Skip to Content

Hattat Arif Efendi

Meşhur Türk üstadı Arif Efendi Filibe’de dünyaya geldi. Babası “Emir Şeyhleri” denilen bir aileye mensup Süleyman Efendi’dir. Filibe’de medrese tahsiliyle beraber Hafız İsmail Efendi’den “sülüs-nesih” öğrendi ve icazet aldı. H. 1923’te İstanbul’a hicret eden Arif Efendi, Saraçhane başında bir bakkal dükkanı açarak ticaretle uğraştı. Sülüs nesih yazılarda mücaz olmasına, ileri yaşına rağmen Şevki Efendi’den tekrar meşk etmek suretiyle 1883’te ikinci defa icazet aldı. 1301 (1883) tarihli hilye icazetnamesi TSMK. GY, NR. 335’dedir.

Maarif mekteplerinde ve Nuruosmaniye Camii avlusundaki meşkhanede 1319/1899 yılına kadar hocalık yaptı. Murakka, hilye, kıta, evrad, delail nevinden pek çok eser verdi. Sami Efendi’nin “Böyle celi Besmele yazılmamıştır” diye takdir ettiği İstanbul Şehzade Camiin Vefa kapısı üzerindeki 1314 tarihli besmele onun güzel eserleri arasındadır.

Elmalı Küçük Hamdi (Ö. 1361/1947), Abdülkadir Saynaç (Ö. 1967), Abdülkadir Saynaç daha sonra Kamil Akdik’ten de sülüs-nesih meşk ederek icazet almıştır. Eş-Şeyh Abdülaziz er-Rifai, Arif Hikmet Bey (Ö. 1337/1918), Bahaüddin Bey (Ö. 1958), Kamil Ülgen Bey, Üsküdar Yeni Camii müezzini İsmail Efendi, Necmeddin Okyay ve Rafet Efendi (Ö. 1949) Arif Efendi’nin önde gelen talebelerindendir. Aynı çağda yaşayan diğer Çarşambalı Arif Bey de “celi sülüs” ve “celi nesta”likte meşhur hattatlardandır.

Elhac Mehmed Arif Bey, İstanbulludur. Fatih ilerisinde Çarşamba cihetinde oturduğu için “Çarşambalı” namı ile yâd olunur. Pek küçük yaşta maliye nezareti mektubi kalemine girerek tedricen o kalemin mukabelecisi oldu.

Sülüs ve neshi, kadı asker Mustafa İzzet Efendiden ve talikı, Sami Efendi ile beraber, Kıbrısi Zade İsmail Hakkı Efendiden yazdı. Bir müddet sonra Kıbrısi Zadeyi bırakıp Melek Paşa hafidi Ali Haydar Beyden telemmüz etti. Nakl olduğuna göre Sami Efendi, Arif Beye itiraz ederek “Ben hocamı ölünceye kadar bırakmadım ve çok feyz aldım” demiş. 1892 (1310 H.) de vefat etti. Eyüp yolunda “Ya Vedud”, şimdiki adıyla (Edirnekapı Necati Bey 2.Ada Mezarlığı) kabristanına defn olundu.

Mezarının Talik ile yazılmış olan kitabesi: Hüvel baki

“Allah-u Sübhanehü ve Teala, mektubi maliye mukabelecisi meşahiri hattatından, mekarimi ahlak ile mevsuh, muhibbi Ali Aba Elhac Arif Bey kuluna ve bilcümle mü’minin ve mü’minata rahmet eyleye amin. Sene 1310”

Birkaç arkadaşla “Resimli gazete”yi neşr ettiğimiz sırada kardeşim sulehayı füdaladan Seyyid Ahmed Tevfik Bey, Şefik Bey merhumun tercemei halini ilk defa olarak yazmıştı. Bunu okuyanlardan “Numan Sabit” namında bir zat, gazeteye gönderdiği varakada, hattatlara ve yazılara dair bazı muteleatda bulunduktan ve Arif Bey hakkında birkaç söz söyledikten sonra diyor ki; “…Merhum, istifte o derece maharet ibraz eylemiştir ki bazı levhalarında ki istife Rakım Efendi’de tesadüf olunmaz. Ez cümle nezdimde bulunan “Aman ya Hüseyin meded senden” levhası kadar güzel bir yazıya ve istife tesadüf etmedim.”

En birinci merakı, çifte yazı yazmak idi. Bunun için öyleleri vardır ki el ile yazıldığına insan kani olmaz. En büyük meziyetlerinden biride Şefik beyin, her zaman lisani sitayişle yad ettiği kuvve-i hafıza ve temyiziyyesi idi. Eski ve yeni yüz hattatın muhtelif usul ile yazılmış, imzasız gösterilse kimin yazısı olduğunu anlardı.

Yazdığı Kur’an-ı Kerim ile delailül hayrat, neshe de haiz olduğu kudretin şahididir. Bunlar oğlu jandarma dairesi ruznamçe mümeyyizi Nail beydedir. Göreni hayran eden bu Kur’an-ı Kerim’in iki cüzüne hareke koymaya ve nihayetine ketebe yazmaya ömrü vefa etmemiştir.

Hattı talikte de mahareti meşhurdur. Talik istifleri de fevkalade idi. Ehibbası mühür hat ettirmek üzere merhume, istifini tanzim ettirirlerdi. Bu yoldaki maharetini anlamak isteyenler, Hakkak Yümni ve Dana efendilerin koleksiyonuna müracaat edebilirler. Yazılarını vefatında kendi evladından ziyade sevdiği ve birbirinden ayrılmadıkları Sami efendi almış idi. Merhum, Rakımdan ve Mustafa İzzetten sonra gelen hattatların meşahirinden idi. Bununla beraber Şefik bey kadar yazı yazamamış ve onun kadar ibrazı iktidar edememiştir.

Bir sigara yakamayacak kadar elleri titrerdi. Fakat kalemi eline alır almaz o desti ra’şe dar, o kilki gevher feşanın hükmüne ram olurdu. Her hattat gibi merhumda yazılarına pek itina ederdi ve cüzi rahne dar olmasından ictinap eylerdi. Teessür olunur ki, şu dikkat ve itinası ile beraber Ya Vedud da karakolun karşısındaki kabrinin taşına yıkanmış çamaşır asılmaktadır. Tevazu ve latife guluğu meşhurdur. Bezmi sohbetinde bulunanlar, iki gün kalsalar asla sıkılmazlardı. Mütelezziz ve müstefit olurlardı. Derece-i nihayete mahcub idi. Altmış yaşında iken bile Fethiye kahvesinin önünden geçerken biri ihtiramen ayağa kalksa yüzü kızarırdı.”

Beşiktaşlı Nuri Efendi derdi ki: “Hacı Arif Bey, rakım tarzında yazardı, daima onu taklit ederdi. Asarı pek münteşir değildi. Güzel yazardı. Fakat hattatlığı meslek edinmemişti. Her hattatı, her yazıyı beğenmeyen Sami Efendi gibi bir üstadı kamilin “ustadır” diye takdir ve tevkir ettiği bir zatın yazıcılıkta ki kemaline izaha gerek yoktur.

Ali efendinin vefatından çok zaman sonra satılmak üzere akrabasından bir zat ile bir hanım tarafından “medresetü’l hattatin”e getirilen bir sandık dolusu yazıyı takdim ettim. Bir kısmı Ali efendinin, diğer kısmı en meşhur hattatların nefis yazılarıydı. İntihap ettiklerimi medresenin katibiyle beraber kağıda sarıp yine sandığa koyduk. Ertesi sabah medreseye gittim. Benden evvel medresenin muallimlerinden biri gelip sandığı karıştırdığını, başında durmaya vakit bulamadığı için ne yaptığını bilmediğini söyledi. Sandığı açtık.

Ayırdığım yazıların en kıymetlilerinin yerinde yeller estiğini görüp teessüf ettim. Biraz sonra yukarıda söylediğim zat ile hanım ve açık göz muallim geldi. Almak istediğim yazıların kazaya uğramayanlarına fiyat takdir edilmesini söyledim. Gayet terbiyeli olan o zat, ben ne münasip görürsem kendide münasip göreceğini anlattı. El gibi dili de uzun olan muallim efendi, söze karışıp kendi hesabından onda birini vermeye kıyamayacağı yüksek bir kıymet takdir eyledi. Pek tabi azarladım. Beyle hanım, onun sözüne bakmayıp münasip gördüğüm parayı vermemi söyledilerse de muallimi mezburun ileri sürdüğü fiyata yakın bir para vermeye mecbur oldum.

www.halidiye.com