Skip to Content

TOPLANTI ADABI

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Kur’an-ı Mübînde şöyle ferman buyuruyor:

Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun. (Tevbe Sûresi, (Âyet119)

Resûlullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:

Allah'ın bir sınıf melekleri vardır ki,onlara seyyahun denir. Bunlar arz üzerinde ehl-i zikri (Zikir meclislerini) ararlar, melekler Azîz ve Celîl olan Allah'ı zikreden bir cemâat bulunca biribirlerine: Aradığınıza geliniz, diye seslenirler. Ehl-i zikri dünyâ semâsına kadar kanatlarıyla kuşatırlar. Cenâb-ı Hakk onları pek iyi bildiği halde meleklere:

- Kullarım ne söylüyorlar? Diye sorar.

Onlar da:

-Seni tesbîh ve tekbîrle anarak, Sana hamd-ü senâ ediyorlar, diye cevab verirler.

Cenâb-ı Hakk:

- Bu kullarım Beni gördüler mi ? Diye sorar.

- Hayır,Yâ Rab seni görmediler, derler.

-O kullarım ya beni görselerdi nasıl olurlar? Buyurur.
- Onlar seni görselerdi ibâdet,istiğfar,zikir ve tesbîhleri daha fazla olurdu, derler.

Cenâb-ı Hak:

- Benden ne diliyorlar? Diye sorar.

Melekler:

-Cennet istiyorlar, diye cevab verirler.

Cenâb-ı Hakk:

- Onlar Cennet'i gördüler mi?

- Hayır, onlar Cennet'i görmediler.

- Ya onlar Cennet'i görselerdi?

- Eğer görselerdi, Cennet'e karşı arzuları daha fazla olurdu.

Cenâb-ı Hakk:

- O kullarım niçin bana sığınırlar ?

Melekler:

- Cehennemden sana sığınırlar !

- Hayır Ya Rabbî görmediler.

- Ya görselerdi nasıl olurlardı?

- Ondan daha çok kaçınırlardı, korkuları daha çok olurdu.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak meleklere:

- Ey melekler! Sizi şâhid kılarım ki, ben bu zikreden kullarımı mağfiret ettim, buyurur.

Meleklerden birisi:

- O zikredenlerin arasında filân kişi vardı ki, o, zikredenlerden değildir; bir hâcet için oraya gelmiş oturmuştu, der.

Cenâb-ı Hak:

- O mecliste oturanlar şakî olmaz, cevâbını verir.(Hadîs, Buhâri ve Müslim)

Topluluk adâbına riâyet etmek şahıslar arasındaki dostluk ve samimiyetin artmasına, anlaşmazlık ve çekemezlik gibi hallerin giderilmesine sebeb olur. Şöyle hülâsa olunabilir; temiz giyinmek, güzel koku sürünerek sohbet meclislerine gelmek, güler yüzlü olmak, mâlayâni konuşmamak, söz hakkı olmadıkca sükût etmek, meclise sıkıntı vermemek, oturanlar tarafından yer gösterilirse oraya, gösterilmezse en geniş gördüğü yere oturmak, iki kişinin arasına oturmak lazım gelirse mutlaka o iki zatın izin ve müsaadelerini rica etmek, meclise girene yer vermek, ev sahibi için misafirlerini uğurlamak edebtendir.

Toplantıda ayrı olarak ve gizli şekilde konuşup görüşmemek, toplantıda imkan nisbetinde öksürmemeye gayret etmelidir. Bu gibi hususlar islâmdaki toplantı adâbının başlıca kaideleridir. Meclislerde toplananlara sıkıntı vermemek hususu hadîsi şeriflerde mükerreren buyurulmuştur.

Müdârâtın-nâs: Herkesle hoş geçinmek, edeb ve sulh üzere bulunmak. Meşrû bir sûrette ve iyi bir netîce için yapılan müdârâ makbuldür.

Hüsn-ü muâşeret: Mü’minlerin sünneti seniyye dâiresinde birlik ve berâberlik içinde İslâm kardeşliğini en güzel münâsebetlerle yaşamasıdır.

Tenzîlünnâs-i menâzileh: Herkesin kadir ve kıymetine göre itibar etmek.

Semmül hıyâtı maal ahbâbu meydânun

Hudrul cinânu maal a’dayu nîrânun

(Kişi iğnenin deliğin de olsa da Allah dostlarıyla bir olunca orası meydan olur, Allah düşmanlarıyla cennet gibi bahçelerde olsa bile orası nîran olur.)



İLAHİ & ZİKİR

Anket

SİTEMİZİN İÇERİĞİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCENİZ NEDİR?:

ARŞİV LİSTESİ

Hz. Pİr Mevlana

Restoran, kafe, çay bahçesi, otel,
halıcı, kasap, döviz bürosu çoğunlukta
olmak üzere farklı iş yerlerinin özellikle
''Mevlana'' kelimesini kullanmaları bizi
rahatsız etmektedir, rahatsızlığımızın sebebi
ise isim olarak bilinen aslen sıfat olan
kelimenin taşıdığı anlam ve önemi idrak
edilmeden ticari faaliyetlerde kullanılması
ve bunun devamı olarak kelimenin taşıdığı asıl
manevi değerini kaybetmeye başlamasıdır.
--->> Devamı