İbnü'l-Arabî, dönemin belli başlı Selçuklu yerleşim bölgeleri olan Malatya-Konya ekseninde bir süre İkamet etmiş, dört yıla yakın bir süre Malatya'da, bir o kadar da Konya'da kalmıştır
Buralarda ilim ve irfan meclisleri düzenlemiş, istidat gördüğü bazı kimseleri talebeliğe kabul etmiştir.
Selçuklu sultanlarına nasihatlerde bulunan ve onlardan hüsnükabul gören İbnü'l-Arabî'nin Selçuklular'dan sonra kurulacak olan Osmanlı Devleti'nin doğuşunu ve çöküşünü önceden haber verdiğine dair rivayet büyük ilgi görmüştür.
Bu konuda kendisine ilm-i cifre dair eş-Şeceretü'n-Numâniyye adlı eser izafe edilerek bu devletle mistik bir irtibatı sağlanmıştır.
Diğer taraftan devletin manevî kurucusu Şeyh Edebâli'nin Dımaşk'-ta öğrenim görürken İbnü'l-Arabî'nin sohbetlerine katılarak müridi olduğu rivaye-tiyle bu durum fizikî olarak da perçinlen-miştir.
Bunun yanında Fuşûşü '1-hikem şârihi Dâvûd-i Kayserî'nin devletin ilk resmî başmüderrisi ve onun talebesi Molla Fenârî'nin ilk şeyhülislâm olması da bu mektep ile Osmanlı Devleti arasındaki irtibatın ilginç delilleridir.
Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi dönüşünde uğradığı Şam'da ilk iş olarak İbnü'l-Arabî'nin kabrini aratması ve bulunan yere derhal mescid, medrese ve tekkeden oluşan bir külliyenin yapılmasını emretmesi de [1]bu irtibatın Önemli teza-hürlerindendir.
Her ne kadar bazı zahir ulemâsı, "nehre atılmalı ve atılırken de suyun üzerine sıçramamasına dikkat etmeli" fetvasını verdiyse de Fuşûşü'1-hi-kem'i bizzat Sultan III. Murad tercüme ettirmiş ve tercümenin adını dahi kendisi koymuştur.
Yine sultanların emriyle bazı âlimlere onu müdafaa eden risaleler yazdırıl m ıştır.
Osmanlılar'ın duraklama dönemine gelinceye kadar devlet ricali ve ilmiye sınıfı katında kendisinden hep hürmetle bahsedilen İbnü'l-Arabî'nin bu konumunun duraklama dönemiyle beraber bozulmaya başlaması bir karşılıklı sebep-sonuç ilişkisini zihinlere getirmektedir.
İbn Teymiyye'nin fikirlerinin ithaliyle ulemâ tipinde bir değişiklik baş göstermiş, Kadızâdeliler ve Çivizâdeliler türü âlim tipini doğuran bu fikirler, o ana kadar ta-savvufî irfanla da meşgul olan ilmiye sınıfını artık kısır tartışmalar içerisine hapsetmiştir.
Bu tür bir âlim tipinin İbnü'l-Arabî irfanı ile anlaşmazlığa düşmesi ve mücadeleye girişmesi kaçınılmazdır.
Tam bu noktada Şeyhülislâm İbn Kemal'in fetvası bu gidişi bir nebze frenlemeye yönelik olarak ortaya çıkar.
Bu fetvanın muhtevası şöyledir:
İbnü'l-Arabî'nin birçok eseri mevcuttur.
Bunların içerisinde Fu-şûşü'l-hikem ve el-Fütûhötü'1-Mekkiy-ye de vardır. Bu eserlerdeki meselelerin bir kısmının sözü ve mânası belli, ilâhî buyruğa ve şer'-i nebeviye uygundur.
Bir kısmı da zahir ehlinin anlayışına kapalı, gizli olup keşif ve bâtın ehlinin anlayışına açıktır. Meramını anlamayana susmak lâzımdır. Zira ALLAH, "bilmediğin şeyin ardına düşme" buyurmaktadır. ALLAH doğru yola götürür ve dönüş O'nadır.[2]
Bazı ulemânın takındığı aşırı tavra rağmen İbnü'l-Arabî Osmanlı arifleri, âlimleri ve şairleri arasında övgüyle anılan bir şahsiyet olmaya devam etmiştir.
Birçok Osmanlı şairi kendisine methiyeler yazmıştır.
Meselâ Nâbî bir şiirinde onu;
"Sürmedir hâk-i deri Hazret-i Muhyiddîn'in Kimyadır nazarı Hazret-i Muhyiddîn'in Sâf envâr-ı hakâyıktır onun âsân Zerre yoktur kederi Hazret-i Muhyiddîn'in" diyerek över.
Sünbülzâde Vehbî de
"Sakın eslâfa. sakın ta'n etme Mutaassıb revî-şinde gitme Hiç yakışmaz hele ehl-i dîne İftira Hazret-i Muhyiddîn'e" sözleriyle ona yapılanların bir tenkitten çok bir iftira olduğunu ifade eder.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan ilgili vesikalar, son döneme gelinceye kadar devletin Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Şam'daki türbesi ve camisinin bakımını üstlendiğini ve buraya görevli kimseler tayin edip maaş bağladığını göstermektedir.[3]
[1] Keiner, 11/2 11976|, S- 26-52; EJd., XV, 486-487; Fenton, X [ 1991), s. 32
[2] Celâlzâde, s. 209
[3] fetvanın tamamı için bk. Atay. s. 263-277
DİA ANSİKLOPEDİSİ
www.halidiye.com