Melamet Ulularının Melametle İlgili Tarifleri
- Ana Başlıklar:
İbn Münazil: Melametilerin zahirde halka karşı göstermelik halleri batında hakka karşı davaları olmaz, hakla aralarındaki sırrı kalpleri ve gönülleri bile bilmez.
İbn Nüeydi: Melâmeti ehline göre bir kimse bütün fiillerini riya ve tüm hallerini dava olarak görmedikçe bu yolda her hangi bir mertebeye eremez. Melâmet meşahiyinden biri demiştir ki: bu yolun temeli nefsi zelil ve hakir kılmak hoşlanacağı rahat edeceği ve keyifleneceği şeylerden onu menetmek, halka saygı göstermek, onlar hakkında hüsnü zanda bulunmak çirkin işlerini güzel bulmak nefsini aşağılamayı zelil, kılınmayı onun hakkında sui zanda bulunmayı güzelliklerini çirkin bulmayı esas almak. (Sülemi, risale 144)
Malemette şöhretten sakınmak sıradan bir kimse gibi yaşamak tanınmaya sebep olacak farklı kılık kıyafetlerde, oturup kalma gibi hallerden uzak durmak esastır. Melameti dış görünüşü itibarıyla halktan biridir. İç halleri itibariyle onlardan ayrıdır. Melametinin görünüşü halkın görüşüne muhalif değildir. Ama iç halleri halkın iç hallerine uygun düşmez öyle olsa onlar gibi örf adet ve tabiatın gereğine gör yaşamaları gerekir. Oysa onlar yeri ve zamanı geldikçe bu hususlara uymayarak halkın kınamasından maruz kalırlar. Hacamatçı Abdullah, Hamdun Kassar’a sormuş: mesleğimi işimi gücümü terk etmek zorunda mıyım? Hayır demiş, Hamdun çalışıp kazanmaya devam et. Hacamatçı Abdullah diye anılman arif veya zahit Abdullah diye anılmandan daha iyidir.
Melâmet yapılan iyi şeyleri açıklamama kötü şeyleri gizlememektir, şeklinde tarif edilir. (Sülemi, melâmet risalesi 146)
Melamilere ümena, emin kişiler de denir. Bunun sebebi salip oldukları manevi ve yüce hallerin gizli tutulması şartıyla Hak teala tarafından kendilerine lütfedilmiş olmasıdır. Bunu ifşa ettiler mi emin olma niteliğini yitirirler.
Melâmet tahrib-i adattır yani adetleri tahrip etmek, geleneklere muhalefet etmektir, şeklinde de tarif edilir. Bir veya toplam var olan örf ve adetler ya akla dine aykırı olur veya uygun olur. Pek çok kimse akla ve dine aykırı adetlere uyar, kendini buna uymak zorunda hisseder. Bu adetlere esir düşer, özgürlüğünü yitirir. Yerleşik adetlere aykırı davranışlar ağır eleştirilere ve şiddetli kınamalara yol açtığından insan adetlere uymayan doğrulara göre davranamaz. Bu durum onu pısırıklaştırır. Çekingen hale getirir. Teşebbüs ve hamle yeteneğini köreltir. El ne der, halk nasıl karşılar. Korkusu aşırıya gidince insan fikir beyan etme ve hareket etme serbestîsini belli bir ölçüde bazen tamamen yitirir. İşte bu noktada cesaretle hareket edip adetleri yıkmak melâmettir. Kınayanın kınamasından korkmadan Allah yolunda mücahede etmenin anlamı budur. Geriye şu iki ihtimal kalır.
Söylenmesi ve işlenmesi din ve ahlak yönünden sakıncalı olmayan ama yerleşik töre ve geleneklere aykırı düşen bu sebeple de kınanmaya vesile olan sözlerin söylenmesi, işlerin yapılması melâmet ehlinden bazıları sırf kınanmak ve böylece bir sınav vermek için böyle sözler ve işler yapabilirler. Ama bu durumda durup dururken kınayıcıları vebal altına sokmuş olabilirler.
Yapılması farz olan hususları kasten bilerek işleyerek kınanma hususu bahis konusu olabilir. Melâmet ehlinin bazılarında bu durum görülebilir. Bu anlamdaki melâmet halleri ilk dönem melâmet ehlinde yok denecek kadar azdır. Gerçek melâmetiler de böyle bir melâmet anlayışının doğru olmadığını söyler. Bu maksatla özellikle dinin hükümlerine ve ahlak kurallarına sıkıca bağlı kalmasını lüzumuna vurgu yaparlar. Çoğu zaman da böyle melametilere ‘mütelami’, sözde melâmeti denir. Bazen bunlara sahte melâmeti ve zındık denildiği de olur.
Hucviri melâmetin üç şeklinden bahseder. İstikamet, kasd, terk. İstikamet üzere olmak kınanmayı gerektirebilir. Takva sahibi kişilerin samimiyetle yaptıkları işlerin ve söyledikleri sözlerin art niyetli veya cahil kişiler tarafından kınanması gibi. Kasd şeklindeki melâmeti iyi bir isim yapan ve meşhur olan bir kimsenin anıları anılan ve ünlenen bir kişi olmanın kendisini şımartma kibirlenmesine sebep olmasından kaygılandığı için meşru ve mübah olan ama hak tarafından yargılanan bir takım sözler söyleyerek veya işler yaparak kendisinin kınanmaya maruz bırakması bu suretle halkın itibar ve hürmet etmediği sıradan bir kişi haline gelmesi gibi. Bu durumda onlar artık korkanlarla, onlar da halkla ilgilenmediği için daha fazla halkla olma fırsat ve imkânını elde ederler. Bu maksatla bazı büyük şahsiyetlerin ünlendikleri yerden ayrılıp kendilerini hiç tanımayan toplumlarda yaşamayı ya da inzivaya çekilerek halvet hayatını tercih ettikleri olmuştur. (El-Makdisi 472)
Terk suretiyle olan melâmet farzları terk, haramları işleme ve ahlak kurallarına aykırı davranma şeklinde ortaya çıkar bunlar dini görevleri terk eder ve biz bunu kınanmak için yapıyoruz, derler. İbahiliklerini mazur göstermek için melametiliği kılıf olarak kullanır zındıklıklarını böylece kamufle ederler. Esas melâmet hakkın makbulü olmak için halkın merdudu olmayı göze almak iken, bunlar tam tersine halkın makbulü ve itibar ettiği kişiler olmak için Hakk’ın merdudu olmaya cüret ederler. Günümüzün sözde melametileri genellikle böyledir. (Hucviri, Keşful mahcub, Tahran 1338 – 68 -81)
Tasavvufta şu da söylenir: Halk katında zındık diye bilinen nice kişiler vardır ki Hak nezdinde sıddıktır. Melâmet ehline göre zikir dört çeşittir. Dil zikri kalp zikri, sır zikri, ruh zikri. Esas amaç temaşa zikri denilen ruh zikridir. Bu mertebeye ulaşılınca sır kalp dil sukut eder. Sır zikri sağlıklı olunca kalp, dil nefs sukut eder buna nimet ve lütuf zikri denir. Kalp zikri gerçekleşince dil zikri susar. Buna huzur ve uyanıklık zikri denir. Kalp zikretmez susarsa dil zikre başlar. Buna da adet zikri denir. Ruhun zikrinin afeti sırrın onun zikrinden haberdar olmasıdır. Bir üstteki zikrin afiyeti bir alttaki zikrin ondan haberdar olmasıdır. Nefs zikrinin afiyeti zikrine değer vermesi bunu önemsemesi veya karşılık beklemesi veyahut da belli bir makama ulaştığını zannetmesidir. (Sülemi, melamet 147)
Melâmet ehlinde sohbet önemlidir. Melâmet ehli bir araya gelir dini ahlaki davranışlarını ve gönül hallerini müzakere ederler. Önderlerine üstad veya sohbet şeyhi denir. Yazılı eserleri kayda geçmiş bilgilerine adab denir. Yazılı eserleri kayda geçmiş bilgileri adabı usulü bulunmadığından taliblere sohbette şifahi bilgiler verilir.
Müşahede güzelliği ile kalbi Allah nezdinde, edep güzelliği ile vakti halk nezdinde korumak bir zaruret bulunmadıkça muvafakat hallerini açıklamamak ve gizli tutmamak melâmette esastır. Buna kalbi muhafaza denir. Ebu Abdullah Harbi der ki: bu dünyada senin için en değerli şey, kalbini Allâh’la meşgul etmendir. İkisini ziyan etmen en aziz şeyleri zayi etmen demektir. (Sülemi, Melamet 165)
Melamet tahrib-i adettir. Terk-i selamettir. Şerri gizlememek hayrı açıklamamaktır. İhlâsı esasa alıp riyadan şöhret ve itibar görmekten kaçınmaktır.
Tasavvuf, fütüvvet, melâmet üç farklı hareket olmakla birlikte temelde birleşir ortak noktaları farklı noktalardan fazladır. Aralarındaki farkı belirtmek için derler ki sufi olduğu gibi görünür fütüvvet ehli, olduğundan daha iyi görünür. Melâmet ehli ise, göründüğünden daha iyidir. Her zaman ve mertebede bunun böyle olduğunu söylemek zor ise de yine de bu tarif bu üç zümre hakkında bir fikir verebilir.
Yeni Dünya Dergisi 2008 - Şubat
- İslam ve Tasavvuf blogu
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 531 okuma
