AHMET KUDDUSİ (KS)
- Ana Başlıklar:
Bor’lu Kuddusi Hazretleri’nin adını belki de duymamışsınızdır.
1769 yılında Niğde’ye bağlı Bor kasabasında doğan büyük Veli,
1849 yılında aynı yerde vefat ederek ebedi istirahatgahına
defnedilir.
İlginç bir hayat hikâyesi olan Bor’lu Kuddusi Hazretleri’nin
hikmetli söz ve nasihatlerinden oluşan “Kuddusi Divanı” kıymetini
bilenler için bir hazine mesabesindedir.
Şeyh Ahmet Kuddusi, Dini- Tasavvufi Türk edebiyatının 18.asrın ikinci
yarısı ile 19.asrın ilk yarısı arasındaki önemli temsilcilerinden
biri olmasına rağmen günümüzde pek tanınmaz.
Dini duyguları ticarete dökenler acı yeşile boyanmış, üçüncü
sınıf söz ve besteleri “ezgi ve ilahi” diye piyasaya sürüyorlar.
Ezgi denen garabetler yerine ne olurdu da Salih Baba Divanından, Kuddusi
Baba Divanından seçilen kibar-ı kelamlar, nutk-ı şerifler daha fazla
olaydı da ruhumuzun pası silineydi…
Bu konudaki boşluğu doldurmak amacıyla Türk Tasavvuf Musikisi Vakfı
kurulmuş. Başkanlığını Tuğrul İnançer’in yaptığı vakıf;
dini, tasavvufi kültürümüzün müstesna eserlerini derleyip
istifademize sunuyorlar. Ahmet Özhan ve Sami Özer’in seslendirdiği,
büyük velilerin “kitaba yakın sözleri”ni dinlemek insanı
düşündürürken aynı zamanda içinde arayışa itiyor. Aslında ruhun
pasını silen, zikirmiş. Müzik işin bahanesi…
Kuddusi Baba’nın divanında söylediği sözlerin edebi yanı bir
gerçektir. Ondan daha da önemlisi bu ve benzer divanlar; kalbi huzur
bulmayan günümüz insanına varlık sebebini, zikrin önemini ve
istiğfarı hatırlatmasıyla birlikte “çıkış yolunu” göstermesi
açısından değerlidir.
Ahmet Kuddusi Hazretlerini sizlere anlatabilmek bencileyin haddini
bilmezin altından kalkabileceği bir iş değildir.
O, zaten aşığı olduğu Mevlana Hazretleri gibi kendi kendisini
anlatmaya devam etmektedir.
Destur alarak, ben aradan çekileyim…
Hz. Kuddusi, bir gün Konya’ya giderek, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin
kabrini ziyaret etmek ister. Türbenin önüne vardığı zaman,
türbedar, kapıları kilitlemiş gitmek üzeredir. Hz. Kuddusi,
türbedara, türbeyi açması için ne kadar rica ettiyse de, türbedar:
“Akşam oldu, açma izni yoktur.” Diyerek, onun ricasını kesin bir
şekilde reddeder. Bunun üzerine Hz. Kuddusi, şu güzel methiyeyi
okumaya başlar:
“Sensin veliler şâhı/Yâ hazret-i Mevlânâ/Affet şu ben
gümrâhı/Yâ hazret-i Mevlânâ!/Bed-kâr-u-âvâreyim/Pür-zenb ü
bî-çâreyim/Âsî yüzü kâreyim/Yâ hazret-i Mevlânâ/Gâyet azîmdir
câhın/Mahbûbısın Allah'ın/Dâr-ül-emân dergâhın/Yâ hazret-i
Mevlânâ!”
Hz. Kuddusi, bu şiiri okuyup son dörtlüğü söylediği anda, türbenin
kapıları kendiliğinden açılır. Hz. Kuddusi türbedarın şaşkın
bakışlarından habersizce ziyaretini yaparak oradan ayrılır. Ertesi
gün bu hadiseyi duyan Mevlevi şeyhleri ile bir kısım ulema: “Bu,
mutlaka Bor’lu Kuddusi’dir derler.
Vasiyetnamesi
“Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki:
Allahu Teâlâ’ya ve Resûlüne (sav) itaat edesiniz, benim için
ağlamayasınız. Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının
akabinde birkaç komşu ile cenâze namazımı kılıp, Eski Mezâr'da
uygun bir yere defnedin. Halka zahmet olmasın. Beni medhetmeyin. Zîrâ
kabirde bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı diye melekler
sorarlarmış. Hemen duâ ve istiğfar edin. Kur'ân-ı kerîm ve tevhîd
okuyup, rûhuma hediye edersiniz. Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat
alasınız. İnşâallah bana ve size faydalı olur. Beni seven
talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler.
Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır. Zikr ederken Allahu
Teâlâ’nın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir.
Kefenimi Niğde bezinden yapın. Cesedime ve kefenime yazı yazmayın.
Kabristanda tegannî ile Kur'ân-ı kerîm okuyarak, oradaki
Müslümanları bıktırmayın. Allahü Teâlâ benden râzı olur ise,
tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter. Allah korusun râzı olmaz ise
her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez.
İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin. Dostlarınızın ne
kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve ihsân edin.
Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın. Ekseri sihir ve
simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler.
Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve
Allahü Teâlâ’nın ism-i şerîfini bilip söylemeyen kimselerin
üzerine kopacaktır. Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin
hevâsına tâbi ve Allahu Teâlâ’nın mekrinden (hilesinden) emîn
olmayasınız. İblis ve emsâlini düşünesiniz. Sâlih amel işledikten
sonra hamd ve şükür etmeli. Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur
ise hemen istigfâr etmeli, Allahu Teâlâ’nın rahmetinden ümit
kesmemeli. Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz”.
Meclisine mahrem olamadımsa bile; “aşk-ı niyazıma” şahidim olsun
ehli semavat ve ehli eradiyn…
Yeni Sakarya Gazetesi, 25 Temmuz 2008
Gönderen: İbrahim Selamet
- seyyahin İslam ve Tasavvuf blogu
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 262 okuma
