Skip to Content

NEFSİNE KARŞI EDEP

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

Allah-u Teâla buyuruyor ki:

(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. (Yûsûf Suresi, Âyet 53)

Nefsi emmare yaratılanın en cahili, en büyük düşman olup yaşı kemâle ermemiş yollarda oynayan tıfıl bir çocuk gibidir. Arzu ve gayreti kendi nefsini helâk etmek içindir. Nefsin en büyük emeli nimetler veren Hz. Allah’a (C.C.) isyan ve kendisine düşman olan şeytana da itaattir.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hz.’leri “Gerçek mücahid nefs-i emmaresi ile cihad eden kimsedir.” buyurmuşlardır. (Yûsûf Suresi, Âyet 53)

Edeb, kalbi ve vücûdu kötülüklerden men ederek, islâmi ahlâk ile ahlâklanmaktır. Artık böyle bir kimseden ne kötü ve ayıp bir iş ve ne de şeref ve haysiyyetini düşürecek bir hal vaki olur. O kimse mümtaz bir mü’min ve örnek bir insandır. Söylerse doğru söyler, va’ad ederse ifâ eder. Kendisine emanet edilirse hıyanet etmez. Elinde her türlü imkân ve fırsat mevcut olduğu halde hiç bir kötülüğe yanaşmaz, kötü bir işi görürse yerine göre onu eliyle, diliyle kalbiyle def etmeye çalışır Allah’ın sevdiklerini sever, yerdiklerini yerer, faziletli insanlarla hemhal olur, sefihlerden uzakdurur. Böylece, bakılması memnu olan şeylere bakmak, yalan söylemek ve yalan dinlemek gibi âzâya müteallik fenalıklar ile hased, kin, bâtılda ısrar, fenâlığı gizlemek gibi kalbe ait kötülüklerden çekinerek, halis bir müslüman yani örnek bir insan olmuş olur. Nefse karşı edebin hülâsası: Nefsin ilimle tehzîbi (temizlenmesi, ziynetlenmesi) Salih amellerle te’dibi (edeblenmesi) yüksek ve ulvi fikirlerle te’lîfi esaslarında toplanır. İnsanlık için yegâne çıkar yol bu ahlâk ile ahlâklanmak ve bu edeb ile edeblenmektir. Temenni edelim ki, beşer kendini bu ahlâk ve âdâba uydursun; bütün sapık fikirler bir anda eriyecek, asırlardır beşeri huzursuz bırakan terakkiden alıkoyan zümre ve hizb mücadeleleri bir anda sona erecek ve dünyada hakikaten bir cennet hayatı yaşanacaktır.

Kâzimu’l ğayz: Gadabı hazmetmek veya yenmek demektir. Gadab; Hiddet, öfke, dargınlık.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur:

O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, ayet: 134)

Gadabda beş büyük felâket vardır:

1. İnsanın küfrüne sebeb olur. İmansız gitmesiyle de bütün ameli mahvolur.
2. Allah-u Teâlâ azze ve celle’nin gadâbına, helâkına maruz kalmak tehlikesi vardır.

3. Gadabda adavet husûle gelir. Gadablanan kişi düşman kazanır, onun korkusundan huzur ve rahatı kaçar.

4. Gadab anında iradesini kaybeden insan şiddete başvurur ve neticede cinayete bile sebebiyet verir. Hapishanelerdeki alel ekser mahkumlar, öfkelerinin kurbanı olmuşlardır.

5. Hülâsa gadab; insanoğlunun aklını başından alır, imanını ifsad eder, helakına sebep olur ve o kimse imansız olarak yıkılıp gider.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri buyuruyorlar ki :

“Sirkenin balı ifsad ettiği gibi, gadab da imanı ifsad eder.” (Hadîs, Deylemî Müsned)
Yani merhamet, lütüf şefkat ve hilim gibi evsaf-ı cemilesini zevale erdirir.

Gadabı yenmenin beş büyük faidesi vardır :

1. Cennetin kendisine müheyya kılınması.
2. Gadabı terkeden kimseye cennette hûru’l ıyni beğenmesi kendi arzusuna bırakılması.
3. Cenâb-ı Hakk, gadab ve öfkesini yenen insanlar için, cemi yaratılmışlar huzurunda muhayyer kılıp ona; “Hangi hûriyi dilerse onu alsın.” denilir.

4. Allah-u Teâla Hazretlerinin, hıfz ve emanında rahmeti ilâhiyesine nâil ve mazhar olur.

5. Cenâb-ı Hakk gadabını yutan veya muhafaza eden kimseye muhabbet eder.

Peygamberi Zîşan (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır:

“Kendi gadabını def edenlerden Cenâb-ı Allah azabını ref eder.” (Hadis Kenzül Ummal)

Gadabın en ehveni geç gelip çabuk geçenidir. En zararlısı da tez gelip zor geçenidir. Gadab başlıca tekebbür, hırs, riyaset, mansıb, ucûb, enaniyet ve haset gibi sebeblerle husûle gelir.

Gadabın sebeblerinden biride kibirdir. Lâyık olan, tevazu edip öfkeyi yenmektir. Diğer sebebi de cehalettir. Cahil insan tehevvürü bir mertlik, dilaverlik, bir cür’et ve hüner zanneder. Gadab noksan akıldan zuhûr eder, kalbde bir marazdır. Nitekim gadab hâli, hasta ve yaşlılarda sağlıklı insanlardan daha fazla zuhûr eder. Ayrıca kadınlarda da asabî hâl daha çok görülmektedir.

Bir gün Peygamber-i Zîşan (s.a.v.) Efendimize bir arbî gelir ve “Hüsn-ü hulk (güzel ahlâk) nedir.” Diye sorar. Efendimiz (s.a.v.) “Gadablanmamak” buyurur. Arabî bu suali Efendimiz’e (s.a.v.) sağından, solundan, arkasından gelerek mükerreren sordu. Nihayet Peygamberi (s.a.v.) Efendimiz, “Gadablanmamaktır dedik ya !” buyurdular. (Hadis Buhâri 2000)

Mütekebbire tekebbür: Kibirlenmek Allah’ın mü’min kulları üzerinde sevmediği bir vasıftır. Ancak büyüklük taslayana sen de kibirli davranabilirsin.