsa insanı kötülüğe sürükler. Hak ve hakikat nefse ağır ve acı görünür, ama mideyi ıslah eden ve vücuda kuvvet veren acı İlaca benzer. Bunun karşılığı olarak bahl şeylerin çoğu görünüşte hafif ve tatlıdır, çeşnisi hoştur, fakat hazmı yavaş olup mideyi ifsad eden yiyeceklere benzer. Bu hatayı işleyip de sonra nedamet ve özür­lerle onu tamire çalışmaktansa, o hatayı terk etmek, yani işlememek elbette müreccahtır. İnsan gafil davranırsa bazen gözü öyle şeylere kayar ki, bunlara aldanmakla geçen zaman bir saadet­ten de ibaret olsa, uzun süren bir hüzün ve kederle neticelenir." "Ebu Cuhayfe (r.a.)' dan rivayete göre, müşarünileyh demiştir ki: Ben, Ali radiyallahu anha; "Ey Ehl-i Beytin ulusu! Allah'ın kitabında bulunandan başka yanınızda (yazılı olarak) vahiy esrarından, başkasının bilmediği ve yalnız senin bildiğin bir" şey var mıdır?" diye sordum.

-Hayır yoktur. Taneyi, toprak içinde yaran ve insanı yaratan Allah' a yemin ederim ki, benim (hususi ve yazılı olarak) bildiğim bir şey yoktur; ancak bildiğim bir şey varsa o da, Allah'ın kişiye Kuran'daki hükümleri anlama kabiliyetini vermiş olduğudur.

Bir de kılıcının kınından çıkardığı bir sahifeye işaret ederek: "şu sahifede yazılı olan hükümlerdir" dedi. Ben:

-Bu sahifedeki hükümler nedir? diye sordum. O da;

-Bu sahifede maktulün diyeti ve kanının pahasıı esirin kurtuluşu, kafire bedel bir müslümanın katlinin caiz olmadığı (hakkında hükümler var)dır, dedi." 6

İnsanda şu iki his tabii olarak yer etmiştir: Hakikate erişmek ve saadete kavuşmak arzusu. Acaba bir insan kendi başına bırakılırsa bu arzularını tatmin edebilir mi? İnsanların hasseleri ve yaptık­ları aletler kusurludur, eksiktir. Malik olmakla iftihar ettiği akıl, hiçbir şeyi toplu bir halde kavrayamayacak kadar da acizdir. Esasen akıl, bir çok vehimlerin elinde oyuncaktır. Muhayyil­ler (Hayal kuran, zihinlerinde olmayacak şeyleri düşünenler) seraplar karşısında daima aldanıyor ve izzet-i nefsin muhtelif tezahürlerine kapılıyorlar. İnsan hakikatı öğrenmediği için iyiye ve saadete erişemiyor.

Hiçliğini,yalnızlığını, aczini ve bağlılığını hissettiğinden, gayr-ı ihtiyari olarak ruhunun derinliklerinde can sıkıntısı, karanlık düşünceler, keder, elem, hiddet ve ümitsizlik hisleri taşıyor. Şimdi insanı, Rabbimizin Kur' an' daki tariflerinden bazılarıy­la tanıyalım: Esmaü'l-Hüsna sahibi yüce Rabbimiz buyuruyor ki:

"İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir fey olmadığı hal­de biz kendisini yaratmışızdır." 7

"Oysa sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır." 8

Hülasa; insan zayıftır, ruhen sefalet içindedir. İnsan, tabiatın sinesinde bir atom zerreciği kadar silik kaldığını ve iki türlü namütenahilik arasında durduğunu hisediyor. İnsan o kadar muzdariptir ki, bu ızdırabını unutmak için zevk ve eğlence içinde avunmak ister, zevk ve safaya dalar veya çalışır. Bütün bunlardan maksad, kendi nefsi ile başbaşa kalmamak ve bundan kaçmaktır. Fakat bu hal de uzun zaman devam edemez. Her şey fanidir, gelip geçer. Bize ait olan her şeyin yavaş yavaş bizden uzaklaltığını hissetmek ne büyük azaptır. İnsan hayatı dünyada en razik ve en narin olan şeydir. Bir buhar, bir su damlası insanı dürmeye kafi gelir.

Hayat denen bu imtihan yeri ne kadar tatlı geçerse geçsin sonu daima elemli biter. Sonunda insanın başı üzerine bir avuç toprak atılır. Dünyadan insanın en son nasibi işte budur. İnsan denen beşerin elbetteki u1vi tarafları da vardır. İşte insanoğu, bu yönleriyle aciz ve zayıf olduğunu kendi şuurunda rahathlıkla hissedebilir.

Dipnot :

1- Furkan Suresi: 44.

2- Casiye Suresi: 23.

3- İbn-i Mace, Fiten; el-Acluni, Keşfü'l-Hafa; 1/1033. İmam-ı Gazali, İhyau Ulumi'd­din, c. 1, s. 91

.4- Şems Suresi: 8-10. 5- Müslim, zikir; İbn-i Kesir, c.

4, s. 517,1988, Kahire baskısı. Şevkani, Fethü'l-Kadir c.

5, s. 450.6- Buhari, 1272.

7- Meryem Suresi: 67.

8- Nuh Suresi: 14.

Lügatçe

Batıl: Hak olmayan, sahte, yalan.

Ehl-i beyt: Resulullah aleyhissalatü vesselamın zevceleri ile Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den oluşan aile efradı.

Esrar: Sırlar.Esmaü'l-Hüsna: Cenab-ı Hakkın güzel isim ve sıfatları.

Gayr-ı ihtiyari: Elinde olmayarak.

Hasse: Duyu, duygu.

Hülasa: Özet, kısaca.

İzzet-i nefs: Onur, şeref.

İfsad: Bozma, karıştırma.

Levazım-ı kemalat-ı insaniye: İnsani faziletler için gerekli olan şeyler.

Heva ve heves: Nefsin hoşuna giden istekler.

Kur' an-ı Azimuşşan: Şanı yüce olan Kur'an.

Maktul: Öldürülen.

Marifet: Manevi hakikatleri zevkederek elde edilen bilgi, irfan.

Masnuat-ı ilahiye: Cenab-ı Hakkın sanatlı biçimde yaratmış olduğu varlıklar.

Mükemmil ve münevvir: Tamamlayıcı ve aydınlatıcı.

Müreccah: Tercih edilme.

Müşariünileyh: Yukarıda adı geçen.

Namütenahilik: Sonsuzluk.

Nefs-i emmare: Kötülükleri emreden nefs.Üstü günahlarla kaplanınmış olan nefs. Nedamet: Pişmanlık.

Saadet: Mutluluk.

Sünnet-i seniyye: Resulullah'ın (S.A.V.), hayatlarında takip ettikleri yol.

Şeriat-ı mutathara: Cenab-ı Hakkın, Hz. Peygamber vasıtasıyla göndermiş olduğu temiz ve pak olan ilahi kanunlar bütünü.Tarikıyla: Yoluyla.

Tezahür: Ortaya çıkma, görünme.

Ziynet-i giranbaha: Çok kıymetli süs.

Zuhur-u menşe-i beşer: İnsanoğlunun aslının ortaya çıkması.