Skip to Content

HALVETİYE'NİN ŞÂBÂNİYYE KOLU

Şâbaniye, Halvetiye tarikatının şubelerinden birisinin adıdır. Bu şube, başında bulunan Şeyh Şâban-i Veli'ye (K.S.) nisbet edildiği için bu ismi almıştır. Kendisine Halvetiye'nin ikinci «Pîr-î» diyenler vardır. Kendisinden sonra koyduğu sistemlerle gelişen Şâbaniye tarikatının pir-i Şeyh Şaban-ı Velî (K.S.) hakkında şöyle denilmiş bulunmaktadır;

Sarıl gel, dâmen-i ihsanına sen Şeyh Şâban'ın,
Harâbî'den geçüp, ına'mûr-u âbâd olmak istersen.

Türbesinde bulunan bu kitabe, gerçekten de onun şânına ve karakterine yakışan bir kitabedir, İlmi, irfanı, zühd-ü takvası ve seciyesi herkesçe kabul ve tasdik edilmiş, ismi memleketin her tarafına yayılmış yüce bir Allah dostudur.

Kastamonu'nun Taşköprü kazasının, Harmancık mahallesinin Çifte Hacılar sokağında, babasının evinde dünyaya gelen Şâban-ı Veli' (K.S.) nin doğduğu bu ev yakın zamana kadar mevcut idi. Hemen yakınında kendisinin adına yapılmış bir de mescid vardı. Evin avlusunda bulunan kuyunun suyu kutsal (mübarek) kabul edilir, bilhassa Ramazanlarda herkes bu sudan almak için yarış ederdi.

Daha çocuk denerek bir yaşta iken babadan ve anadan yetim kalan küçük Şaban, akrabalarının himayesinde Önce Taşköprü medreselerinde daha sonra da Kastamonu medreselerinde okumuştur, ilim ve irfanını kemale erdirmek için daha sonra geldiği İstanbul'da bir yandan medrese tahsilini ilerletirken, diğer yandan da irfan muhitini genişletmek için âzami derecede gayret göstermiş, devrinin bir çok gönül sultanından feyz almaya çalışmıştır.

Medrese tahsilini usulüne göre tamamladıktan sonra, kendisini taate çekmiş, halvette kendisine fazlaca cezbe hali gelmiş ve bu arada tasavvufun engin iklimine bırakmış, bir müddet sonra manevi bir işaretle, u sıralarda Bolu'da irşad hizmeti ili meşgul bulunan, devrinin büyük mirşidlerinden Hayreddin Tokadi'nin (K.S.) yanına gelmesi işaret olunmuş, bunun üzerine İstanbul'u terkederek Bolu'nun yolunu tutmuştur.

Kaynaklarda belirtildiğine göre, İstanbul'dan üç arkadaş olarak ayrılan bu tevhid âşıkları, Bolu'ya geldikleri zaman önce bir han'a inmişler ve orada misafir olmuşlardır. Bu Han, büyük mürşid Hayreddin Tokadî' (K.S.) nin dergâhına çok yakın bir yerde idi. Öyleki, geceleyin dergâh'ta yapılan toplu zikrin sesleri bulundukları hana kadar gelmekte idi. Bu sesi duyan Şaban-ı Veli içten içe tutuşmaya, zikrin âhenginde kendisini kaybetmeye başlamış ve her üç arkadaş, hancıdan aldıkları izinle dergâha, zikrin, yapıldığı yere gitmişler ve bir nur heykeli halinde zikrin ortasında duran ve bakışı ile gönüllere nur yağdıran, önceden hasreti ile tutuştukları Hayreddîn Tokadı (K.S.) hazretlerini ilk defa görmüş oluyorlardı.

Kaynaklarda belirtildiğine göre, kendisini ziyaret etmek için her an yanıp tutuştuğu şeyh hazretlerinin ziyareti için arkadaşları kendisine teklifte bulununca, onlara:

"— Onların cazibesi âşıkları kendi taraflarına çeker. Çünki onlar zincirli taifedirler. Kimse onların gönüllere vuracağı zinciri kırıp, ellerinden kurtulamaz" gibi ifadelerle, ziyaretinde bulunacakları zat'ın kudsî kuvvetini arkadaşlarına daha önce anlatmak istemiştir.

Zikir sırasında Hayreddîn Tokadi'nin nurlu yüzünü seyrederken yine kendisine bir cezbe hali gelmiş ve olduğu yere yığılıp kalmıştı. Bir müddet sonra zikir ve devran sona erdiği halde o halâ düştüğü yerde baygın ve kendinden geçmiş bir durumda yatmakta idi.

Arkadaşları, molla Şâban-ı bir köşeye sızmış olarak görünce;

"Haydi kalk, yerimize gidelim. Sabahleyin erkenden yolumuza devam etmemiz gerek" diye kendirini ayırtıp kaldırmaya ve kaldıkları han'a götürmeye kalkışınca, onlara:

"— Ben size dememiş miydim. Onlar zincirli taifedir diye. işte benim gönlümü zincire vurdular ve kendilerine zincirle sıkı sıkıya bağladılar. Siz güle güle gidin. Ben buradan bir yere artık ayrılamam" deyince, kendisinden ümid kesen arkadaşları, onu olduğu yerde bırakarak dergâhtan ayrıldılar. O günün Molla şâ'banı, gözlerinden sağnak gibi yaşlar boşaltarak yukarıdaki ifadeleri arkadaşlarına söyledikten sonra, yine gözlerini kapadı. Vecd ve istiğrak, haline tekrar dalarak, tamamiyle bulunduğu köşeye büzülüverdi.

Geldiği andan itibaren kendisini takip eden büyük mürşid Hayreddîn Tokadı (K.S.) hazretleri, arkadaşları yanından ayrılıp, dergâhı terkedince, doğruca yeni talihinin yanma geldi. Onun vecd içindeki halini bir müddet seyretti. Daha sonra kendi omuzları üzerinde bulunan harmaniyeyi çıkarıp yeni mürid-i molla Şabanı üzerine eliyle örttü. Böylece genç Saban onun himaye ve sevgi örtüsü ile örtülerek diğer halinden uyandığı zaman, Hayreddîn Tokadı hazretlerinin dergâhının malı olmuştu. Bundan sonra tam 12 sene müddetle bu dergahta sadakatla hizmet edecektir.

Genç iken Kastamonu'da yaptığı tahsille muhitin müderrislik payesine erişen, şeyh hazretleri, İstanbula gittikten sonra zahir ilmini bîr umman kadar genişletmiş, umman kadar geniş zahir ilmine tevhîd'in sırrını ilâve ederek «cihan» kadar olmuştu. 12 yıl süre ile birlikte kaldığı diğer saliklere karşı ilmini zerre kadar belli etmemiş, nezaketten, nezafetten ve ciddiyetten bir an bile ayrılmamıştır.

Nihayet 12 senelik hizmet müddeti sonunda bir gün canından çok sevdiği mürşidi kendisine hilâfet verip, İrşad hizmetinde bulunmak üzere memleketi olan Kastamonu'ya gönderecekti. İşte bu teklif, mürşidinden ayrı kalma haberi olduğu için, hayatında karşılaştığı acıların en yakıcısı idi. Nihayet Bolu'dan uğurlanan Şaban-ı Veli' (K.S.)nin önünde Kastamonu yolları yumak yumak dürüldü ve günün birinde yıllarca önce terkettiği memleketine geldi. O zaman Kastamonu'da, Hacı Bayram-ı Velî' (K.S.) halîfelerinden İsa Dede (K.S.) adında bir Bayramiyye halifesi bulunuyordu.

Bu zat, Şâban-ı Veli hazretlerinin gelişini beklemekte idi. Bir gün müridleri ile bir sohbet sırasında iken,

«— Kardeşler! Bolu tarafından bir «boyacı» geliyor. Kalkın onu karşılayın. O, kişinin yaramaz sıfatlarını yarar renge boyayan bir ustadır. O gelen bizim, çoktan beri kendilini beklediğimiz büyük bir insandır» dedi. Karşılayıcılar onu İsa Dede hazretlerinin söylediği yerde buldular. Uzun yolculuğun yorgunluğu üzerine tamamiyle sinmiş olduğu ve dudakları yorgunluk ve susuzluktan tepkimiş (çatlamış) oldu¬ğu halde, başı sağa ve sola eğilerek »Kelime-i Tevhid» zikrine devam etmekte idi.

Rivayetler, onun ilk defa Kastamonunun kenarında bulunan içi koğuk (boş) bir çınar ağacının gövdesinde bir müddet misafir kaldığını, burada kendisini seven kimselerin bir çok harika haline şahit olduklarını belirtmektedir.

Daha sonra, kısa bir zaman için "Hüsam Halife" mescidinde oturdu. Orada hemen çevresi genişlemeye başladı. Kendisi yine mücahede ve murakabelerine devam etti. Bir yandan da manevi teselli için kendisine baş vuranlara feyiz ve hikmet saçıyordu. Lisanı daima zikir, kalbi de fikirle meşguldü. Manevî fakrının yanında, maddeten de fakr içerisinde İdi. Daha doğrusu bu hali beğenmekte idi. Nihayet «Yahya-i Şîrvani» halifelerinden olan, Hisar Arkası'ndaki Halvetiye şeyhlerinden Seyyid Sünneti (K.S.) hazretlerinin yaptırdığı dergâha giderek, orada önce kendisi "Erbain" çıkardı. Daha sonra da dergâhın şeyhliğini üzerine aldı. Bundan sonra devam ederek irşad hizmetine burada başlamış oldu. Baka âlemine göçünceye kadar buradaki irşad hizmetinden bir an bile ayrılmadı.

Dergahında bir çok gayrî müslim imana gelip, irfan çeşmesinden kana kana içerken, tam 360 kişinin (Seyri sülk»ünü tamamlamış, gönüllerinde tevhidin nurunu yakarak hilâfet makamına oturtmuştur.

Bizzat kendisinin yetiştirdiği ve sırası ile kendi irşad postuna oturmalarını sağladığı büyük halifeleri dörtür. Bunlar:

1 — Şeyh Osman Efendi Hazretleri,
2 — Şeyh Hayreddin Efendi Hazretleri,
3 — Şeyh Abdülbakî Efendi Hazretleri,
4 — Şeyh Muhiddin Efendi Hazretleri,

Bunlardan Şeyh Osman efendi (K.S.) hazretlerini, mürşidine bir şükran borcunun edası olarak, irşad hizmetinde bulunmak üzere Tokat'a göndermiş ve ona olan bağlılığını, saygısını ve aşkını böylece ortaya koymuştur. Vefatı sırasında Şeyhinin durumundan habersiz Kastamonu'ya gelen Osman efendi, Acı haberi duyunca üzüntüsünden bayılmış, neden sonra ayılınca:

"— Kardeşlerim, ben artık hiç bir tarafa gidemem, Buraya "Erbain" çıkarmak için gelmiştim. Efendimin yokluğuna dayanamam. Kırk gün sonra kendisi ile birlikte olacağız" demiş ve gerçekten de bu müddet dolar dolmaz vefat etmiş ve Şeyhinin yanına, Baka âlemine teşrif etmiştir. Daha sonra sırası ile diğer isimler Pir hazretlerinin dergâhında postnişin olmuşlardır.

Pir hazretlerinin doğum tarihi hakkında kesinlik yoktur. Vefatları 976 (1568 -1569) yılına raslar. Mübarek türbeleri dergâhlarının bulunduğu yerdedir. Türbesi, mescidi, kendisinin ve müridlerinin kaldığı halvethaneler çok meşhurdur. Ayrıca mescid ve türbe arasında «Aşa suyu» denen ve aynen Mübarek Zemzem suyunun tadını andıran güzel bir çeşme vardır.

Halvetiye içerisinde geliştirdiği ve pir-i bulunduğu Şâbaniye tarikatı, halîfelerinden Mustafa Bekri (K.S.) vasıtasıyla Fas'a ve hatta Hicaz'a kadar yayılmıştır.

Halifesinin halifesi Ömer Fuâdî (K.S.) tarafından toplanıp yazılan menakipnamesi, Mehmed Said efendi tarafndan 1293 (1876) senesinde Kastamonu matbaasında basılmıştır.

Halvetiyye-i Şabaniyye tarikatı daha sonra şu kollara ayrılmıştır:

1 — Halvetîyye-i Şâbaniyye-i Karabaşiyye,
2 — Halvetîyye-i Şâbaniyye-i Nasûhiyye,
3 — Halvetîyye-i Şâbaniyye-i Çerkeşiyye,
4 — Halvetîyye-i Şâbaniyye-i Bekriyye,

Pir hazretlerinin kendisinden önceki tarikat silsilesi şöyledir;

1 — Şeyh Hayreddin-i Tokadî (K.S.) hazretleri.
2 — Çelebi Halife Mehmed Cemâleddin, (K.S.) hazretleri.
3 — Pir Mehmed Erzincan! (K.S.) hazretleri.
4 — Seyyid Yahya-i Şirvani (K.S.) hazretleri. Bu zat Halvetiye tarikatının ikinci büyük pir-i'dir, Silsilesi, Cüneydi Bağdadi (K.S.) hazretleri yolu ile Hazreti Ali Kerremallahü vechehü'ya uzanır.

Aynı silsileye göre Pir hazretleri hem Halvetiye, hem de Nakşibendiyye tarikatlarını bir arada cem'etmiş olmaktadır.

Cenabıhâk cümlemizi Pir hazretlerinin ve aynı yolun büyüklerinin himmet ve şefaatlerinden ayırmasın. Âhirette onların yakınlığını, komşuluğunu nasib ve müyesser eylesin inşallah...

Kaynak: Rahmi Serin, İslam Tasavvufunda Halvetilik ve Halvetiler, 1984 İstanbul, Sayfa: 117...121 Petek Yayınları