Skip to Content

Ateşin Ardındaki İlim

DERİN TEFEKKÜR

Konu: Ateşin Ardındaki İlim

M.D

www.sufizmveinsan.com sitemizin başyazarı, Sn. Ahmet Fevzi YÜKSEL bir makalesinde secde kavramını, hakiki secdeyi işlerken Muttaki sınıfını ele alarak şöyle diyordu:

Muttaki’nin özelliği, bildiğiniz gibi, korunan/kendini koruyan bir sınıf olmasıdır. Muttaki, Kuran’a ve bildirdiklerine koşulsuz iman eder. Gayba inancı tamdır. Cennet ve cehennem yaşamı üzerinde durur. İdeali cennete gitmektir. Hoşuna gitsin ya da gitmesin sistemin şartlarına riayet eder. Cenabı Hakk’ın her uyarısına kulak verir. İlahi bir hükmü uygulamadığında ölüm ötesi yaşamda başına ne geleceğini, nelerle karşılaşabileceğini çok iyi bilir. Bu nedenle tedbirini alır ve uygular. Yaratıcının verdiği rızkı kendisine bir hisse/benlik çıkartmadan paylaşır. Bir elinin verdiğinin diğer eli farkında değildir.
***

Biraz derine girmek isteyenlerin aklına bu noktada bir sualin takılması olasıdır: Madem Muttakiler İslâm’ın gözde bir sınıfı, neden Velayet kapsamında yer almıyor, kapsama alanının dışında kalıyorlar  Bu soruya net ve çok açık bir şekilde şu cevabı vermemiz mümkün: SECDE’ yi tam anlamıyla yapmıyorlar/yapamıyorlar. Kısacası, yok olamıyorlar. Bütün iyi niyetlerine, sistemin şartlarına ağırbaşlılıkla uymaları ve birtakım kuralları harfiyen yerine getirmelerine rağmen, ateşin arkasındaki ilme ulaşmayı düşünmüyor, gayret etmiyor veya açıkçası korkuyorlar.  http://www.sufizmveinsan.com/cuma/secde.html

Muttakiler sınıfını Velayet Ehlinden ayırırken ATEŞİN ARDINDAKİ İLME ULAŞMAYI DÜŞÜNEMEDİKLERİ için sıçrama yapamadıkları zikrediliyor.

ATEŞİN ARDINDAKİ İLİM NEDİR DOSTLAR?...

İpucu falan yok )))
ATEŞİN ARDINDAKİ İLİM…

Kolay gelsin…
Son teslim: 13 Nisan Pzr akşamı 23.50

DERİN TEFEKKÜR CeVAPLAR

Konu: Ateşin Ardındaki İlim

ASK ATESI

Ay dunyaya dediki;
Neden dolanip durursun
Su Gunesin etrafinda?
Dunya dediki;
Su Gunese bak!
Yanip durur oldugu yerde durmadan.
Oylesine yanarki,
Butun gezegenler onun isigiyla
Aydinlanir.
Onun atesi bana hayat verir...
Ay Gunese bakti hayretler icinde!
Gunes gulumsedi;
Ve Aya dediki;
Neden yanarim bilirmisin???
Oyle bir sevda atesindeyim ki;...
Ne sen sor...
Nede ben soyliyeyim...(N.Ersavas)
-------------------------------------------------
Ates ask atesi olabilir.Allah aski ile insan ,nefsini pisirerek yani tecrubelerinden ders alarak  olgunlasir , egosunu ortadan kaldirmak icin de bir nevi yanmaya ihtiyaci vardir.Ancak bu yanma sinirina geldiginde her ne kadar tum kaidelere uysalar da egolarini yok etme asamasinda sikinti cekiyorlar yani benliklerini atese atip egolarini yok ederek Fenafillah’i yasadiktan sonra Bekabillah’i yasayamiyorlar.Mevlana Hazretleri Hamdim ,pistim , yandim buyumustur.Pismek icin atese girmek gerekir yani hayatta bize olumsuz gibi gelen olaylarin Hak oldugunu ve bu olaylar  karsisinda Riza halini koruyarak gerekli dersi cikarmamiz gerektigini bilmeliyiz..Yeterli miktarda pisildiginde  nefs basamaklarini birer birer cikilir ve yanma olayi gerceklesir.Allah hepimize nasip etsin insaAllah !!! (Yeterli miktarda pisme gerceklesmezse bu pisme Cehennemde gerceklesiyor deniliyor.) (S.Sanduvaç)
-----------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilim aynı zamanda “cennetin” ardındaki ilimdir. İkisi arasında bir fark yok. Ateş ile cenneti neden “iki” görüyoruz ki? “İsteyene ver onları..”

Dünya nimeti ile ahiret nimeti arasında da bir fark yoktur. İnsan ya Allah’ın nimetlerini sever veya Hakk’ın kendisini sever...

Cevap basit aslında: Allah herkesi velayet kapsamına almamıştır! Hakkın muradı böyledir. Neden nasıl diye sorma. Olanı olduğu gibi kabul et. Sana hikmet verilirse anlarsın nedeni niçini... akıl bu kadar tartar. Musa (a.s) ile Hızır’ın kıssasını hatırla!

Bir keçi keçidir, bir tavşan da tavşandır. “Neden ben keçiyim o tavşan?” demez. Edepsizlik beşere bir de iblise mahsus...

Allah “kendime seçtiklerim” diyor...
Seçmiş...
Veya seçmemiş...
Mülk O’nundur, dilediği gibi tasarruf eder... Sen bak kulluğuna... Muttaki olan veya veli olan kendi kendine olmadı ki... Allah yarattı! Birini Veli diğerini Muttaki kıldı...”Birşeyi o şeyin kendinden bilmek” gizli şirk değil miydi? Kitaplar öyle yazıyor....!!! Mesele idrak da değil, hal edinmek, hal. Yani bakınca “öyle” veya “böyle” görmek... Nasıl görüyorsun? İlk andaki tepkin ne? Hakk’dan mı biliyorsun yoksa “şey”den mi?

Muttaki, ebrar, mukarreb....Bunlar zenginliktir. Dereceleri meydana getirir. Senin kendinde gördüğün “eksiklik” dahi ilimdir... İlimde bir derecesin... Onun ile razı olursan bir bakmışsın “Rıza”dasın. Çok ilmin olup da rıza göstermezsen “esfel”desin....”Kitap yüklü eşek”.

Eskiden tekkelere herkesi derviş olarak almaz, önce bir istidadına bakarlarmış. “Bundan veli olur mu olmaz mı?” Biz istiyoruz ki herkes veli olsun! Burası cennet değil efendim, dünya! Sanıyoruz ki veli olmayan Allah’tan hiçbirşey anlamadı. Ona güzel kul olmadı.
Hayır! Anladı. Allah’ın kendisine bildirdiği kadarıyla anladı. Her anlayan ne anladıysa Allah’ın bildirdiği kadar anladı. Hep bildiren O’dur..”Bu ne küfürdür imandan içeru” Mesele razı olmaktır. Yoksa Allah’ın ilmine can mı dayanır? Nereye koşuyoruz?

İster cennet ister cehennem ateşini göğüslemek için aşk lazım, aşk... Kimileri duyguları küçümseyebilir. Ama evladını kurtarmak için gözünü kırpmadan yangına dalan bir anne/baba ilim ile dalmadı o ateşe... Evlat sevgisiyle daldı... Merhametle daldı... Duyguyla yani... Yaktı kendini KÜLL etti. İlim ile değil...Akıl ile de değil...Allah herşeyi böyle afaki örneklerle de gösteriyor işte.

Ateşin ardındaki ilim??? Ateşin kendisi ilimdir. Ne güzel ilimdir! Yanmayı öğretir. “Hamdım, piştim, yandım...”

Allah’tan dileyenlere kavruk günler niyaz ederim.. (Meryem Irmak- www.sufizmveinsan.com )
----------------------------------------------
Selamun Aleykum Mehmet Bey,
Beni kivrandiran,kendimi bir kuyuya atilmis gibi hissettiren bir tefekkur konusu.Muttaki miyim bilemem ama tam inanan,yasaklari yapmamaya ozen gosteren,emirleri yapmaya calisan biriyim ve ozellikle bu tefekkurun butun cevaplarini cok merak ediyorum.Uzun zamandir sordugum sorularin cevaplarini insallah bu tefekkurle alirim.
 
Yorum yapamiycam,ama sizden ricam beni cevaplardan mahrum etmeyin,
Saygi,selam ve dualarimla,(E.S. Sarma)
------------------------------------------

 Muttakinin kendini koruyan ve korunan olması bu anlamda sınıfsal olarak ayrıcalık gibi görünse de olmadığı çok açık kimin kimden koruduğu kimin neyden korunduğu KİM lik  boyutunda kalındığı sürece ateş hep var  hiç yok olmayan kendi kendini seyre devam edecektir. Benlik ile bensizlik arasındaki süregelen çok keskin çizgide hem farkında hem farkında olmayarak git -gel yaşayacak benliğine yenik düşecektir. Aklıma gelmiyor değil evrendeki çokluğun Tekliğin iradesine teslimiyeti tam olmadığı sürece ki diyor ki değerli başyazar İslam’ın gözde bir sınıfı olarak kalıyor diyor yani tam İslam olamıyor ki İslam bütüne teslimiyettir. Bölünmeden bölmeden. Bölünme ayrılık yaratır Ateş ki İlim ateşi kasıp kavurmadıkça tüm razı oluşlarını yüce Rızaya teslim kılmadıkça (ruh bilincini TEK in iradesine teslim etmedikçe) nefis mertebeleri arasında muhtemelen gezinmesi olası..Ateş TEK in idraki, sonsuz kudret ,sonsuz enerji boyutsuzluğunun ihtişamını yaşamındaki her zerredeki hakikatte haşyetle seyirdir. Bu seyir kesintisiz nasıl olabiliyor seyirdeki dikkati ateş ardındaki ilimde tam secde hali ,yokluk, bensizliktir.

‘’Her nereye bakarsan Allah’ın vechini görürsün!’’ ayeti  o kadar derin bir haşyet gerektiriyor ki teslimiyet her türlü  git gel den ayrıcalıklı yaşayış  yani kendi kendini kendindekini yaşayış sınıfsal bir bakış olarak ilk anlamda düşünülebilir ki değil onun dışındaki ayrıcalıkların zemini hep BEN e dayalı yaşayıştan öte gidemeyecektir.

Ateşin ardındaki İlim ‘’ İlim kendini bilmektir kendini bilmezsen boşa emektir’’velayetidir. Secdeye yat kalk yat kalk yat kalk boşa emektir, gösteriş ötesidir İlmullah ,öteler ötesinde kayboluş TEK  DOST ile buluşmadır.Selam Olsun. (Ö.Özer)
--------------------------------------------------
Ateşin arkasındaki ilim denince; Mevlana ya (Hz.) Bir adamın Şeriat-tarikat-marifet-hakikat sualine verilen cevabı geldi aklıma.
Birisi hiç ilgin olmadığı halde ensene tokat yapıştıracak ve dönüp bakmayacaksın. Bu bizim gibi insanlar için ateş değil mi?
Çünki bu bilgiyle ulaşılacak yol değil bu ihsan ve lütufla vasıl olunacak bir makam. Allah cümlemize nasip etsin.
Kesret ve vahdet penceresinden alemi seyir. Nefis Mertebelerine bir asansörle inip çıkabildiğimizi düşündüğümüzde bazen
mutmainneyi yaşayabiliyoruz. Bu anlarda anlaşılabiliyor ancak Ölümün vuslat olduğunu, Aşığın maşuğuna kavuşması olduğunu.
Dünyanın zulüm diyarı olduğunu, yalan ve aldatmacadan başka bir şey olmadığını. Ama Aşağıya düştüğünüzde bu zulüm diyarı
birden cennet oluyor. Ah abi Ah. Bu öyle bir yanış ki ciğerimin yanık kokusu bazen burnuma geliyo. Nasıl ateş olmasın. Çünki
bütün bildiklerini (şartlanma yollu) kökünden değiştirmeden yıkmadan ve sıfırlanmadan hiç birşeye kavuşamıyorsun. Bilinç olarak
yardan da geçmek serden de geçmek ve bundan rahatsızlık duymayacak kapasiteye ulaşmak ateş değil de ne abi. Eş senin değil, evlat senin
değil, mal senin değil, sen dahi senin değil nasıl ateş olmaz abi. Yanıyorum da ateşim görünmez. Nefsin yetmişbin sene yandıktan sonra mevlaye sen sensin
ben benim demesi. Ateş bile anlatamamış. Ateşin bile eneyi değiştiremediği yerde sen eneni Allaha kurban edeceksin. GELDE YANMA!!!! (M.Yalçın)
-----------------------------------------------

Ateş,yaktığı, kavurduğu ve korkuttuğu kadar,temizler ve arındırır da.
Sarrafların,altını saf hale getirmek için,ateşle muamele etmesi,içindeki cüruf ve diğer yabancı maddeleri ayıklaması bu nedenledir.
Saf ve katıksız hale gelebilmek,’’ÖZ’’ olabilmek için yanmayı da göze almak,ateşe maruz kalmayı kabullenmek gerekir.
İnsan bilincinin,’’ÖZ’’ ünü kavraması,anlayıp idrak etmesi için,her türlü beşeri şartlanmalardan kendini soyutlaması,çalışma yapması ve gayret göstermesi ile mümkündür.
İşte bu çalışma ve uğraşlara engel olan her şey ateştir.Korkutur,caydırır,uzaklaştırır,zorlaştırır,engeller.Nefs’in dostudur,onunla işbirliği yapar.
Elbette bir amaca ulaşmak için,fedakarlık ve mücadele gerekir ki,bu mücadelenin gücü insanın fıtratı ve onun azmi ile alakalıdır.
Burada tasvir edilen ateş,bilincimizi örten,bizi geri iten bir engel,zor diye nitelendirdiğimiz amelleri,açığa çıkartan bir tanımdır.
Ateş yoktur,yanmak ta yoktur aslında.Ateşi ve ateşin yanmak olduğunu,bilince kazıyan korkular vardır.Korkularını yenen,ne ateşi hisseder,ne de yanmanın ne olduğunu.
Taşlar yerine oturur,ham olan pişer,saati zamanı gelince,öyle bir geçersin ki,beşer bağlarını koparıp,hissetmeden bile o sıcaklığı ve düşersin ilmin serin sularına.Artık seni ne ateş yakar,ne de o ilmin suyu boğar.
İsteyen de ,dileyen de ‘’O’’ dur artık.‘’ÖZ’’ üne ulaşmışsındır,orada bir ‘’O’’ vardır,başka da hiçbir şey…Nasip et,ya ‘’RAB’’…(T.Sevi)
-------------------------------------------------

Dün akşam bu konu üzerinde yoğunlaştım ve ne varsa yüzeye çıkarmaya çalıştım.

İlk anımsadığım peygamber efendimizin(SAV) miracında sidre-i müntehada cebrail(a.s.) ile yaptığı konuşmasıydı.Ben zaten yanıyorum demiş ve AŞK ile yürümüştü efendimiz.

Sonrada sırat köprüsünden geçerken cehennem ateşinin mümin kişiye "çabuk geç nurun ateşimi söndürüyor" deyişiydi. Ve sonra Yunus Emre'nin " cennet cennet dedikleri birkaç köşkle bir kaç huri,isteyene ver onları bana ,seni gerek seni" deyişi idi.

Bu üçü etrafında döndüm durdum.Ateşin ardındaki ilim , muhabbet ve AŞK  ile ulaşılan teslimiyet yani İslamiyet olsa gerek.Yani tevhide erişip hiç olmak demek. Sadece cennet umudu ve cehennem korkusu ile yapılan ibadet ve inançdan öteye geçip muhabbet ehli olmak demek.

Herkes seni taşlarken sevgilinin attığı bir gül'den incinmek demek.. Halis altın gibi Ateşlerde hoş olmak ,bu ateşin hoşluğundan içindeki asıl cevheri ortaya çıkarmak,diğer herşeyden arınmak demek. Muhabbetle:) (V. YILMAZ)
-----------------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilim, LEDÜN İLMİ'dir. Bu ilim gayb alemi, ilahi sırları öğreten ilimdir ki, kitaplar okuyarak öğrenilmez, vasıtasız Allah'tan gelir.
 
  Yunus'un dizelerini biliyoruz: Cennet cennet dedikleri,
                                        Birkaç köşk ve birkaç huri
                                        İsteyene ver onları
                                        Bana seni gerek seni..
 
  Ya da:   Dört kitabın manasın okudum hasıl ettim
              Aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş..
 
 Onlar Allah'ın Vedud isminin tecellisi ile Allah aşkına, Muhammedi aşka mazhar olmuş kutlu kişilerdir. Ateşten sonraki ilim Peygamberimizin, Cebrail a.s.'a miracta ' yanarsam ben yanayım..' demesidir. Vakıa suresinde söz edilen ücüncü grup Mukkarrebun-sabikun ( yakınlastırılanlar- öncüler) onlardır. Onlar yaptıkları ibadeti cennet arzusu yada cehennem korkusu ile yapmazlar, tek istedikleri O'nun cemalidir, dunyadan ve ahiretten soyunmuşlar, yine Yunus'un deyimi ile ne yokluğa yerinen, ne varlığa sevinen, aşk ile avunanlardır.

 Eflatun: ' Yüksek bilgiler kitaplarada bulunmaz. Insanın, onları kendi kalbi hazinesinden pek ince bir tefekkürle çıkarması ve mukaddes ateşi kendi zati menbaında araması lazımdır; bunun mektebi yoktur, bu ilim insana Hak tarafından ihsan olunur' der..
 
 Kenan Rıfai ise Sohbetler kitabında : ' Her ilmin ve sanatın ayrı ayrı hocası olduğu gibi, ruh ilminin de hocası vardır. Her ilim ve sanat talibi kendi bildiklerini unutup, onun gösterip öğrettiklerine gözünü kulağını açar ve üstadının ilmine itiraz etmez ve teslim olursa, hocasının bilgisini kazanabilir.Keza ruh hocalarınıntalim ve terbiyeleri karşısında da böyle olmak gerekmez mi?' demektedir.(s.448) Saygılarımla... (Y.Nur)
---------------------------------------------------

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.
2-) Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O (yani, Hakkani Vücud) KİTAB (ı; OKUnması gereken), kendisinde şüphe-kuşku olmayan (Hakk olduğu şüphe götürmeyen) dır... HÜDA (hidayet kaynağı, gerçeği gösterici, rehber) dır O, muttakıyler (korunmak isteyenler, korunanlar) için.
3-) Elleziyne yu'minune Bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;
Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler (arınanlar) ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda, Allah adına sarfederler).
4-) Velleziyne yu'minune Bi ma ünzile ileyKE ve ma ünzile min kabliK (E) * ve Bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.
5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).......... (Hasan Gülen.B-meal)
 
"İŞTE ONLAR, GAYBA İMAN EDERLER; NAMAZLARINI İKÂME EDERLER; VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN ALLAH iÇİN BAĞIŞTA BULUNURLAR...
VE YİNE ONLAR, SANA NÂZİL OLANA VE SENDEN ÖNCE NÂZİL OLANA İMAN EDERLER; VE ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA ÎKAN SAHİBİDİRLER..."
 
ÖZ'E ERENLER,
“KORUNMUŞLAR”DAN OLMUŞLARDIR!
Bilenler, öze ermişler, gökteki yıldızlar misâlidir... Tefekkür semâsının yıldızlarıdır onlar!.
Onlar artık şeytanlardan, bütün menfaat duygularından, kötü düşüncelerden sıyrılmış, cinlerin dahi ulaşamayacağı mertebelere yerleşmişlerdir. “Allah dostları”ndan, “korunmuşlar”dan olmuşlardır.
 
“ALLAH KULU”NA YAKIŞAN KORUNMA ODUR Kİ:..
"ALLAH" "KULU"na yakışan odur ki...
Her an, her yerde, her nefeste, daima, "ALLAH"a “kulluk” için varolduğunun bilincinde olarak; O'nun esmâ ve sıfatıyla var olduğunu; O'nun yanında bir “hiç” olduğunu; tüm duygu, düşünce ve fiilinde “benliksiz” bir biçimde O'nunla olduğunu hissedip yaşasın...
 
Karşısındakinin dahi, "ALLAH" esmâ ve sıfatının mazharı olarak var göründüğünü; fiillerinin yaratıcısının "ALLAH" olduğunu müşahededen bir an bile kesilmesin... Ve her hâlinde bu "korunma" üzere olsun.
"Kâmil insan O`dur ki, bilgisinin nuru, takvasının nurunu söndürmez... Kâmil insan, basiretinin kemâliyle beraber şer`i huduttan hiç birisini terketmek hususunda "nefs"ine müsamaha göstermez..."
 
(Soru:Muttakinin ahirete ikan sahibi oluşu, bu zümrenin velayet mertebesine adım attığının göstergesi değil midir?..)
Muttaki sınıfı evliyadır denemez!.. Veli, takva sahibidir!.
 
http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/takva/ind...
 

muttaki ve takva konusunda yukarda gectigim link ten ve B Mealden alintilardan sonra bizde aciga cikan anlayis takvanin sadece cennet ümidi ve cehennem korkusunu tasiyan bir sakinma korunma anlaminda degil, B sirri kapsaminda gayblarina iman ederek özlerindekine ulasarak salatlarini ikame etmeleri yani rablerini tanimalari ,kitablarini okumalari yani hakikatlerini idrak etmeleri ve bu idrak icinde yasamanin gerektirdigi calismalari aksatmadan eksiksiz devam ettirmeleridir.burdaki korunma ittika korkudan kaynaklanan bir sakinma degil bilakis kendi özlerinden aciga cikan ilim irade kudretin otomatik korunmasi altinda olmak anlaminda degerlindirilebilir sanirim,MUTMAIN nefsin korunma altinda olmasini düsünürsek .burda korku ve mahzun olmak yok fakat buna ragmen ITTIKA ya devam var nitekim gazalininde dedigi gibi
 
"Kâmil insan O`dur ki, bilgisinin nuru, takvasının nurunu söndürmez... Kâmil insan, basiretinin kemâliyle beraber şer`i huduttan hiç birisini terketmek hususunda "nefs"ine müsamaha göstermez..."
 
 
Üstadin bir soruya karsilik verdigi cevaptaki;
 
“Muttaki sınıfı evliyadır denemez!.. Veli, takva sahibidir!”
 
Sözünden anladigima gelince; Veli olmayanlarin takvasi ahiretteki yasam sartlarina,sistemin isleyisine iman etmekten kaynaklanan kaygilarin refleksiyle sakinmak,Velilerinki ise gayblarindakine B sirri kapsaminda iman etmeleri sonucu ulastiklari IKAN hali ile özlerinden aciga cikan kudretin dogal sonucu olarak sistemin sahibine kayitsiz sartsiz teslim olmanin getirdigi KORUNMUSLUK hali.ayetlerde salatlarini ikameden sonra gecen INFAK ile varliklarindanda gectiklerinden sakinacaklari koruyacaklari kendilerine ait bir varliklari yokki kaygisini ceksinler,zaten ayetlerin devaminda onlarin IFLAH olanlar olduklari belirtiliyor.....yani artik özlerinden gelen ilhama tabi olarak sisteme uyumlu yasam icindedirler,herne kadar disardan bakildiginda diger muttakiler sinifindanmis gibi görünseler bile...
Sonuc itibariyle;Atesin ardindaki ILM ;Tüm sahib olduklarindan INFAK ederek SUUR boyutunda mutlak bilinc oldugunun idrakina varmak. En büyük ates VEHMI BENLIK atesidir. Nemrudun atesidir o. Tüm varlik verdiklerini BENligiyle birlikte bu atese atabilenler ardindaki ILM gülsenine ulasabilirler.
Ilim ILM B’ilmektir
ILM kendin B’ilmektir
SEN kendini bilmez seN
B’u N’ice OKUmaktir.
CÜMleleriyle CEMi CÜMleyi CUMA ezaniyla gönül CAMIsine davet eden Yunusa uymak CÜMleye nasip ola..... (H.Carabak)
---------------------------------------------------
“Secde hâli, kulun ALLAH`a en yakın olduğu hâldir"

"Secde"de kul ile Allah arasında perde yoktur
"Ben yokum, sadece ALLAH var!" demektir.
“Sadece bedenimle değil, şuurum, ruhum ve varlığımla sana secde ediyorum
Herkesin bildiği bu sözlerden yola çıkarak şunları söylemek istiyorum.
Secde hali Allah a en yakın olma anımız.Aslında her an her yerde biz zaten onunlayız.Ama burada bir sır var.Neden secde halinde diye üstüne basa basa söylenmiş.Secde deki bu sırrı çözebilenlere ne mutlu inşallah bizde bu sırrı çözenlerden oluruz.Ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla.Secdede iken Allah a yakın olmak sadece bedenle değil tüm varlığımızla ruhumuzla yakın olmak tüm zerrelerimiz de onu hissetmek.Var ın içinde yok olmak.Kaybolmak,uçmak,boyut değiştirmek…Her insanın bilemediği tadamadığı bir biçimde YOK olmak.
Peki bunu neden herkes yapamıyor? Neden namaz kılan her kişi secde de Yok olamıyor? Neden biz o perdenin kalktığını göremiyoruz? Oysa perde yok deniliyor.
İşte Sır burada. Ahmet Fevzi beyin dediği gibi Ateşin Ardındaki İlime Ulaşmak. Zaten herkes bu ilime ulaşsa Velayet Ehlinden olur. Neden ulaşılamıyor?
Ateş ,ruhen yanmak,arzu etmek,çok istemek.Güzelliklere erişmek kolay olmamalı zaten.Güzelliğe erişmek isteyen çok istemeli çok arzulamalı çok çalışmalı elinden geleni yapmalı zorluklara göğüs germeli..
En basit bir örnekle. Üniversite okumak isteyen bir genç önce Üniversite Sınavını geçmeli. Geçmek içinde çok çalışmalı bütün vaktini ders çalışmaya soru çözmeye ayırmalı. Bir dakikasını bile boş geçirmemeli. Bu hedefi için birçok şeylerden arkadaşlarıyla gezmekten, televizyon izlemekten, internette sörf yapmaktan, futbol oynamaktan hatta yeri geldiğinde uykusundan bile vazgeçmeli. Vazgeçmeli ki ders çalışsın ve sınavı başarılı bir şekilde geçsin.
Bir örnek daha vermek istiyorum.
Adamın biri bir gün Allah c.c. dostu olan bir zata gitmiş derdini anlatıyordu.

 Adam             “ hocam demiş lütfen bana yardımcı olur musun?”
Allah dostu    " Hele bir derdini anlat bana  Allah c.c. izin verirse yardımcı olurum." demiş
Adam            " Hocam ben  Hz. Muhammed S.a.v. efendimizi rüyamda görmek istiyorum fakat bir türlü                 beceremiyorum." demiş.

Allah dostu adama tatlı bir tebessüm atmış ve " gerçekten Peygamber a.s. efendimizi rüyanda görmek mi istiyorsun."demiş.
Adam heyecanla " evet" demiş..

 Allah dostu      "Peki dinle beni demiş bu akşam eve git ve bir su bardağı dolusu su ve içine bir o kadar da tuz at" demiş ve eklemiş" ve bu tuzlu suyu bitir ve öylece yat."demiş .
Adam hocaya teşekkür ederek ve büyük bir sevinç ile eve gitmiş, ve hocanın anlattığını aynen tatbik etmiş. O şekilde uyumuş..
Sabah olmuş fakat Adam üzüntülü bir şekilde tekrar Allah dostunun yanına gelmiş.

Allah dostu     " ne oldu neden üzgünsün" demiş tebessüm ederek.
Adam              "ben  rüyamda çok ama çok dayanılmaz bir susuzluk hissetim ve bütün gece su aradım  
Allah dostu ona tekrardan tatlı bir tebessüm atmış ve demişki ;

"Ya gördünmü Peygamber a.s. rüyanda görmek istiyorsan ona böylece susamalısın."

İşte hocam bence Allah a yakın olmak için yani Ateşin Ardındaki İlme ulaşmak için O güzel ilmi bulmak için Secdede onu hissetmek için  tüm zerrelerimizde varlığını hissetmek için yok olmak için O”nun varlığında kaybolmak için böyle ALLAH a susamalı bir atom bombası gibi tüm varlığımızla yanmalıyız.Böyle susarsak volkan gibi yanarsak  hiçbir zorluktan korkmazsak  ve en önemlisi O”nu çook SEVERSEK herkesten herşeyden çok seversek Tüm bedenimizle onu arzularsak yani bir Mevlana gibi bir Yunus gibi olursak onlar gibi aşk dolu olursak işte o zaman  O GÜZEL İLME ULAŞIRIZ.ATEŞİN ARDINDAKİ O SONSUZ SINIRSIZ  TEK e ulaşırız.

İnşallah hepimiz O Sır a erenlerden oluruz.Ateşin ardındaki İLİME,O sonsuz sınırsız TEK e ulaşanlardan oluruz.Ve şundan da o kadar eminim ki Bir kere o güzelliği tadarsak bir kerecik o Sır a erersek  bir daha ASLA VAZGEÇEMEZ her gün her saat her an O Sır da kaybolmak isteriz.

Mecnun oluban yürürüm
Ol yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi

Rabbim bize de kolaylaştırsın.. (İ.Alkan)
----------------------------------------------------
Yanmak yaşadığımız duygu yoğunluğunu anlatma biçimi.Sayfalara sığdıramayacağımız fırtınalarımızın tek kelimeye sıkıştırılmış hali.Ateşten yanarız,güneşten yanarız,ateş ile pişenden(!) yanarız.Bir bakıştan,bir sözden hatta bazen bir gülüşten yanarız .Kayıplarımıza yanarız maddi ve manevi.Ayrılıklarımıza yanarız…Hep yanarız,yandığımızı sanırız.
Yanmak deyince aklıma hep mum gelir.Yanacaksan mum gibi yan,sen biterken atrafını aydınlat.Senin yanman aslına dönmendir.Saydamlaşırsın önce ve sonra damla damla akarsın dibine.Yanarsın,bitersin ama özünden keybetmezsin.Ve düşersen ustasının eline,hammadde aynı bir fitil ile yine mum oluversin.Yeni bir mum olamazsan, yaktığın mumlarla aydınlanırsın.Ama önce yanmak gerek aydınlatmak için.Rafta duran mumun karanlıkta ne yararı var.

Ve dinlerken ney sesini konuşmaktan utanır insan.Suyun içinde büyür,yaşar,yeşerir.Kendi gibi olanlarla yan yanadır.Koparılır sazlıktan,kaderinde kopartılmak vardır.Suyu bırakır ardında.Güneşin altında ,yemyeşil olan kamış sararır ,ayrılık ateşiyle kavrulur,içi boşalır hiçe dönüşür.Ustası “hamdın,yandın,piştin”diyerek 9 boğum,7delik ile anlat öğrendiklerini der.Ve başlar ney anlatmaya duyan kulaklara,titreyen gönüllere.
Söyleyene değil söyletene bak der bir atasözümüz.Bizde yanana değil yaktırana bakmalıyız beklide.Niçin ve neden yanıyoruz..Şekilden öze giden yolculuğumuz ile ilimden hakikate giden aynı yol gibi geliyor.Hangi yoldan gidersek gidelim farkında olmamız gereken bakmak görmek değil,işitmek duymak değil.”Ya ben şunu da okuyayım,bunu da araştırayım ,öğreneyim ilerde görürüm bir yararını diyerek sarılıyorsak bir ilim kapısına yanmayızda ,yakmayızda.Hayır öğreneyim ve uygulayayım diyorsak(dedirtiliyorsak) sazlıktan ayrılma zamanı gelmiştir demek.Buyuralım yanmaya.

Bir ilahinin sözleri şöyleydi;Kıyamazsan cana başa ,girme er meydanına
Nice canlara kıyılır soran olmaz

Gerçekten de hakkımız hakkını verdiğimiz kadarmış.Cennet görüntüsü altında hiç düşünmeden koştuğumuz deccaliyetin yanında,ateşin ardındaki hakikata el uzatmak ciddi bir erlik gerektiriyor.Yok olmadan var etmiyor sistem.Benlik perdesi perdelerimizin en kalın katı.Bu perdeyi kaldırabilmek ateş,ardındaki ekberiyet boyutunu görebilmek ise ilim....
Ve sn Yüksel’in “Secde”başlıklı yazısını okuduğum da çoğumuzun bildiğini sandığım şu hikaye geldi hatırıma kısaca nakletmek isterim

Ateşi tanımayan üç ateş böceği kendi aralarında konuşur,tartışırlar ateşin ne olduğu üzerine.İçlerinden biri derki bunu böyle çözemeyiz.Sıra ile gidelim yanına ve bakalım nasıl bir şeydir bu ateş.Kabul eder diğerleri ve gider birinci ateş böceği.Biraz yaklaştıktan sonra geri döner ve”bu ateş dedikleri aydınlık bir şeymiş”der.İkinci ateş böceği birinciden daha da yaklaşır ateşe ve döner”bu ateş dedikleri yakıcı bir şeymiş”der.Ve üçüncü ateş böceği gider.Önce aydınlığı görür,ardından sıcaklığı hisseder ,ve sonra kaybolur ateşin içinde.Geri dönmez ateşböceği ama ateşi anlayan sadece o olur.

Bizimde ateş arkasındaki ilmi anlamamız için önce yanmayı kabul etmemiz gerekiyor sanırım.EYVALLAH diyenlere selam olsun ,bize de yaşamak NASİP olsun İNŞAALLAH.
Kusurlarımdan “Kusursuz” olana sığınırım. (T. Çelikkaya)
----------------------------------------

Ateşin ardındaki ilme ulaşmak kolay olmasa gerek. Ateşin ardında denmesi bile, İlmin, bir zorlukla kuşatıldığını ifade ediyor kanaatimce. Muttakiler çok sakınanlar, çok korunanlardır aynı zamanda. Haddi aşmaktan ve zannın fazlasına kapılmaktan da sakınır ve korkarlar. Bir zorlukla karşılaştıklarında, onu tam olarak çözmeye ilimleri yetmese de; bu Allah katındandır diyerek, sabrı tavsiye ederler.

İlimde derinleşmiş olan akıl sahipleri, elbette çok faydalı bir işle uğraşıyorlar. Hele bu ilimlerini, kişisel çıkarları için değil de mümin kardeşlerinin aydınlanması için kullandıklarında;
mutlaka Allah'ın rızasınada nail oluyorlar. Yalnız aklın bize, Rububiyeti idrak için verilmediğini de kabul edebilmeliyiz. İbni Arabi, Mekkiyesinde, -Kaza Kader bahsi- şöyle anlatıyor:
''hz.Üzeyr, Cenabı Hakka kendisine Kaza ve kaderi bildirmesi için yalvardı. Cenabı Hakk,
 ona sert davrandı ve reddetti. Çünkü bu Vahyi ilahi ile ona öğretilse, oda görevi gereği bunu halka öğretecekti. Zira Vahyi ilahi Nebilere halkı davet için verilir. Halka ise sırrı kaderi anlatmak olmaz'' der. Devam eder;''Onun için Cenabı Hakk vahiy ile istenen Kader sırrını bildirmedi. Kaderi bilmek bir zevki ilahidir. Yani Hakk'ın hoşlanması ve aşk ile olur. Bu ise bir
kabiliyet meselesidir ve zevken olur''Öyle ise bu aşkı kalbinde duyanların ateşin ardındaki ilmi aramaları doğaldır. Ehli olmayanı buna davet ise, Maazallah ateşe düşmeye davet anlamına gelir ki Allah korusun. Allah ilmimizi artırsın. Sabır ehli muttakilerden olmayı nasip etsin. Amin. (Arif)
------------------------------------------

Selam Mehmet bey, tefekkür konusuna düşündüklerimi yazdım, tefekkür imkanı sağlıyor konular teşekkürler:) İlim, "ateşin" ardında neden?
 
İman edilenin yaşanması haline "ikan" dersek eğer, bu idrakın gereği olan cennetin evvelinde "tövbe" vardır. Yani, yanlışını idrak edip, kabullenmek ve bir daha yanlış hal üzere gitmeyerek, iman ile ilim istikametinde yaşamına yön vermek. İmanın derecesi kadarıyla öğrendiğimiz ilimle amel edebiliriz ve bu anlamdaki mücahedemizle, terkedebildiğimiz şartlanmalı düşünceler ve bağımlılıklarımız kadar da, "müşahedenin" cennetini yaşamak mümkün olur. Şartlanmalardan doğan değer yargılarına bağlı "CİCİLERİMİZİ" terk etme cesaretini göstermeden "imanla"; o ateşe bilinçli olarak izin vermeden, o ateşin ardındaki müşahede ve idrak cennetini yaşama olasılığı da kapalı kalacaktır. Ve genelde bilmediğimiz-henüz tatmadığımız bir yaşam boyutu için, bildiğimiz alışkanlıklı, az da olsa zevk veren bu sefil yaşamı "feda" etmek istemeyiz, çünkü bildiğimiz tek tad, bildiğimiz tek zevk budur. Ama işte "iman" ile, bildiğimizden ibaret, zannettiğimiz bir sınırlı varlık olmadığımız, hakikatimizin Allah olduğu gerçeğine iman ile, neyi-niye feda ettiğimizi akılla anlayabilirsek, o zaman feda etmek, yanmaya izin vermek kolaylaşacaktır diye düşünüyorum. Ve bu yanmadan sonra yaşamın bilmediğimiz boyutlarını, sonsuz kemalden bir kemalin seyri mümkün olacaktır. yeniye açık olmadan, bilmediğini öğrenmeye açık olmadan bu idrak-yaşam boyutlarının tadına ermek de mümkün olamaz tabiki... İman, "bilmediğimize" olur ki, iman etmenin neticesinde vaat edilen "tat" tadıldığında, ikana dönüşsün ve bu ikanla bilemediğimize daha tam iman etmek, daha şüphesiz iman etmek mümkün olsun ki, zaten iman edememizdeki tüm şüphe, sınırlı aklımızla yaptığımız sınırlı değerlendirmelerimizden kaynaklanıyor, bu durum iman ettiğimiz yönde amel etmemizi engelliyor, böylece de imanımız lafta kalıyor, amele dönüşmediğinde. Bu gibi durumlarda, birimsel menfatimizin ufacık zevkleri-tatları uğruna, aslında şimdilik bilemediğimiz, tadına varamadığımız, ama "tadına varmak için" iman etmemiz bildirilen nelerden!? mahrum kaldığımızı aklımızla düşünmeliyiz ve birimsel düşüncelerimizin kulu-kölesi olarak şartlanmalara dayanan bir amelle hareket edeceğimize; ilmin ve öğrendiklerimizin gereği olarak imanımız istikametinde amel etmeliyiz. Allah gereğini yaşamayı kolaylaştırmış olsun hepimize... (D.Merter)
-----------------------------------------------------
Ateşin ardındaki ilim su mudurTeslimiyetin verdiği korkusuzlukla güvenle ateş yakmayacak suya ilme kavuşulacak (Velayet) (M.Kars)
------------------------------------------------------

Öncelikle biraz secdeyi düşünelim...Gerçek secde nedir ..boyun egmektir boyun egme nasıl olur?..Aşk olursa boyun egilir...aşık sevgilinin her istediğini yapar ve sevgilide yok olur...Tecelliyata razı olur ...secde ehli ateşin ardındaki ilmi bulmuş... çünki onlar ateşte yanmaya razı...yeterki atsın cehennemine onun cehennemi bile güzel  derler...
Ateşin ardındaki ilmi tefekkür ederken Vahdet Bey kitabınızdaki bir bölüm aklıma geldi....Mukarrebun-Sabikun .....Cennet ve Cehennem korkusu ile Allah'a ibadet edenler hala kar ve zarar anlayışı içinde ve birey kendi benini görmekte...kendi kazancı içinde çalışmakta... Cennete girme ümidi yada Cehennem korkusu ile değilde ona sırf o oldugu için kulluk etmek...Ateşin ardındaki ilim ....hakikat ilmi ve mukarrebun ve sabikun sınıfı bu ilmin sahipleri...

YUNUS EMRE NİN DEDİĞİ GİBİ....
Cennet cennet dedikleri
Birkaç bahçe birkaç huri
İsteyene ver onları
BANA SENİ GEREK SENİ...   

Diyebilenlerin ulaştıgı ilim onun aşkıyla ateşte yanmayı duymayanların sahip oldugu HAKİKAT İLMİ...RABBIM HEPİMİZE NASİP ETSİN.... (M.Bahar)
---------------------------------------------
ilimi yaşamanın Allahı istemenin sonucunda karşılığınında farklı olduğunu biliyorum..doğrusu karşılıkta yok...ama bildiğim şu ki, bunu yaşarken, yanmalar olmasa bu yanmaların ardındaki hayrı alamayacağız, yani bunların ardıkdaki boyut kapalı kalmış olacak diye düşünüyorum.

ilimle karşı karşıya gelene kadar birçok şartlanmamız vardı...bu şartlanmalardan kurtulmak öylesine kolay birşey değil...ve sonucunda yanmalarımız oluyor...ve bunun paralelinde iman etmek var...iman edebilmenin, yaşanılanları idrak edebilmenin yolu yanmaktan geçiyor...ta ki ne zaman ''ne varlığa seviniriz, ne yokluğua yeriniriz'' ki an o andır. 'ilmin ateşin ardında' olması , bugüne kadar şartlanmalarımız, dedikodularımız(denilenin kodları) doğrultusunda gördüğümüz kadar yaşıyorduk, şimdi ilimle beraber kayıtsız bakabilmeyi başardık ve bunlardan kurtulmakta kolay değil ve doğal olarak İLİM ateşin ardında kalıyor...ve bildiğim şu ki, uzunca bir yol bu her seferinde yeni bir idrak yeni bir yanmanın peşi sıra geliyor....ki iman edebildiğimiz sürecede farkındalığımız artıyor...benden bu yorumlar...teşekkürler... (D.Albayrak)
------------------------------------------------

Vakıa suresinin 7-11 ayetlerinde bahsedilen 3 gruptan sözedilir ki Mehmet Bey sizde bu ayetlerden daha önce bahsetmiştiniz.Mukarrebun Sabikun isimli yazınızda.Sağdakiler ,
soldakiler ve önde olanlar yani mukarrebler.

Ateşin ardındaki ilmin sahipleri mukarrebler olsa gerek.

Hani efendimizin “Bana eşyanın hakikatini göster !!”duasını hal olarak yaşayanlar.Fatiha’da “Kendisine nimet verilenler.” olarak tanımlananlar beklide.”En’am” üzere olanlar.
Duyu organlarımızın algılarıyla şekillenen ve “gerçek” olarak nitelendirdiğimiz zanna ait bireysel evrenciklerimizin sınırlarını Aşk Ateşinde eritmiş olanlar…
Ena innehu bikülli şey’in muhit !!! “O eşyanın hakikatı olarak varlığı ihata edendir !!!”hitabına muhatap olanlardır.

Hakkel yakiyn olarak marifet nuru ile kalpleri şehit olarak diriltilenlerdir.
Hallacı Mansur’un dediği gibi “Sevginin başı yangın sonu ise ölümdür”e muhatap olanlardır.
Ben’liklerinden sıyrılıp Allah’ın boyası ile boyananlardır.

Nedir Allah’ın boyası nedir ateşin ardındaki ilim?
Allah’ın ilmi ile ilimlenip ahlakı ile ahlaklanmaktır kanımca.

Algılanan her durumun her algınlın hikmetini seyirdir yaşandığı anda.İlahi esmanın manadan fiile akışına şahit oluştur.Mutlak teslimiyettir hakka secdeyi daimdir secdede eriyiştir.
Dün gece eşimle konusurken sevgiden ve sevenin sevgiyi ,aşkı yaşarken maşuka dönüştüğünden bahsediyorduk.

Çok basit bir anlatımla portakalı seven bir insanın portakal yerken aldığı tatta bireysel benliği kalmamıştır artık o an tek gerçek  portakalın tadıdır ,denklem çözmeyi seven bir matemetikçi her yaptığı işlemde o denklemin dilini konuşur o denklem gibi düşünür ve sonuca öyle varır.
Ateşin ardındaki ilim aşk ateşinde yanıp o’nda seyrin ilmidir ki o hali yaşamayana anlatılamaz.
Başka bir açıdan da marifetullah’tır, diye düşünüyorum ateşin ardındaki ilmi.Hz Hızır bakışı’dır sizin deyiminizle. Hiçlikte Hep’in seyrine dalıştır zannımca.Es Selam (Ö.K.Durmaz)
-------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilim…Yanmayı göze alanların tadına vardıkları sonsuz güzellik!!! Yanacak ki açığa çıksın. YANMADAN OLMAZ!! der kıymetli hocamız..  Tadamayanın ancak; işte böylesi zikrettiği kolaymışcasına dilinden satırlara dökülen… GÖZLERİ GÖREMEYENE KIRMIZIYI ANLATALIM…Ne kadar anlatabilirsek işte..

“Ateşin arkasındaki ilme ulaşmayı düşünmüyor, gayret etmiyor veya açıkçası korkuyorlar”.
Korku neden veriliyor insana? Bu hale herkes erebilseydi bu halin bir kıymeti olur muydu? Bu hal yanmayı göze alanların korkmadan ateşe atılanların , yanınca yokluğu tadanların hali…

Yok olabilme FENÂ… Ancak burada FENÂ hali değil sanki anlatılmak istenen; bana göre ateşin ardındaki ilim derken şu hali kastediyor;  BEKÂBİLLAH!!

BEN YÜRÜRÜM YANE YANE
AŞK BOYADI BENİ KANE
NE AKÎLEM NE DİVÂNE
GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ…  

Diyor aşık YUNUS…Yanmayı tadan  YUNUS…Gerçek AŞŞŞK’ı   tadanlardan olalım Biiznillah!!  Allah yar ve yardımcımız olsun.BÂKİ SELÂM…Derin hürmetlerimle…(E. E. Özkan)
-------------------------------------------------
selam...........ateşin ardındaki ilim:bence ilimsizliktir..ilim akılla elde edilen şeydir..oysa  ateş saf ilim olmalı yanii mitolojide öyle anlatılıyor..ve şeytanda bunu destekliyor..:)şeytanın ilmi ile kabullenmediği şey ise  ilmiyle algılayamadığı allah ın dilemesi olmasıdır..eğer allah dilerse bilinen tüm ilimlerin haricinde öğretir...ne akıl ne ses ne görüntü vardır..sadece ateşi de yaratan o ateşin ardındaki zat vardır.. sevgiler (Nur Cihan- www.sufizmveinsan.com )
------------------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilim deyince;aklıma ilmi ateşin ardına koymuşlar ki cahiller yanarım korkusuyla elini uzatamasınlar cümlesi geldi.Muttaki sınıfı da ateşin ardındaki ilme uzanamadığına göre bir cahil yani bilmediğini bilmeyen mi oluyor acaba....gerçi muttakiler alınmasın söz ağır kaçmasın zira Muhakkak ki biz O Emanet’i (İlahi Hüviyet), Semavat’a, Arz’a ve dağlara arzettik de Onu yüklenmekten imtina ettiler (istidatları yetmedi) ve Ondan işfak ettiler (korktular, sakındılar)... Onu İnsan (?) yüklendi... Muhakkak ki O (İnsan) çok zalim ve çok cahildir.(ahzab 72)...diyor Kuran-ı Kerim....Bana göre bu da ayrı bi tefekkür konusu ya  ...

Dolayısıyla takva sahibi olmasına sebep tüm olumlu davranışları (ibadet dahil)ona sebildir o dizayn ile doğmuştur ama veri tabanının kaydından kurtulmak için mücadele etmediğinden benlik zannı varolduğundan secde edememiştir....muttaki korunma kavramına o kadar kilitlenmiştir ki kendini yakan şeylerden de korunma ihtiyacı duyar!!!yani benlik kaydından kurtulma çalışmaları onu yakar oysa cehennem rahmettir...dikey sıçramayı(celali) yapamaz yatay genişlemede (cemali) mutludur...Ateşin ardındaki ilim hakikat ilmidir vahdet ilmidir ...teklik yaşantısı tüyolarıdır...Ateşin Ardındaki İlim NOKTANDAKİ KUDRETTİR...oraya ulaşamayanlara göre ordakiler ateşte gibi gözükür oysa ateş gibi(sanki!!!)görünenin ardında gülbahçesindedir onlar....doğrusunu bilen ancak ALLAH tır.....selamlar ...... (G.Kabran)
-----------

Ateşin ardındaki ilim, Musanın ateşe vardığında işittiği “nida'da” olması gerektir. Bu ilim, Bu “Nida'nın” hakikatine ulaşmak ile bilinebilir.

Bu Nida nasıl bir Hitaptır? Her yönden, her şeyden ve hem de içten gelen bir nida, lafsız – harfsiz, binlerce konu ve kavramın bir anda konuşulduğu bir hitab düşünün.

Bir resim, bin kelimeden daha çok şey anlatır iken, bu resim birde bizim sadece 3-4 boyutuna şahit olabildiğimiz çok boyutlu yaşayan bir resim ise, üstelik içinde insan olan tabiattan bir manzara ise, elbette çok şey anlatmaktadır! Harfsiz - lafsız olarak, “muhatabına” her an kelam edilmektedir.

Her kese eşit ve adil olarak hitap ederken, onu işitecek görecek anlayacak insan gerek, işitmeye perde olan ise, içinde bulunduğumuz şartlanmalar ve kalıp öğretilerden başka nedir ki.

Bu hitabın kelimelere indirilerek satırlanmışı ise elbette esas kelamı işaret edecek ve ona özet olacaktır.Ateşin ardındaki ilmi taşıyan hitab, bize hiçliğimizi gösterir. Bu hiçlik biziz ve hiçlikten hiç bir şey çıkmaz.  Hiçbir şeyden her şeyi çıkaran ise, hem hiçliğin dahi maliki ve hem de hiçlikten de münezzehtir. Derim. Selam ile, (Turgut Sak)  
------------------------------------------------
 
Ateşin ardındaki ilim,kanaatimce Âmâk-ı Hayâl'deki Hiçlik Zirvesi'dir..."Oraya ancak ölmeden evvel ölenler çıkabilir.Yani Hiçlik bilgisinden elde edeceği zevki geçici bedensel zevklere feda edersen,zirveye çıkamazsın.""Yedi boyutlu nefsimiz,yedi başlı ejderha gibidir.Her nefs boyutu,aslına döndükçe güzelleşir.Sonunda en güzel varlık olan nefs-i sâlihâ haline döner.Fakat bu dönüşte,alevler içinde çok yanarsın.Sonunda da nefsin senin hakikatin önünde eğilerek hizmetine girer..'Muttakiler hakkında yorum yapma hakkına sahip olduğumu sanmadığım için-zira benim gibi daha emekleme durumunda olan biri için bu haddi aşmak olur gibi geliyor-kısa bir şekilde sözü bağlamak istiyorum:Ateşin ardındaki ilim;'Hasbinallahi ve nime'l vekîl'cümlesini hakkıyla idrak ederek yaşayanlara verilir..Selâm ve dua ile...
(Ç.Erkadam)
------------------------------------------------
Muttakiler sınıfını Velayet Ehlinden ayırırken ATEŞİN ARDINDAKİ İLME ULAŞMAYI DÜŞÜNEMEDİKLERİ için sıçrama yapamadıkları zikrediliyor.
!ATEŞİN ARDINDAKİ İLİM NEDİR DOSTLAR ?
 
güzel soru ama cvb ını  içimde bulamadım..geveze zihnime sordum: kolayına kaçıp ansiklopedik bilgiler koydu önüme. MÜTTAKİ yi araştırdım bencileyin.. geride  korktukları için teslim olan korunmak için vazife adına çalışmalar yapan bu da kendilerine kolaylaştırılanlar kaldı.VELİYİ araştırdım ..
Dost, arkadaş, yardımcı, birinin işini üstlenen, yönetici, ermiş kişi. Çoğulu evliya.
ikisi arasındaki farkı aklım şöyle dile getirdi..
muttaki : bilmeden teslim olan  kendini kurtarmak için çalışan
veli: bilerek teslim olan.. teslim olunan adına çalışan
bilinen ne ?önünde ateş mi var ?bilenle  bilmeyen bir olurmu hiç ?içimden bu sorulara dogan el cvp
 
ben bilmeyenim ama muttaki de degilim ne yazık ki
 
Kolgezerken depremler
Canlar mallar yitirilirken
Mühlet düştü hisseme
Düşünce enkazında
Güvencelerim yerle bir
Susuzluğum deryalara talipken
Ne ensar olabildim ne muhacir
( A.Berrin- www.sufizmveinsan.com )
-------------------------------------------
İÇİ YANANIN, DIŞINI ATEŞ YAKMAZMIŞ!

Ateşin ardındaki ilim; içimizin yanarak, aşk ve şevk ile ibadetlerimizi yerine getirmek, yaşantımıza o şekilde devam etmektir. İbadetleri hissederek kalben yapmaktır. Mum nasıl ki yanarak hem kendisine hem çevresine ışık saçıyorsa kişide aşk ile yanarak nurlar saçmalıdır. Cehennem ateşinin yakamadığı tek şey nur dur çünkü.
İman nûrunun olduğu yeri Cehennem ateşi yakmaz! Hadiste geçer ki;. “Ey mümin üzerimden geç git, senin nûrun benim ateşimi söndürdü”. Der

Hz. Ayşe diyor ki:
Ya Rasûlullah... Bütün gece teheccüd kılıyorsun. Ayaklarına kan iniyor... Ayakların şişiyor... Niye, buna ihtiyacın mı var?!.

Allaha şükreden bir kul olmayayım mı? diyor Hazreti Rasûlullah.
Buradaki ŞÜKÜR kelimesinin mânâsını yanlış anlıyoruz.
Şükretmeyi biz zannediyoruz ki, şükrederim. şükrederim....!!! deyince şükretmiş oluyoruz.
Halbuki orada Hazreti Rasûlullahın şükran kelimesiyle, şükreden kul olmayayım mı?

Sözüyle ifade ettiği mânâ başka;
Yani ben o namazı kılma anında Mirâcı yaşıyorum. Miracı yaşadığım zaman Allahın Rubûbiyet sıfatıyla bütün varlığı var edişini, âlemlerini seyrediyorum... Bu seyir içinde de varlığın Onun indinde HİÇ olduğunu müşâhede ediyorum. Ben bu müşâhededen vaz mı geçeyim; mahrum mu olayım?!. demek, o sözün mânâsı.
Şükür budur işte; bu haldir!

Allah’ın cennetle müjdelediği o canını hiçe sayıp Allaha kul olmanın ateşiyle yananların gönül rahatlığını ve inancını ölümü göze almış uhreviyatlarını hepimize nasip etsin, Kuran’ı anlamayı ve yaşamayı nasip etsin. (M.Yüksel)
---------------------------------------------

Selamünaleyküm Mehmet abi
  Konu üzerinde pek araştırma yapamadım aslında, sadece cuma  gecesi  konu üzerinde düşünmeye çalışırken bir ara içimden radyoları dinlemek geçti ve radyoyu açtım radyodaki sohbette tam düşünmeye çalıştığım konularla ilgiliydi , böylece radyodaki sohbettende faydalanarak aşağıdaki fikirler oluştu. Bütün bu tasavvufi ve öze dönük konularda sizin ilim ve tecrübeleriniz çok geniş bende bu konuda oluşan fikirleri sizin o geniş tecrübenize sunuyorum hatamız varsa ki olabilir şimdiden affola diyorum.
              Ateş bana benliği ve gururu hatırlatıyor.Benlik ve gururdan tamamiyle arınmayan kişi gerçek ilme ulaşamaz.
               Kalp geçici olandan masivadan arınırsa hakikate ulaşır.Başka bir deyişle ölmeden evvel ölme noktasına gelen kişi hakikate  ulaşabilir.Bu da fani olanı terketmeyi gerektirir.Bu beden eninde sonunda  seni terkedecek, o zaman beden seni terketmeden sen bedeni terket.Ayrıca zihnimize devamlı olarak bir sürü değişik düşünceler geliyor,bu düşünceler aynı zamanda bizi bir çok varlığa ve dolayısıyla dünyaya bağlıyor.İşte o zaman biz bizi bu dünyaya bağlayan bütün bu düşünceleride terkedebilmeliyiz.Bu durumda yani bedenden ve düşünceden arınan kişiden geriye sadece bir tek nefes kalır,yani bir tek  O kalır.Yani gerçek ilmin özündeki o kudreti hissedersin.
                Aslında insan her nefesi içine çektiğinde sonsuzluğu,sonsuzluktaki o kudreti içine çeker ve sonra o nefesi verdiğinde içindeki tüm benliği ve tüm fani olanları dışarı verir.Nefesi aldığında bembeyazı saf olanı içine alır,verdiğinde bütün siyahlıkları verip sadece bir nokta olarak kalırsın.
                  İşte her an otomatik olarak yapılan bu olayın idrakini tam olarak hissedebilen kişi gerçek hakikate öze ulaşabilir.
                   Özden gelen bu idraki hissedebilen kişi sonra tekrar dünyaya döndüğünde çevresindekilere O'nun gözüyle O'nun adına bakar. Eşine,çocuğuna,annesine,babasına,arkadaşına dokunduğunda O'nun adına dokunmuş,onlarla etkileşime girdiğinde O'nun adına etkileşime girmiş olur.Böylece O'nun penceresinden O'nun gözünden etrafı seyreder.Artık kendisini var zanneden ,kendisine benlik atfeden ve herşeye ben penceresinden bakan bilinç yok olmuş hakikate ve gerçek öze ulaşmıştır.
                    Sonuç olarak gerçek ilme ,öze yani kısacası yukarıda anlattığımız o bilince ulaşabilmek yanmanın ardında gizlidir.
                     Var zannedilenleri yakıp yok edebilenler  ilmin gerçeğine ve derinlerdeki o öze, o gerçek bilinçteki kudretede ulaşabilirler.Varları ,putları,benliği,şartlanmaları yıkabilenlere ne mutlu. Tekrar hatalarımız için affola diyorum. SELAMLAR (S.Erdem)   
---------------------------------------------

Selamlar Mehmed abicim..Muttakilerin secdeyi tam anlamıyla yapamadığı söyleniyor burada..Secde hali hiçliğini hissetme, ikiliğin ortadan kalkması yani vahdet yaşantısının adıdır..Muttakiler hernekadar şeriat kısmını hakkıyla yerine getirseler de alışkanlıklar değer yargıları, kendine ait bir benliğnin olduğu zannı, bir ben bir de O kavramı gibi bilinci örten kabuklar hala mevcuttur..Bu kabuklardan soyunmak gerekir ki vahdet hali yaşansın..Bu yol da aşktan geçer..AŞK yanmayı getirir beraberinde.. Senin SANDIĞIN  herşeyi alır eliden(!) seni senden soyana dek, seni arındırana dek bilincini örten kabuklardan sıyrılana dek yakar..Cevizin yağına ulaşmak için onu sıkmak gerekir işte öyle de sıkar seni belalar ile sürekli,sendeki manalar bilincinde açığa çıkana dek sıkar.Ortada ne benlik kalır,ne değer yargıların ne de alışkanlıkların hepsi de kül olur sende ikiliği oluşturan her perde yokolur hakkı müşahede edersin herdaim..Daimi namaz içinde heran secde halini yaşarsın..Ateşin ardındaki ilime ulaşmak,yanmak kolay değildir çoğusuna da  nasip olmaz zaten..O yüzden demişlerdir ki;Kıyamazsan cana başa,uzak dur girme meydana bu meydanda nice başlar kesilir hiç soran olmaz..Yine Yunus Emre de;Hakikat bir denizdir,şeriat onda gemi,çokları gemiden çıkıp denize dalamadılar..demiştir..

  Konuyla alakalı evliyaullahın birkaç dizesini de paylaşmak istiyorum..Yunus EMRE diyor ki;'Yanmayınca AŞK od'una,kimse canan mı bulur.Varlığından geçmeyince gizli pinhan mı bulur!..Gece gündüz gözyaşıyla zaru giryan olmayınca BAHRİ AŞKA dalmayınca,dürrü mercan mı bulur!..Len tenalu birre hatta tünfiku dedi huda,sevdiğinden geçmeyince kişi ,SULTAN mı bulur!..Kaali kıylden geçmeyince,kimse hale ermedi,yırtmadan BENLİK hicabın,kimse İRFAN MI bulur..Bırakıp davayı Yunus,AŞIKA mana gerek ,BAŞINI top etmeyenler yolda,meydan mı bulur.. (E)
-----------------------------------------------------------

 İlim  NUR ‘dur.  İLİM SU ‘ dur.  İlim enerji ‘dir.
Hz İbrahim (a.s) ateşe atıldığı zaman hiç şüphesiz Rabbinin onun her halinden haberdar olduğundan kesin bir iman içinde teslimiyet gösteriyordu.
“ Hadis; (Cehennem ateşi müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ateşimi söndürüyor.) [Taberani]
Bu teslimiyeti onu, ateşin ardındaki cennete ulaştırmıştı.Bu ilim tevhid ilmidir.Hanif yaşantısıdır.          Hz Resullullah diyorki ,Beşikten mezara kadar,ilim tahsil et.” “İlim çin ‘de bile olsa git al “     yani ilmi elde etmek için her zorluğa katlanmak gerekir,” 94/5-6 her zorluğun ardında bir kolaylık vardır.  Ateş HAKİKAT ilmine  perdedir, Ateş , ateşten yaratılan şeytani  amel olan Bilinç altının ,öfke,kin, haset vs. etkilerinden ,vesvesesinden  korunanlar  Aklın cesaretiyle tevhidi iman ile ateşin ardına ,       o ilme erişir.
Ateşin ardındaki ilme ulaşmanın yolu ,soru sormaktır. “ soru ilmin yarısıdır” diğer yarısıda Benliği ateşe atmaktır,pervane böcekleri gibi ,Müttaki fiiliyatta ,yani ASR103/3- suresindeki  “ HAK  boyutuna “geçemeyip “amenu ve amenu salihatı “ imkanın gereği olan amelleri kayıtsız şartsız yerine getiren Takva sahibi Şeriat dairesi içinde yaşayan Müttakidir.. Yani cennetliktir,  Şeriata bağlı  zahire göre yaşam ,ibadet halinde ,tahkiki yaşama geçememe, kulluğun hiçlik olduğunu idrak edip Tevhidin LA ‘sında Ateşte Nefsinin kirini pasını tam temizleyememekten ,yakamamaktan  dolayı AYNA olamadığından ateşin ardındaki ilme ulaşamıyorlar, olgunlaşamıyor ,BEN ‘likten BİZ ‘liğe ğeçemiyor. Mevlana’nın  “Hamdım,piştim OLDUM.” Deyişiyle hâl edinememe hali , Nefsini mutmaine seviyesine çıkaramıyor ama cennetlik .
VAKIA  suresindeki sağ cılardan olan Müttakiler,  solu ,solcuları ötelere gönderip kendinden ve           O’ ndan ayrı gördüğünden Tevhidin ışığında sağ ve solu cem edip  Öncülerden olamıyorlar ,               (öncülerin ilmi)    vakıa suresindeki sağ cılardandır,  56/8                                                                                              Ateşin ardındaki İLME ulaşan lar ÖNCÜLERDİR.    56/10-88                                                                             Ateşin ardındaki ilim ; TEVHİD  İLMİ, ( La ilahe   illa-Allah) , Allah kendine seçtiklerini, Hidayete erdirdiklerinin ,Müttakilerin arasından seçer, kolaylaştırdıklarına  Ateşi serin kılar.Hanif üzere yaşayandır. Yunus ‘un deyişi gibi;
"Cennet cennet dedikleri
 Birkaç köşkle birkaç hûri
 İsteyene ver sen onu,
 Bana seni gerek seni."
A.H  Kavramalar ; TAKVA
“………….Hani şu "BİRR"e ermeyi tavsiye eden ayet!...
“BİRR”e ermenin yolu “BEN”i terkten geçer!... “BEN” kalmazsa, elbette “BENİM” de sözkonusu olmaz!... “BEN” kalmazsa, hep "O" olur!.. Hep "O" olunca, artık, benim, senin, onun kavramı kalmaz... Sevdiğin, nerede ve kiminle olursa olsun, gerçekte hep seninledir!... Çünkü hep O'nunladır!... Bu yaşamda ise, artık birimsellikten ileri gelen kavramlar eriyip gider; "ALLAH"la olmak sana yeter!..
Bu sebepledir ki, şeklen, sevdiğini bağışlamak, vermek; gerçekte benliğini terketmek ve arınmaktır... Ki bu yol da vuslat kapısını açar!...”
Allah cümlemizi ilmiyle amel eden Takva sahibi Müttaki seviyesinden Mukarrebun lardan  eylesin ,Muhammedi olanlara kolaylaştırsın. Allah bu Tefekküre daldırandan ,dalanlardan  cümlemizden Razı olsun , hata ve yanlışlarımız  af olsun ,Büyüklerin duası kabul olsun.
selamün aleyküm , sağlık ve mutluluklar dilerim. (N.Kahraman)

-----------------------------------------------
Ateş; yanmak bitmek kül olmak kendinden geçip, kendini Hakk’ın varlığında eritmek, hiç olmak. O ateşi geçebilenin yürüyen ayağı, konuşan dili, gören gözü Allah.Selamlar (K.U.)
----------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilim … İLMULLAH … Yani her şeyin Allah ilminde ve ilminden olduğunu idrak edip Sünnetullah gereği yaşamak. Bilincimizin o tek orijinal bilincin yansıması olduğunu kavramak,  bu bilincin hiçbir zaman yok olmayacağını sonsuza kadar yaşayacağını  bilerek et-kemik  bedenden ibaret olduğumuz ve ölümün bir son olduğu   düşüncesinden  kurtulmak.  
Cennet –cehennem kavramlarından, şirkten (kendinden) kurtulup önce fenafillah sonra bakâbillah halini yaşamak.  (E.A.)
----------------------------------------------
Tanrıya ulaşanların pak nurun şulesi , ona ulaşanlara nur görünür amma ondan uzak kalanlara ateş gibidir.
 
Ateşest in bag i neyi nist bad
Her ki in ateş nedared nist bad

Bu neyin sesi ateştir.Rüzgar değildir.
Her kim bu ateşe tutmaz ise yok olsun daha iyi
 
Yalnız sureti derviş lan o zekatı o arılığı nerden tadacak?
O manadır faülatün faülat değil. MESNEVİ  (M.Dombaycı)
-----------------------------------------------
ATEŞ’İN ARDINDAKİ İLİM

Ateş ve ilim, bu iki kelimeyi bu şekilde yan yana yazınca lisedeki kimya dersleri aklıma geldi. Kimyada bir reaksiyona giren maddeler vardır birde reaksiyondan çıkan maddeler. Sanırım ateş olmadan , yanma olmadan ilim kişide açığa çıkmıyor. Geçenlerde bir arkadaşım söylemişti. Bir uçağın yakıt deposu 30 – 35 ton yakıt alıyormuş. Ve uçağın en fazla yakıt harcadığı zaman kalkış anıymış. Kalkış anında 5-6 ton yakıtı harcıyormuş. Arabada da durum pek farklı değil. Motorda yanma olmadan araba milim ilerlemiyor. ( Yokuş aşağı değilseniz tabi :) ) Allah bu dünyada bilincimizi geliştirebilmemiz için beden aracını vermiş bizlere. Ve bu beden aracını da benlik yakıtıyla ağzına kadar doldurmuş. Menzile ulaşacak kadar yakıtımız var, yakıt sıkıntımız yok. Bizler eğer şeriat arzından hakikat semasına havalanmak , hakikat yolunda ilerlemek istiyorsak; benliğimizi yakmamız lazım. Yoksa, her ne kadar söylenenler harfiyen uygulansa da benlikten arınılamadığı için velayet sınıfında yer alınamıyor. Benlik ateşini tutuşturacak olan buji ne olabilir diye düşünüyorum da. Belki AŞK olabilir. “Aşk, bir ateş-i sûzandır ki, sonu ‘’hiçlik’’tir!.” Benlik yakıtını tüketip hiç eyleyecek olan AŞK ateşi sanırım. Motorlar ikiye ayrılır içten yanmalı ve dıştan yanmalı diye. Ak saçlı bilge;
“İşte, bunu bazen zâhir yollu yapar...Bazen bâtın yollu yapar..

Bâtın yollu gösterirse sen sanırsın ki Ayşe’ye, Fatma’ya, Ahmed’e Mehmed’e âşığım!!!
Ve o aşkın uğruna neler yaparsın, neler...

Ama sana zâhir yollu gösterirse, o zaman gördüğünün kim olduğunu bilirsin..Aşkı yaşarsın...Aşkla dolar, aşkla taşar, deli divâne olursun...” demiş. İçten yada dıştan fark etmez aslında,  çünkü aslolan yanmaktır.  Müttakilerde AŞK ateşi yanmadığı için benlik yakılmıyor. Benlik dimdik ayaktayken de  velayet ilmi kişide açığa çıkamıyor. Elbette bu nasip meselesi. Yunus Emre der ki ;“AŞK ( aşk ateşi ); ulu bir giysidir ki; ALLAH onu nice (seçilmiş) kimseye verir. Birçokları yoksun kaldı, aşktan haberdar olmadı.” Yunus Emre birçokları derken muttakileri kastediyordur belki.

Sayın Mehmet Doğramacı’nın BİZİM YUNUS kitabında açıkladığı gibi “ Aşk; alınyazısıdır. O’nun dilemesidir. Aşıklar O’nun kendine seçtikleridir. Her insana verilmez AŞK. Edep, nezaket, bilgi, muhabbet, saygı, kültür, ilim, hüner ister. Cesaret ister, yürek ister. İşte onun için seçilmişlere verilir.”*

Soru ateşin ardındaki ilim nedir diyeydi. Ama bakıyorum da ben sadece ateşten bahsedebildim. Çünkü elimden gelen bu kadar. Benliğimi yakamadığım için ateşin ardına geçemedim. Oradaki ilimden habersizim. Bilmediğim şeyden bahsetmek de dedikodu olur, laklak olur.

O halde tek yapabileceğimiz “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi” diye düşünüp dua etmek. Allah hepimize benliğimizi yakabilmeyi nasib etsin. Allah hepimizi ateşin ardındaki ilimle nasiplendirsin. AMİNNN…(M. Keskin – AYDIN)
*( Bizim Yunus – Sayfa:173)
-----------------------------------------------------------------

Ateşin ardındaki ilme  ulaşamamak ? Acaba ateş nedir? Bu cennet ehli insanlar için ateş ne olabilir ? Ateşin en yoğun olduğu yer cennetlikler için cehennem. Eğer ateşi cehennem olarak kabul edersek, cehennemden kasıt nedir ve ardındaki ilim nedir? Ve burada ki ilme neden yaklaşmaya korkuyorlar. ?

Cennet cemal isminin tecellisi ise cehennem celal isminin tecellisidir. Bu durumda celal ismininde Allah’a ait olduğunun idrak edilemeyişi var. Tüm güzel dediğimiz şeyleri Allah’ın  yarattığına inancımız genelde tamdır fakat olumsuz olarak nitelendirdiğimiz şeyleri genelde şeytana atfederiz. Şeytanın varlığını da Allah’tan ayırırız.  Yani sistemi bir bütünlük içerisinde kabul ediş henüz yoktur. Kendini cehennem ehlinden ayrı gayrı görüş vardır.Cennet ehlinin Allah’ın yaşantısı , cehennem ehlinin gayrı bir yaşantı olduğu düşüncesi hakimdir. Kısacası üstadın belirttiği gibi vahdet sırrına ermemişlerdir.
Tüm varlığın hakikatini ve dolayısıyla kendi varlığının hakikatinin de Allah ‘a ait olduğunu anlamak gerekiyor.
Okuduklarımdan anladığım kadarı ile muttakilerde o  kadar çalışmaya rağmen uzaktaki bir tanrıya ibadet ediş var. Hayal edilebilen en yüksek nokta cennet olarak düşünülüyor.
Muttakiler yaratıldıklarını , velayet ehli ise var olan her şeyin “O” olduğunun farkındalığı ile yaşar.
Kısaca  soruya cevap vermek gerekirse, ateşin ardındaki( Velateye ulaştıran) ilim “her şeyin hakkın varlığına ait olduğunu idrak edip yaşamaktır.” (Ç.Uzunkaya)
----------------------
Kesretin yok olduğu, herşeyin ardında TEK'in olduğunun hissedildiği, yaşandığı, bilindiği hal. Vahdet ilmi. (G.Aşıcı)