Skip to Content

TESLİMİYET

TESLİMİYET

ÖMER ARİF

Kişiyi Marifetullah Sırrına Erdirecek Yedi Basamak Sırasıyla Şunlardır:
1.Sabır 2.Şükür 3.Tevekkül 4.Rıza "5.Teslimiyet" 6.Muhabbet 7.Marifetullah

TESLİMİYET
Allah (c.c)’a teslim olmam neyi gerektirir?
Allah’a teslim olduğunu söyleyen bir kimsenin hangi hususiyetleri teslimiyetinin işaretidir.

Öncelikle Allah'a teslim olmak tamamen cahiliye adetlerini terk etmekle mümkündür.

Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir. ( Âl-i İmrân SURESİ 83)

Amr Bin El Cemuh (ra) müslüman olmadan önce menaf adlı puta tapan bir kimse idi. Allah (cc) kendisine genç yaşta iken müslüman olmayı nasip etti. Amr Bin Cemuhun müslüman olduğunu duyan gençlerden bir grup tapmış olduğu putları dışarı atmak için evine giderler ve en büyük putu boynuna ip dolamak suretiyle sürüyerek dışarı çıkarıp kapının önündeki lağım çukuruna atarlar. Biraz sonra Amr Bin Cemuh gelir ve lağım çukuruna bakar. Lağım çukurunun içinde bir köpek laşesi bir de put var. Bu manzara karşısında haykırarak şunları söyler: "Yazıklar olsun bize! Aslında şimdiye kadar sana taptığımız sürece lağım çukurunun içerisinde olan bizmişiz. İşte şimdi sen yerini buldun, biz de yerimizi bulduk. Sen lağım çukurunun içinde ölmüş bir köpekle birlikte oldun, biz o çukurdan çıktık. Şimdi biz Allah (cc)' a Rasulune teslim olanlardan olduk."

Bir gün önce huzurunda durduğu, bir gün önce rab diye tapmış olduğu taştan yontma zavallı put bir bir pislik olarak değişivermişti.

Malum olduğu üzere Ebu Süfyan'ın hanımı Hint, Peygamberimizin amcası Hz.Hamza' ya şehit düştükten sonra bile eziyet etmişti. O da islam nuru ile nurlandı. Hint İslamı kabul ettikten sonra evine geldi putlarını bir bir başlarına baltayla vura vura kırdı. Ama şöyle diyordu: ''Bize ne oldu ki size nasıl aldandık? Başkasına ve kendine faydası dokunmayacak taş parçaları olduğunuzu nasıl da unuttuk. Biz nasıl unuttuk? Hakikat şu ki:

"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir."(Bakara 256)

Böylece bir daha cahiliyet adetlerine dönmemek üzere Hint o putları kırmış oldu. Şunu unutmayalım: O putlar onların ilahı ve tutkusu idi. O tutkunun bir anda başına baltayı indirmek ve o tutkuyu lağım çukuruna göndermek onlar için çok büyük bir erdemlilikti.

Bu noktadan hareketle şöyle bir düşünelim. Taptıkları put aynı zamanda onlar için bir tutku idi. Rengârenk, her türlü cazibesi ile hertürlü görüntüsü ile sadece Hak' tan sapıtan, Allah(cc)'a kulluktan uzaklaştıran boyutu ile insanları kendi nefsine köle eden, şehavatına köle eden boyutu ile işte alın size renkli bir tutku: Televizyon. Bunun mübtelası olan iyi, hayırlı, güzel progamlarının millete vatana dünyaya ahirete faydası olan hayırlı programlarının ve kanalların tamamını istisna tutmak kaydı ile sadece insanlık namına herkesin nefret ettiği ve insanların itikadını bozan, amelini bozan, insanları kötü ahlaka sevkeden boyutu ile renkli ve cahiliyyetin putundan daha cazibeli bir put. Peki denseki: "Ey insanlar! Bu renkli tutkunuzu dışarı atın bunlar sizi Hak' tan sapıtıyor, ahlakınızı, dininizi, imanınızı ortadan kaldırıyor. Hadi bunları lağım çukuruna gönderin." Kolay mı zannediyorsunuz? Bu tutkuyu dışarı bırakıp bundan sonra onsuz yaşamaya devam edebilecek insan sayısı acaba kaç tanedir? Öyleyse onlar cahiliyet putlarından öyle kurtuldular ki helali haram sayan, haramı helal sayan din, iman, vatan, şahsiyet bırakmayan bu putlar lağım çukuruna gittiği zaman; insan dinini, imanını, şahsiyetini bulmuş olacak. Onun içi yaşam kaynağı olarak gördüğü tutkuyu bırakmak onlar için büyük bir erdem, büyük bir fedakârlıktır.

Allah'a teslimiyetin gereği yakın olsun uzak olsun mü'min kimseyi kardeş bilip onu sevmektir. Rabbimiz buyuruyor ki:

"Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."(Tevbe 23)

Mus'ab bin Umeyr genç bir sahabe. Kardeşi Aziz müslüman olmadı ve Bedir savaşında müslümanlara karşı savaştı; esir düştü. Mus'ab' ı görünce: "Kardeşim beni kurtar, biz kardeşiz." dedi. Bunun üzerine Hz. Mus'ab Aziz' i esir alan sahabeye yaklaştı ve ona dedi ki: "Şu esir olan Aziz bin Umeyr var ya aman ha onu kaçırma. İyi bağla. Anası da çok zengindir. Umulur ki iyi bir fidye alırsın." Aziz bin Umeyr şaşkın bakışlarla Mus'ab' ı süzdü ve: "Sen ne diyorsun ben senin kardeşinim." dedi

Hz. Mus'ab: Ancak Mü'minler kardeştirler. Sen küfür üzere olduğun sürece necissin ve benim kardeşim olamazsın. Maide suresi 55. Ayeti kerimede:

"Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler."

İşte Hz.Mus'ab bu ayeti kerime ile hucurat suresi 10.ayeti kerimedeki din kardeşliğini anlatıyordu.

Hakkı batıldan ayıran Hz. Ömer Faruk. Allah(cc) yolunda gözü Hak' tan başka hiç kimseyi görmeyen Ömer. Allah(cc)' ın Rasulü' nün hazır olduğu bir ortamda:'' Ya Rasulallah! Yarın harbe çıkacağız. Eğer benim dayım, Ali' nin kardeşi, Hz. Hamza' nın falan yakınını bulursak biz öldüreceğiz. Eğer esir düşerlerse yine biz öldüreceğiz ki; Allah bilsin, biz de cahiliye bulaşığı bile kalmadı." diye ifade ediyordu. Allah(cc)' a teslim olmanın gereği de bu idi.

Allah'a teslim olmak Allah'ın her an bizi gördüğünü hatırdan çıkarmamakla ve Allah korkusu ile mümkün olur.

İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun. (Ali İmran 175)

Hemen aklımıza Firavun' un sihirbazları geliyor. Musa (as)' ı yenerek Firavun' un yanında yer edinmek istiyorlardı. Ama o gün Allah(cc) içlerine iman nasibetti ve Firavun' un rab olmadığını rabbın bir olduğunu ve Musa (as)' nın onun peygamberi olduğuna iman ettiler.

"(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. " Alemlerin Rabbine, iman ettik." dediler. "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik." Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!" "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."(Şuara 46-50)

Biraz önce Firavun' a iman eden sihirbazlar öyle bir imana ermişlerdi ki; ölüm tehditlerine: "Hiç bir zararı yok, biz alemlerin rabbine iman ettik." diye cevap vermişlerdi. Allah(cc) korkusu kalplerine işte böyle işlemişti.

Sabit b.Kays ın kıssası da ibretlerele dolu bir kıssadır. Hucurat Suresi ikinci ayet-i kerime nazil olunca:

"Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir."

Sabit bin Kays sesi yüksek bir sahabe idi. Konuşurken yüksek sesli konuşurdu. Bu ayeti kerimenin nazil olduğunu duyunca oturup ağlamaya başladı. Din kardeşi Asım bin Adi bin İclan onun yanından geçerken dedi ki: " Ey Sabit! Neden ağlarsın, seni ağlatan nedir?" Dedi ki: '' Şu inen ayet-i kerime beni ağlatıyor. O ayette bahsedilen kişi büyük ihtimal benim. Bilirsin benim sesim yüksek çıkar. Amellerimin hep yok olmasından korkuyorum."

Hz. Asım Rasulallah (sav)' ın yanına geldi ve dedi ki: "Ya Rasulallah! Gelirken Sabit' i gördüm hüngür hüngür ağlıyordu." "Peki, niçin ağlıyor?" buyurdu Şefkat Peygamberi. "İnen ayeti okuyor ve amellerinin boşa gittiğini söyleyip ağlıyor, Ey Allah’ın Rasulü." Allah (cc)' ın Rasulü Sabit'i çağırttı. "Sabit Allah (cc) 'a hamd eden bir yaşantın olmasini ve şehit olarak ölmeyi ister misin?" "Vallahi bir daha senin yanında sesimi yükseltmeyeceğim Ey Allah (cc)'ın Rasulü." derken bile sesini kısarak konuşmaya başlamıştı. Allah (cc) Kur'an’la bu huzur ve huşûsunun mükafatını gönderdi.

"Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır." (Hucurat 3)

Kısa bir zaman önce hüngür hüngür ağlayan Sabit o korkunun meyvesini almıştı. Amelleri kabul edilmiş ve günahları da bağışlanmıştı.

Allah(cc)' a teslim olduğunu ifade eden kul, yalnız O' na dayanır O' nun hükmüne razı olur.

Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma! (Yunus 85)

Allah(cc)' a tevekkülün Allah(cc)' a dayanmanın hakikati açısından Ebu Ubeyde (ra)'nin başına gelen çok mühim bir kıssayı zikretmek istiyorum. Allah'ın Rasulü bir kervan yola çıkarken o kervanla birlikte beni de bir bölgeye emir olarak göndermişti. "Rabbim sizleri bereketlendirsin." diye buyurdu. Kervanla yola devam ettik. Yalnız, bu kervanda sadece bir kese hurma kalmiştı ve biz çocuğun anasının memesini emdiği gibi hurmayı emeceğiz ve iki gün üç gün yolumuza öylece devam edebilecektik. O zaman biz de dedik ki: "Allah bize kâfidir. Hele yola bir çıkalım." dedik ve yola koyulduk. Yol kenarında uzaktan büyük bir kaya gibi bir şey görünüyordu. Onun yanına vardık. Bir de baktık ki büyük bir balina cinsi bir balık. Gözünün öküz kafasından büyük olduğunu görüyorduk. Vel hasıl dedik ki: "Şimdi bu hükmen yenir mi yenmez mi bunun tartışmasını yapacak durumda değildik. Zaten bu konu hakkında hüküm gelmemişti. Kervanda üç yüz kişi idik. Günlerce ondan yedik ve sonunda biz şişmanlamışız. O kadar rahat bir ortam oldu ve de bir miktar dönerken yanımıza Alalh'ın Rasulü'ne götürmek üzere aldık. Hem hediye olsun diye hem de hükmünü sormak için.
''Çok iyi yapmışsınız yanınızda bir miktar varsa ben de alayım." buyurdu. Allah'ın Rasulü' ne o şekilde ikram ettik. Ve Rasulallah buyurdu ki:
'' O Allah (cc)'a dayanıp tevekkül edenlere ikramıdır. ''

Allah'a teslim olan kişi gayet mütevazı olur. Allah’ın emrine boyun eğer.

İslam tarihinin en kıymetli hadiselerinden birisi şüphesiz ki Mekke' nin fethidir. Mekke fethedilmiş. Rasulallah Mekke' ye giriyor. Sokaklarda insanlar tebrik ediyor. Devesinin üzerinde başına siyah sarık sarılmış, Rasul boynunu öne eğiyor. Yüzleri kızarıyor. Allah kendisine Mekke' nin fethini nasip eylemiş, mütevazılığını o şekilde gösteriyor.

Hz.Ömer: Allah (cc) O'na beldelerin fethini nasip eylemiş. Ama o kadar mütevazı ki; birgün kendi kendisini hesaba çekiyor. Ve kendisi övüldüğü zaman, hilafete başladığı zaman ile son anına kadar: "Değil mükâfat elde edip ganimet gibi kârlı olanlardan, başı ile sonu birbirine denk gelse ben razıyım." diyebiliyor çünkü O, Allah (cc) adına hüküm mevkiinde olmanın zorluğunu devamlı gözyaşı içerisinde zaman olmuş fakirlere sırtında un çuvalı taşımıştır.

Allah'ın emrine boyun eğen Hazret-i Hacer'in çölün ortasındaki tavrı dillere destan bir teslimiyet numunesidir. Hazreti Hacer: Ya İbrahim! Beni ve İsmail' i buraya dağ başına bırakıp da nereye gidiyorsun? "
Bir çuval bir kırba da su. Bunlar bitince ne olacak Ya İbrahim? İbrahim (as) devam ediyor. Üçüncü kez önüne geçiyor ve soruyor: Ya İbrahim, bunu Allah mı emretti? İbrahim (as) : "Evet." deyince herşey bitiyor. İşte Allah (cc)'a teslimiyetin örneği.

Tebük Gazvesi'nde Ka'b bin Malik' in başından neler neler geçmişti. Tam elli gün selam verilmedi ve selamı da alınmadı. Çünkü Allah (cc) yolunda cihadı terk etmişti. Ta ki ayet-i kerime gelinceye kadar hanımından bile bir yakınlaşma tavizi bulamadı.

Allah (cc)'a teslim olan bir kimse, Allah (cc) sevgisini maldan, candan, evlattan, anadan, babadan vs. dünyalıklardan öne almalıdır.

"De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe 24)

"Allah’a (c.c) teslim olmak; sabretmeyi ve Allah’ın (c.c) kazasına rıza göstermeyi gerektirir."

Teslimiyyet konu olur da Hazreti İbrahim ve İsmailin teslimiyyet yolundaki sabırlarını gündeme getirmemek çok büyük bir eksiklik olur. Kur’an’ın ifadesiyle:

" Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi."(Saffat 102)

İtaat ve teslimiyyetin başı Allah’a Rasulüne ve müslüman otoriteye İtaattir.

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ûlülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resul'e götürün (onların talimatına göre halledin) bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir."(Nisa 59)

Bilin Muhammed Mustafa (a.s.)

Vazifeyi etti îfa,

Al-i Ashab ruha safa

Yollarından gitmek lâzım.(Kalemdar)