Skip to Content

NECİP FAZILIN DERVİŞLİĞİ

NECİP FAZILIN DERVİŞLİĞİ

Prof.Dr. Mustafa KARA

Türkiye Cumhuriyeti’nin dahilinde tekkelere kilit vurulduğunda yirmi yaşındaydı.Gençlik yıllarını İstanbul’da geçiren Necip Fazıl bu şehrin mis havasını yankıdan teneffüs etmiş,şeyh ve dervişlerini tanımış, sesli zikir ve ilahilerle coşan sufilerle karşılaşmıştı.

O yıllarda tasavvufun derinlikleriyle belki tanışmamıştı. Ama şair ruhlu olan herkes gibi oda Yunus’la onun felsefesi ile içli dışlı idi. Tekkeler kapatıldıktan kısa bir süre sonra YUNUS EMRE’yi yazdı. O son dörtlük şöyle

Rüzgara bir koku ver ki hırkandan
Geleyim izine doğru arkandan
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan
Medet ey dervişim Yunus’um medet

Bir yıl sonra 62 mısralık “Kaldırımlar” la arayışlarına devam etti.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de
Tutmak, tutmak isterim onu göğsüme alıp
Bir türlü yetişemem terce kadar yürür de
Heyhat o bir ince ruh bense etten bir kalıp

1930 da Hallac-ı Mansur’un ızdırabının peşindeydi

Sana taş attılar sen gülümsedin
Dervişin bir çiçek attı inledin
Bağrımı delmeye taş yetmez dedin
Halden anlayanın bir gülü yeter .

1930 yıllar dini hayatın en sönük dini neşriyatın en sessiz olduğu yıllardır.Çünkü Şeyh Sait olayı, İstiklal mahkemeleri ve Takrir-i Sükun kanunuyla toplum kendi kabuğuna çekilmiş.Menemen olayı ise bu halin tuzu biberi olmuştu.

Dini bilgi boyutuyla ilgilenen medreseler kapatılmış, his boyutuyla öne çıkaran şiir ve musıki merkezi olan tekkeler sırlanmış, türbe ziyaretleri yasaklanmıştı.
Paris’te Felsefe tahsili yaparken içine düştüğü bu ham hayatının hastalıklarıyla boğuşurken kader onu yetmişlik bir Vanlı ile yüz yüze getirdi. Nakşibendi Tarikatının Halidiye koluna mensup olan bu zatın adı Abdülhakim Arvasi idi.1919 dan 1925 ‘e kadar Eyüp Kaşgari Dergahının şeyhi olan, Medresetü’ül-mutehassibinde Tasavvuf tarihi dersi okutan Arvasi, O’nun yıllardan beri aradığı gönül doktoruydu.Tekkeler kapatılmadan 1924’te şöyle diyordu.

Gönlüm ne derlidir ne de bahtiyar
Ne kendisine yar ne kimseye yar
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar
Gölgemin peşinde yürür giderim.

On yıl sonra aradığını buldu :
Benim efendim
Ben sana bendim
Bir üfledin de
Yıkıldı bend’im
Dağ başı bendim
Şimdi sen oldum
Aleme bendim
Benim efendim

Benim efendim
Feza lavenanım
Ölmemek neymiş
Kayboldum sende
Sende tükendim
Sordum aynaya
Hani ya kendim
Benim efendim

Benim efendim
Emri yüklendim
Bağlandım kalpten
Ve mühürlendim
Askerin oldum
Başta tülbendim
Okum sadakta
Elde kemendim
Benim efendim

Arvasi’nin sohbetleri Necip Fazıl’ın coşkunluğunu teskin ve tatmin etmiş, ruhuna ”dervişlik” yolunu açmıştır.

Necip Fazıl’ın hayatındaki en mühim dönün noktalarından biri olan bu buluşmanın 1934’te olduğu 1940 tarihli şu beyitten anlaşılmaktadır:

Allah dostunu gördüm bundan altı yol evvel
Bir akşamdı ki zaman donacak kadar güzel
Büyük şair “büyük inkilab”ın fotoğraflarını çekmeye ve yayınlamaya devam ediyor:

Bana yakan gözlerle bir kerecik batkınız
Ruhumun büyük temel çivisini çaktınız.(1940)

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum(1934)

Cüce akıl bilmece salıncağında çocuk
“Bir ufacık fıçıcık içinde içi dolu turşuculuk(1939)

Anladım ki sanat Allah’ı aramakmış
Marifet bu,gerisi yalnız çelik çomakmış.(1939)

Şu geçeni durdursam çekip de eteğinden
Soruversem haberin var mı öleceğinden(1939)

Bir mayıs ayında dünyaya Ahmet Necip olarak gelen Necip fazıl olarak meşhur olan bir mayıs günü Rahmet-i Rahman’a kavuşan Kısakürek bütün iniş ve akışlarıyla, sempatik ve antipatik tavırlarıyla XX.yüzyıl Türk şiirinin en büyük temsilcilerin biri olmuştur.O tasavvuf kültürü açısından değerlendirilirse şu söylenebilir:Tekkelerin kapatılmasıyla birlikte “kan kaybı”na uğrayan bu kültür Necip Fazıl gibi “kavga”yı seven kalem sahiplerinin himayesiyle ölümden dönmüştür.

1943’te mürşidinin vefat ettiği yıllarda çıkarmaya başladığı ve aralıklarla 1978 yılana kadar neşrettiği Büyük Doğu dergisi gibi fikri-siyasi çizgisinin yanında tasavvufi rengi de olan bir dergi olmamıştır. Bugün yaşayan alim,arif ve sanatkarlar tasavvufi yorumlara “sıcak“ bakıyorsa bu çorbada onun da tuzu vardır.
Necip Fazıl’ın yaşayan şairler üzerinde etkisi o kadar derindir ki tasavvufi kültüre soğuk bakanlar da ondan vazgeçememektedir. O’nun ”yol”unu izlemektedirler.

Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem
Yollar ki Allah’a çıkar bendedir. (1936)



İLAHİ & ZİKİR

Anket

SİTEMİZİN İÇERİĞİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCENİZ NEDİR?:

ARŞİV LİSTESİ

Hz. Pİr Mevlana

Restoran, kafe, çay bahçesi, otel,
halıcı, kasap, döviz bürosu çoğunlukta
olmak üzere farklı iş yerlerinin özellikle
''Mevlana'' kelimesini kullanmaları bizi
rahatsız etmektedir, rahatsızlığımızın sebebi
ise isim olarak bilinen aslen sıfat olan
kelimenin taşıdığı anlam ve önemi idrak
edilmeden ticari faaliyetlerde kullanılması
ve bunun devamı olarak kelimenin taşıdığı asıl
manevi değerini kaybetmeye başlamasıdır.
--->> Devamı