ÂDABIN MAHİYETİ
- Ana Başlıklar:
Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)
Edeb aklın dışından, huzur ise içinden görünüşüdür. Ehlullah indinde edeb mâfevkini çok görmemek mâdûnunu tahkir etmemektir. Hâlıkından ötürü mahlûkatı sevmek ve hürmet eylemek lazımdır. Herkesi haliyle hoş görüp Hâlik’ının hatırı için mahlûka merhamet edip onları sevmektir. Yaratılışta her mevcudun bir kıymeti vardır, takdir edip kadrini bilmekle mükellefiz. Hüsnü zan etmekle memuruz. Zira Hâlik’a hüsn-ü zandan yüksek bir ibadetle ibâdet olunmamıştır. İnsanın esas kıymeti edebiyle ölçülür.
İnsanlara hüsnü zan etmek ahlâk-ı hamîdenin başıdır. İnsanlara su-i zan etmek ise ahlâk-ı zemîmenin başıdır.
Cenab-ı Allah hadis-i kudside buyuruyor ki: “Yine Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayete göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Azîz ve Celîl olan Allah buyurur ki: Ben kulumun zannı indindeyim (iradem kulumun beni anlayışına göre, taalluk eder). Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraber bulunurum. O beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu bu sûretle anarım. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse ben de onu cemaat efradından daha hayırlı bir cemiyet içinde yâd ederim. O kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım.” (Hadîs-i Kutsi, Buhâri,Tevhid: 15)
İslâm dini, iman, ilim, amel, ihlas ve cihad üzerine müesses bir dindir. Sâliki olan insanlara tevhidi hakikiyi, iç ve dış temizliği ile hakk’a ibadet-i adl ve ihsan üzere muameleyi güzel ahlâk ve edeble hüsn-ü muaşereti, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmayı, yakınlarına şefkat ve merhameti, vatan ve milletine karşı sadakat ve fedarkarlığı ve bütün bunlardan asıl gaye olan Allah’a vuslatın çare ve yollarını kamilmanada gösteren tek dindir. İslâm dini insanı insan etmekle hikmet ve ahlâki fazileti esas kabul etmiştir.
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v): “İslâm güzel ahlâktır” buyurmuştur.Hadis, Ramûz-ül Ehâdîs
Yüce dinimizde ahlâk-ı hamidenin, terbiye ve edebin mevkii yüksektir. Edeb ve ahlâkda en yüksek olanınız; imanda en kâmil bulunanızdır.
Resul-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Ben ancak güzel ahlâkı ve yüksek edebi tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. (Hadis, Müsned, 2/381, Muvatta:Hüsnü’l hulk:8)
Allahu Teala şöyle buyuruyor :
“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” )Tahrim Sûresi, Âyet 6)
İbni Kayyim-i Cevziyye bu âyete şöyle mana vermiştir:
“Ey iman edenler nefsinizi ve ehlinizi edeb öğrenerek ve edeb öğreterek cehennem ateşinden koruyunuz. ”Âyet-i kerimenin şerhinde ise şöyle buyurmuştur: “Demek oluyor ki edeb-i saadete ermek ve korktuğunuz sonsuz elemli cehennem ateşinden selamete kavuşmak da güzel huylarla bezenmiş olmamıza bağlıdır. Ve esasen cennet, seçilmiş ve sevilmiş insanların mukafat yeri; Cehennem ise, aşırı giden, ahlâk ve fazilet yoksullarının ceza diyarı değil mi?”
Fahr-i kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i nebevilerinde :
“Evladın ana ve baba üzerindeki hakkı: ona güzel bir isim vermek, helal ve temiz süt emzirmek, en üstün terbiye ve edeble yetiştirmektir. ” buyuruyor. )Hadis, Münâvî Feyzül Kadir)
Muhterem Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) :
“Çocuklarınızı üç haslet üzerine bilhassa terbiye ediniz.
Peygamber sevgisi, ehl-i beyt sevgisi, ve birde onlara Kur’anı Kerim okumayı ve ezberlemeyi öğretiniz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in lafzına hamil hükümleriyle amil ve hikmetiyle kâmil olanlar kıyâmet gününde kimsenin himayesi olmayacağı anda Allah-ü Teala’nın taht-ı himâyesinde ve arşının gölgesinde olurlar”, buyuruyor. (Hadis, Münâvî Feyzül Kadir)
Peygamberi sevmenin onun yolunda yürümeyi temin edeceği, ehlullahı sevmenin onların halini örnek alarak öğütlerini tutmayı, onlara hürmet etmeyi telkin edeceği aşikardır. İlim ve bilginin ulviyeti edeble bilinir. Amelde, ilim ve irfanla kabule şayandır. Ve insan, güzel amelleriyle dünya ve ukba muradına nail olur. Demek oluyor ki edebe ve yüksek terbiyeye mukarrin olmayan bilgi, hiçden ibarettir, sahibini kurtaramaz. Ulu kişi, arif bir insan, Rabbına karşı edebini bırakırsa mutlaka helâk olur. Hangi kimse âdab-ı şer’iye ve sünnet-i seniyeden birini ihlal etmişse; o bu hareketiyle bir mekruh işlemiştir. Mekruhatı itiyat eden, zamanla harama yeltenir. Haramı irtikab eden kimseden de hak ve hakikat yolunda ebediyen hayır gelmez. Bize faidesiz çok bilgiden ziyade edeb ve yüksek terbiye lazımdır. Ahlâkın en mükemmeli, edebin en üstün yeri dinde olan edebdir. Bir müslüman için gâye olan mertebeye ulaşmak ancak yaratanın emirlerine itaat ve Hazret-i Muhammed’in edeb ve sünnetine ittiba ve iktida iledir.
İmam-ı Rabbani (k.s.) buyuruyor ki: “Ey din kardeşlerim, bizim ve sizin üzerinize lazım olan şeyin,
Birincisi: Ehl-i Hak âlimlerinin anladıkları şekilde kitab ve sünnetin müktezasına göre akaidimizi tashih etmektir. Eğer bizim ve sizin anlayışımız evliyaullahın anlayışlarına uymazsa muteber değildir. Zira, nice dalalet ve bid’atte bocalayan kimseler vardır ki, batıl hükümlerini kitab ve sünnetden aldıklarına itikat etmişlerdir. ”
İkincisi: Helal, haram, farz, vacip olan ahkâm-ı şer’iyyeyi bilmelidir.
Üçüncüsü: Bildiğinin müktezasıyla amel etmelidir.
Dördüncüsü: Sofiyye-i kiram kaddesallahü esrarehüm hazeratına has olan tezkiye ve tasfiye yolunda, sahih akaid üzerine sülük etmeli. Akaid-i sahiha olmadıkca ahkâm-ı şer’iyeyi bellemenin faydası yoktur. Onları bilip, öğrenmedikçe de amelinden menfaat görmez.
Bu dörd rükün ki: Sağlam itikat(akide-i sahiha), şer-i şerifi bilme, ilim ile amel ve tezkiye-i nefsdir. Bu dörd erkanla beraber, mâlayani kabilinden olan şeylerin de terki lazımdır.
Peygamber-i Zişan (s.a.v.) Efendimiz: “Lüzumsuz söz ve fiili terk eylemek insanın müslümanlığının güzelliğine delildir”, buyurmuştur. (Hadis, Tirmizî, Zühd: 11, İbn Mace, Fiten:12)
Edeb şu esaslar üzerine bina edilir:
1- Her türlü zan ve şüpheden ari, dalâlet ve bid’attan hali, burhan ve hüccetlerle kavi bir imanla hakka bağlanmak.
2- Halis bir niyete sahip olmak, şeriat ilmini bilmek, bildikleriyle de amel etmek.
3- Cenab-ı Hakk’a sevgili bir kul olmanın yolu ancak onun emirlerini tutmak, nehiylerinden kaçmak ve habibine ittiba etmekle mümkündür.
4- Farz ibadetlerini muhafaza edip nafile ibadetleri çoğaltmak.
5- İlmiyle amil alimlerle edebte Resul-ü Kibriyaya tam taabi olmuş mübarek insanlar ile sohbet etmek ve öğütlerini tutmak. Ahlâkı bozuk fasık alimlerden son derece kaçmak.
6- Her iş ve edebten asıl maksat ve gayenin Hakk rızası olduğunu bilmektir.
Kişi Cenab-ı Allah ile olan işini sıdk üzerine kurmalıdır. Bu sıdk işin hem özü hem de usuludur. Hakk ehli olan edebi vaaz eder sonra gayeyi gösterir. Hakk aşıkı olan edebi bulur. Sonra gayeye varır. Bir çoklarının vusülden mahrum olmaları usulu bilmemelerindendir. İnsana lazım olan bir çok edebler vardır; Nefsin terbiyesi ise her edebin esası ve temelidir. Bu tam olmadıkca diğer edebler birer riyakarlıktan ibaret kalır.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 383 okuma
