Skip to Content

HALVETİYYENİN ŞEMSİYE KOLU

HALVETİYE TARİKATININ ANA KOLLARINDAN OLAN ŞEMSİYYE TARİKATI

"Şemsiye,» Halvetiye tarikatının ana şubelerinden birinin adıdır, Şeyh Şemseddin Ahmed'üs Sivasiye nisbet edilerek bu adı almıştır, Şeyh Şemseddin Ahmed (K.S.) Halvetiye tarikatı içerisinde kendine has bir terbiye sistemi geliştirmiş, dervişlerini yetiştirmede kendine has usuller kullanmış bulunduğu için, Halvetiye içerisinde «pir» olarak görülmüş ve kendisinden sonra sistemi devam ettirilen bu Tarikatın «Halvetiyye-i Şemsiyye» ismi verilmeye devam edilmiştir,

Halvetiye ricalinin büyüklerinden olan Şeyh Ahmed'ü Sivasi 926 (1520) de Zile'de doğmuştur. Babası Amasyalı Şeyh Hacı Hızır Efendinin müridlerinden Mehmed Efendidir.

şemseddin Ahmed Efendi Zile'de ilk tahsilini yaptıktan sonra Tokat'a giderek, Devrin büyük âlimi Arakiyecizâde'nin derslerine devam etmiş ve o devirde okunan ilimlerin tamamını okuyarak aynı yerde ve aynı müderristen icazet almıştır, zekî ve kabiliyetli olan Şemseddin Ahmed, bilgi seviyesini daha da yükseltmek için daha sonra İstanbul'a gelmiş ve tekrar tahsile koyulmuş ise de, daha önceleri gördüğü bir rüyanın tecellîleri meydana gelmeye ve kendisini tamamiyle sarmaya başladığı için, İstanbul'dan ayrılarak Hicaza gitmiş, hac farizasını yerine getirdikten sonra, tekrar memleketi elan «Zile»ye dönerek ders okutmaya (müderrislik yapmaya) başlamıştır.

Müderrisliği sırasında, bir aralık «Cuma pazar» ına, (Kazova Pazarına) giderek Halvetiye büyüklerinden Şeyh Muslihiddin efendinden niyabet aldıktan sonra, bir ara sülûkünü de ilerletmiş ve sonra Tokata, daha sonra yine memleketi olan Zile'ye dönmüş ve tekrar medresede müderrislik yapmıya başlamıştır.

Şemseddin Ahmed' (K.S.)in Zile'de ikinci defa müderrisliğe başlayıp, bu hizmetine devam ettiği sırada, Tokata gelen Halvetiye şeyhlerinin büyüklerinden (Necmüddin-i Şirvani)nin daireyi terbiyesine girip, kendisinden altı ay zarfında, sülük yollarını tamamlıyarak hilâfet almıştır.

Bundan sonra isteklilerin terbiye ve irşadı ile meşgul olmaya başlayan Şeyh Ahmed'üs Sivasi (K.S.)nin az zamanda şöhreti her tarafta yayılmış ve inabe almak için kendisine akın akın talibler gelmeye başlamıştır.

Altı ay gibi bir zamanda sülûkünü tamamlayıp hilâfet alan ve devrinin müderrisleri arasında mühim bir yeri bulunan Şemseddin Ahmed'in, çarşıda üç koyun ciğeri alıp, her üçünü de birbirine dokundurmadan dergâha getirmesini emir buyurur. Bunun üzerine isti'datlı mürid Şemseddin Ahmed, aldığı üç ciğerden birisini sağ eline, diğerini sol eline, üçüncüsünü de ağzına alıp dişleri ile tutarak çarşı içerisinden, halkın gözünün önünde dergâha kadar gelir. Bir zamanlar müderrislik yaptığı ve herkesin kendisine saygı ile eğildiği bu yerde böyle bir işi görmesi nefsine karşı en ağır darbeyi indirir. Bu zorlu imtihanı tereddüt etmeden başarı ile sona erdiren sadık müridine şeyh hazretleri gereken himmeti esirgemez, bu sadık mürid de yıllarca aynı kapıyı himmet için bekliyenlerin bir anda önüne geçerek Necmüddin-i Şirvani'nin has dostluğunu kazanır. Bu menkıbe halâ Tokatta dilden dile dolaşmaktadır.

Şemseddin Sivasi (K.S.)nin Tokat'da bir anda parlıyan güneşi etrafında sayısız aşk ve vecd pervanelerinin döndüğünü duyan o devrin Sivas valisi Hasan Paşa, Sivas'ta yaptırdığı cami ile tekke'nin imamlık ve şeyhliğini kendisine vermek üzere Sivas'a çağırır. Davete icabet eden Şemseddin Ahmed (K.S.) hazretleri aynı cami ve tekkeye yerleşerek Alemi Baka'ya göçüş tarihi olan 1006 (1597 -1598) yılına kadar ilim, irfan ve feyiz güneşi ile Sivas'ta nasiplilerini diriltmeye ve yetiştirmeye devam eder. Bu duruma göre Şeyh hazretlerinin 80 sene kadar yaşadıklarını öğrenmiş oluyoruz.

O devirde doğum ve ölümlere «ebced» hesabı ile tarih düşürmek yaygın bir âdet olduğu için, Pir hazretlerinin vefatı için de:

"Nüh felek Şemsi dolandı nûr ile"

Şiiri ile zamanın edipleri tarih düşürmüşlerdir.

Şemseddin Ahmed (K.S) nin bir aralık îstanbula da uğradığını yukarıda kaydetmiştik. İşte. o zaman bazı kimselerin devlet hizmetine alınmaları için Kazaskerin huzuruna çıkıp nasıl yüz suyu döktüklerini, nasıl zillete katlandıklarını gürünce, onların bu küçülme ve zillete razı olmalarına fazlasıyla üzülmüş ve ondan sonra kesin olarak Tasavvufa yönelip, kendi kendini; faydalı olmaya karar vermiş, hem İstanbul'u terkedip derhal haccetmesine, hem de ilmiye mesleğini bırakıp, zühd ve takva hayatı olan tasavvufa hizmete karar vermesine bu durum sebep olmuştur denilmektedir.

Tarihçiler kendisinin esmer tenli olduğunu, ilk önceleri kendisine Kara Şemşeddin denildiğini kaydetmektedirler. Yine tarihler Şemseddin Ahmed (K.S.) hazretlerinin bizzat «Eğri Seferi»ne katıldığını ve muharebeye bizzat iştirak ettiğini kaydediyorlar. Bu muharebeye iştirak edip, ordunun moraline yardımcı olması için devrin padişahı Üçüncü Sultan Mehmed'in, aynı seferle ilgili olarak İstanbul'a kadar gelmesi için yaptığı daveti bir an bile tereddüt ekmeden kabul etmiş ve bu muharebede hayli yararlıkları dokunmuştur. Neticede Sultan'ın takdirini kazanan şeyh hazretleri tekrar Sivas'a dönmesi için Sultan'dan izin istemiş, Sultan Üçüncü Mehmed'de bu dileğini derhal kabul etmiştir.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı ile Rıdvan Nafiz Bey tarafından birlikte hazırlanan «Sivas Şehri Âbide ve Kitabeleri» adlı eserde, Pir hazretlerinin türbesinin Meydan Camii avlusunun kuzey tarafında olduğu ve türbede aşağıdaki manzum kitabenin sülüs hattıyla yazılı bulunduğu gösterilmiştir.

Şehri Sivas içre cana iş budur.
Şeyh Şemsüddin Kutbun meşhedi.
Dedi Fevri künbed-i tarihim.
Nurla dolsun metaf-ı merkadi.

Her iki zat'ın birlikte telif ettikleri eserde ayrıca şu izahat da bulunmaktadır: «Son mısra'daki harflerin Ebced hesabına göre bu türbe, hicri 1009 (1600-1602) senesinde, yâni Şemsüddin Ahmed' (K.S.)in vefatından iki buçuk, üç sene sonra yapılmıştır.»

Halvetiye Tarikatı içerisinde kendine has olarak geliştirdiği müridlerini yetiştirme sistemi ile ayrı bir kol meydana getirip, bu kolun "Pîr"i olan Şemseddin Ahmed (K.S.) hasretleri, aynı zamanda yüksek seviyede zahir bilgileri ile mücehhez, fazıl, arif bir zat olup, menkıbeleri (Şeyh Receb'üs Sivsi)nin "Necm'ül Hûda", Şeyh Nazmi İstanbul'nin (Hediyyet'ül İhaan) Müstakim Zade'nin (Hülâsat'ül Hediyye.), adlı eserleri ile diğer eserlerde yazılı olduğunu kaydeden Bursalı Mehmed Tahir Bey) (Osmanlı Müellifleri) adlı eserinde «Pir» hazretlerinin 15 tanesi manzum olmak üzere 30 tane eserinin bulunduğunu yazmaktadır.

Büyük bir şiir yazma kabiliyyetine sahip olan "pir" hazretlerinin yazdığı şiirler varsa da zamanımıza kadar dîvan haline getirilip bir arada basılmamıştır. Şiirlerine misal olarak üzere arifane bir gazeli şöyledir:

Vasıl olmaz Hakk'a cümleden dür olmadan,
Kenz açılmaz şöl gönülden ta ki pür nur olmadan.

Mûtû kable entemûtû sırrına mazhar olan,
Gördü onlar haşr-ü neşri nefha-i Sûr olmadan.

Sen müyesser eyle ya Rab bizlere beytin tavaf,
ilmin ile âmil eyle vade tekmil olmadan.

Hak cemalin Râbesini kıldı âşıklar tavaf,
Yerde Kabe gökyüzünde Beyt-i Mâmur olmadan.

Mest hem mestane geldim ta ezelden ta ebed,
İçmişim aşkın şarabın âb-ı engûr olmadan.

Mest olanların kelâmı kendünden gelmez veli,
Pes (Enel Hak) nice söyler kişi Mansur olmadan.

Bir devasız derde düştü bu dil-i Şema-i müdam,
Hakka makbul olmak ister halka menfur olmadan.

Şu beyit de yine kendisinin edebî bilgi derecesini ortaya koymak için yeterli bir örnektir:

Garibidir ânı hoş tut efendim işte ben gittim.
Gönül derler ser-i gûyünde bir dîvanemiz kaldı.

"Tomarı Turuku Aliyye" isimli meşhur eserin sahihi Sadık Vicdanî, aynı eserin Halvetiye tarikatı ile ilgili bölümünde, silsilename ile ilgili olarak şu bilgiyi vermektedir:

"Şey Şemseddin-i Sivasî' (K.S.) hazretlerinin Halvetiye tarikatından meydana getirdikleri şube daha çok Sivas ve kendi doğum yeri olan Zile ve Tokat dolaylarında gelişmiştir. Ayrıca Şeyh Evhadüddin Abdül Ahad'ül Nuri vasıtasıyla İstanbul'da, da yayılma imkânına kavuşmuş, aynı şubenin orada da temsil edilmesi sağlanmıştır."

Yine Sadık Vicdanî'nin tesbit edebildiğine göre, Şemseddin Ahmed (K.S.) hazretlerinin (Esma-i Seb'aya) Kaadir, Kavi, Cebbar, Mâlik, Vedûd isimlerinin ilâvesi ile 12 esma üzerine saliklerini sulûke ettirdiği bilinmektedir. Bu şubede halvetle ilgili haller, büyük gayret isteyen ve gerçekten yorucu sistemler ihtiva etmektedir. diye bağlamaktadır.

Sivasiyye-i Halvetiyye diye daha sonra aynı şubeden bir kol meydana gelmiş bulunmaktadır.

Cenabıhak cümlesinin sırrını takdis buyursun ve cümlemizi himmetlerinden uzak eylemesin inşaallah...

Kaynak: Rahmi Serin, İslam Tasavvufunda Halvetilik ve Halvetiler, 1984 İstanbul, Sayfa:122...127 Petek Yayınları