Skip to Content

Y E M İ N

YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ
YAZILACAK SIRLARIN SONU

MÜNİR DERMAN (ks)
 

 
YEMİN: İnsanın mânevî varlığının, lekesiz, dürüst köşesinden hakikati söylemenin en büyük mukaddes şâhid olarak gösterdiği ke­lâmdır.
Bütün insanlarda bu mevcuttur.
Sözle, hareketle, işaretle tezâhür eder.
En asil kudsalından başlıyarak muhtelif şekil ve sözlere bürünmüş­tür.
Bu da insanların inanma ve inanmamanın çarpışması neticesi husu­le gelmiştir.
Hâlbuki bu çeşitlerinin hiçbiri hakikat değildir.
 
ÎSLAMDA YEMİN ise…

İSLAMDA YEMİN:

Allah'ı şâhid tutarak yâni onun görücü, işitici, her yerde hazır ve nazır olduğunu, sana senden yakın bulunduğunu, kendinin onun halkettiğini, rızkını, her şeyi onun verdiğini, onun mahlûku olduğunu, kâfi olarak bilip iman ederek: Söz vermektir.
Doğruyu söylemektir. Hareket etmektir.

Yeminde insanı küfür, isyan ve cehenneme götürecek ve hayatta iken bile zelil ve hüsrana, helâke götürecek taraflar olduğu gibi,
Söylenmesi doğru olmıyan büyük bir sırr-ı ilâhî de gizlidir.
Yemin kadrosu çok geniş mânevî bir meseledir.
Dinsiz bile bunun farkındadır.
Fakat idrak edememiştir.
Dindar olanlar bile bunun tamamiyle farkında değillerdir.

"Sık sık yemin edenlerden kaçınız." Hadis.
Çok insanlar : "Vallah, Billah" lâfızlarını ağızlarından eksik etmezler.
Bu en büyük yemin ve en tehlikeli lâfızdır.
Mânâsı şudur:
O Allah var ya O büyük, bütün sonsuz kâinâtı muhittir.
Şah damarından daha yakındır.
Her yerde hazır ve nazırdır.
Es Semiğ ve el Basirdir.
Ondan hiçbir şey gizli değildir.
Her şeyin yaratıcısı olan O’nda erir yok olur.
“O’NUNLA BİRLİKTE SÖYLERİM Kİ” demektir.
“O’nu zorla kendime ortak ederek birlikte söylüyorum!” demektir.

"ALIŞ VERİŞTE, VESAİREDE YEMİN ETMEK. MALA KİYMET VERMEĞE GİDERSE BEREKETİ MAHVETMEĞE EN BÜYÜK SEBEBDİR." Hadis.

Yemin bir defa kendi varlığını şâhid tutarak yapılır.
Bir de şâhid tutarak yemin yapılır.
Aralarında azim fark mevcuttur.

Cenâb-ı Allah; Yıldızların mevkilerini, geceyi, bir yıldızı, âhiret gününü, kıyameti şâhid tutarak yemin eder.

Resûlullah Efendimiz: “Ruhumu yed-i kudretinde tutan Allah’ıma kasem ederim ki...” (Allah biliyor ki) demektir.

Bir de Cenâb-ı Allah Zâtı Ahadiyeti üzerine yemin eder.
Bu azim bir yemindir.
Bunda şüphe eden bile kâfir olur. Tövbesi yoktur.

"Yalan, Yalancı Şâhidlik" en büyük Allah'ı inkârdır.
Ebu Cehil’in azabından fazla azaba insanı dûçar eder.
“HAYATINIZA BİLE MAL OLSA, YALAN SÖYLEMEYİNİZ! YALANCI ŞÂHİDLİK YAPMAYINIZ!” Hadis.

Doğru olarak şâhidlikte bile yemin etmeyiniz!
Kendinizi ve size sizden yakın olanı örselemiş olursunuz.
Hakiki insan yalan söylemez, bilmez...
Ancak mühim, hayatı ailevî, vatanî, meselelerde hakiki adâlet divanları size yemin teklif edildikte :
“ALLAH'IM ŞAHİDDİR O MUHAKKAK BİLİYOR Kİ, SÖYLEDİĞİM DOĞRUDUR. İÇİNDE ZERRE KADAR ŞÜPHE YOKTUR” tarzıdır. Buna çok dikkat etmek lâzımdır.

Şimdi ise: “Namusun” üzerine yemin oluyor.
"Namus" nedir ki acaba?..
Şaşırmayın dinleyin: "Namus" târif edilemez.
Her şahsın düşüncesine göre izah edilemiyen bir şey ifâde eder.
Namus: Hakk’ın önünde kıl kadar bile olsun hakikat olan her şeyden hareket, fiil, söz, düşünce olarak sapmamaktır. Doğruluğun gayesi demektir.
Lügata bakarsanız: “İFFET, İSMET, NEZAHAT, EDEB, HAYÂ, DOĞRULUK” gibi fezail-i insaniyetin hulâsa-yı maânisini câmi bir kelime-yi mukaddese muttasıfı beynennas daima aziz ve muhterem olur.
Bundan başka: Melâike, vahiy, arapçada ve farsçada aynı kelime mevcuttur.
"Cebrail" namusu ekber ismi verilir. Doğruyu hakikati getirdiği için...
Bazı kimseler... Yemini âdeta fiili, hareki, lafzı olarak ağzında sakız yapmıştır.
“VALLAH BÎLLAH” kelimeleri herkesin ağzında mütemadiyen söylenmektedir.

Bu lâfız çok tehlikeli bir sözdür.
Söylemek doğru değildir.
Mânâsı: “O Allah var ya bütün sonsuz kâinâtı muhittir. Şah damarından bana daha yakın olan O'nda erir yok olurum. O'nunla birlikte söylerim ki!“ demektir.

Bazı kimseler değil aşağı yukarı herkes:
1- Allah canımı alsın ki,
2- Çocuğumun ölüsünü öpeyim ki,
3- Allah kahretsin ki,
4- Hayrını görmiyeyim ki,
5- Anam avradım olsun ki, (anamla zina yapayım demektir)
6- Kur'ân'a el basayım,
7- Orospu çocuğu olayım ki,
Gibi sözlerle yemin edenler çoktur.
Bunların hepsi küfürdür.
Tehlikelidir, hakiki İslama...
İnsanı kâfir yapar dikkat!..
Bu gibi lâkırdılar diğer dillerde yoktur.
Yalnız bizim ülkemizde vardır.
Başka dillere tercüme edilse bile mânâsını bir türlü anlıyamazlar.

Hıristiyanlarda: Put üzerine, Hazreti İsa'ya ve İncil'e dayanarak yemin ederler.
Bu üç şey şâhid olsun ki, doğruyu söylüyorum tarzındadır.

İslâmiyetten evvel eski Türkler de yemin bir türlü idi.
"Gök Tanrı şâhid olsun!”
İşte o kadar...
Bazı Türk kabilelerinde de: Avrat, at, kılıç üzerine yemin ederlerdi.
Bu da şu tarzda olurdu:
“Bu üç şeyin kudsîyeti üzerine muhakkak doğru söylüyorum!” şeklinde idi...

Hakiki islâm da her şeye yemin etmez.
Çünkü yalan söylemez.
Yemin teklif edilirse:
“Ruhumu yed-i kudretinde tutan kul olduğum “ALLAH” şâhid olsun ki, doğruyu söylüyorum!” işte o kadar...

Kur'ân-ı Kerim'de “ و” harfi vardır.
Bir çok âyetlerde bu harfle haşlar.
Bu “ و” bir nev'i yemindir.
“Bu doğrudur. Buna şüphesiz inanın!” mânâsını taşır...
“ و” Kat'iyet. Doğruluk, hakikat ifâde eder.

و و و و و و و

7 tane VAV... Büyük olan kudsî olan bu hakikati ifâde eder.
Eski hattatlarımız bunu gâyet güzel levha hâlinde yazmışlardır.

Şu şekilde:

Bu imanın en büyük yeminin yazı halinde ifâdesidir.
Bu yedi “VAV”ın ayrı ayrı mânâları vardır.
Bu husus sırdır.
Bunu bilen de vardır.
Bu sırda tek “VAV” hâlinde hattatlar tarafından yazılmıştır. Şekil bir işarettir. Asıl ondaki mânâdır.

وَاللّه daki bu “ و”'ı herkes bilmez.
Büyük velîlerin bilgisi hududu içindedir.
Bizler bilemeyiz...

لاَحَوْلَ ولاَقُوَّةَ buradaki “ و” lar “ حَوْلَ” “ قُوَّة”'ın Zât-i Âhadiyete ait olduğunu bunda mânen elde edilebilecek insanoğlu için büyük mânevî kudret, mârifet, tasarruf, kerametin anahtarı olduğu ifâde edilmiştir.
Diye büyük velîler ifâde etmişlerdir..
İsm-i Azam'a da buradan varılır...

Velhasıl yemin insanlar arasında doğru olup olmayanın tefriki için yapılır.
O hâlde “Doğru” hakikattir. Değişmeyen ilâhî bir mihenktir.
Allah'a inanan doğrudur demektir. Kuldur.
Kul doğrudan başkasını ne yapar ne söyler!
O hâlde, böyle insanlar arasında yemin olmaz. Yapılmaz.
Ondan şüphe edene doğruyu anlatmak, öğretmek ispat etmek lüzumsuzdur.
“Benim söylediğim doğrudur!
İnanmak sana kalmıştır!” ... Kâfidir.

Hadiste Resûl-ü Ekrem şöyle buyuruyor :
"Helâk olacağınızı bilseniz yalan söylemeyiniz."

Yalan söylemeyenin bir şeyin yalan ve doğru olduğunu ispata Allah yanında lüzum yoktur.
Allah Âlimü’l- Habirdir.
Her şeyi bilir. Açığı da, gizliyi de, doğruyu da, eğriyi de, yalanı da...

Yemin etmek hakiki kula yaraşmaz...
Kime neyin doğru veya yalan olduğunu ispata çalışıyorsun...
Şâhidlik de aynıdır.
“Gözle gördüğünü, kulakla işittiğini, hakikatini ortaya çıkarmak için çalışan, Hakk’ın kanunuyla hüküm verecek makamlar huzurunda söylemek.”
Şâhidlik diye târif edilir...

İslâmda 4 şâhid esastır.
4 kişi aynı şeyi söylerse zâhiren şâhidlerin söylediği doğru ve hakikât olarak kabul edilir.
3'ünün doğruyu söylediği, birinin de yalan söylediği anlaşılsa bile, 3'ü iftira makamına düşerler...
Bu 4 kişinin de aynı hadisede görmesi, işitmesi, bulunması şarttır...

Tek şâhid olursa o zaman yemin teklif edilir.
Bu yemin de adâlet makamında huzurunda olur ki, şâhid adâlet makamı olur o zaman...

Yalanı hakikât diye şâhidlik eden yemin eden kimse küfürdedir. Kâfirdir. Kâfir, Hakk’ı hiçe sayan Allah'ı inkâr eden demektir.
Bazıları kâfir şeytan diye söylerler.
Şeytan kâfir değildir, Hakk’a inanmış onun meleğidir.
Kendisi bir vazife ile mükeilefdir.

LÂNET:
Kur'ân-ı Kerim'de, "Şeytan" müfred olarak, meleğin üzerine aldığı vazifenin ismidir.
Cem’i olarak geçen lâfız ise insanlar arasında geçen fenâ, kötü, Hakk’ın men ettiği arzu hilâfına olan fiillerdir.
Lânetlenmiş fiillerdir. Hareketlerdir. İşlerdir.
Şeytan yaptığı bu işlerden dolayı mes'ul değildir.
Fiilleri yapan insanlar bunlardan mes'uldürler...
Şeytana küfredilmesi de küfürdür.
Lânet edilir. O kadar.
O da Hakk namına, bu da şahsına değil, yapacağı vazifelere yaptırdığı fenâ, kötü işlere lânet edilir...

Şeytan olmasaydı:
Hakk’ın cennet ve cehenneme halk etmesindeki murad belli olmazdı...
Şeytan Cennet'te Havva'yı kandırmıştır.
Menedilen meyveyi yedirmiştir.
Şeytan niçin Âdem'i kandırmadı da Havva'yı kandırdı.
Bu büyük bir sırdır.
Hakk’ın muradının âdeta bir kanunudur.
Şeytan Âdem'e secde etmedi.
Havva'ya secde meselesi mevzuu bahis değildir.
Bazı kabahat gibi görünen şeyler bazı hakikat ve sırların örtülmesi içindir.
Yalan bundan dolayı İslâm'da haramdır.
Hatta şirktir. Niçin şirktir?

Yalan bu büyük bir meseledir.
Havva'ya hususî bir ruh nefedilmiştir.
"Tek candan" "Nefsin vahidetin".
Bu husus ruhtan ötürü : “Cennet anaların ayağının altına serilmiştir” bu hususî ruhtan ötürü.
Analara süt verilmiştir.
Analara göz yaşı verilmiştir.
Hay Tezgâhı verilmiştir.
Bazı ibâdetler, bazı uzvî sebepler perdesi altına gizlenerek kadına bağışlanmıştır.
Hayızlı kadınlara namaz bağışlanmıştır. Kaza etmez.
Oruç değil. Kaza eder.
Bu bağışlamada büyük bir sır gizlidir.
Hayız perdesi altında, hayız olan kadın, bittikten sonra gusleder.
Bu cünüplük guslu değildir.
Cima’ yapmamıştır.
Bu gusül nedir bilir misin? Bilmezsin. Bilme daha iyi...

Cuma namazı kadınlara farz değildir.

Kadınlardan imam olmaz.
Peygamber, Nebi gelmez.
Hakk perdelerinden mahremiyet, setr-i avret kadınlaradır. Hakk’ın en büyük yarattığı kadındır.
Amma bunun ne olduğunu kimse idrak edememiştir.
İdrak eden de söylememiştir.
Söyleyemez de...

“Kadın şeytandır!”
“Kadın insanı baştan çıkarır!”
Bunlar lâkırdı değildir.
Hakikât değildir.
Zayıf, sapık kimselerin sözüdür.
Bunda da bir şey ifâde edilmektedir...

Rüyada bile şeytanın temessül edemeyeceği nesneler şunlardır:
1- Bulut
2- Su
3- Horoz “Muayyen bir cins horoz, her horoz değil.”
4- Koç, koyun
5- Siyah gül
6- Kadın, Huri. Hazreti Havva. Hazreti Meryem. Hazreti Fatıma. "Huri" nedir? Bilebilsen çıldırırsın!..
7- Resûl-ü Ekrem...
8- Dört büyük melek...

Kadın ; Şeytan, işlerinin aksettirilmek istediği bir aynadır. Âdemi Havva kanalıyla kandırdı. O kadar...
Kadına şeytan denilemez!..
Kadını yoldan çıkaran erkektir!..
Irzına geçen erkektir!
Fahişe yapan erkektir!
Cünüp yapan erkektir!
Hangi temizlikten, iffetten bahsediyorsun : “Şeytan Havva'yı şeytan kandırdı!” diye söylüyorsun...

“Neyi sevelim Yâ Resûllullah?”
“Namazı! Namazı! Namazı!”
“Kimi sevelim Yâ Resûllullah?”
“Ananı! Ananı! Ananı!”
İşte muhterem sahabelerin Resûllüllah'a sorup aldıkları cevabı Resûl bu!..
Üç defa söylemelerindeki murad...
“Allah için sev!
Benim için sev!
Kendin için sev!..”

Kadınlardan bundan dolayı “Nebi” peygamber gönderilmemiştir. Nebilik muvakkattir.
Kadının işi ise muvakkat değildir.
Hakk’ın en çok kıskandığı duygu da anaya verdiği ana şefkatidir.
Hafaza melekleri ana yolundan bahşolunur insanlara...
Zifafta erkeğin kılacağı 2 rekat namaz bunun içindir.
Bu bahis çok derin sır deryasıdır. Uzundur.
Daha bildiğim kadar söylersem çıldırmak işten bile değildir.

Kadına eziyet edenin sonu hüsrandır.
Bunu unutma!.. O kadar!..
Resûl-ü Ekrem : “Bana 3 şey Hakk tarafından sevdirildi.” Buyuruyor.
“Sevdim!” demiyor,
“Sevdirildi” bunda ince, gizli bir emir ve mecburiyet vardır.
“1 - Kadın
2- Güzel koku
3- Gözümün nuru namaz!”
Bu basit bir söz değildir. Düşünmek gerek!..

Namazın bağışlandığı hiç bir makam yoktur.
Yalnız kadına hayız zamanında bağışlanır...
Şunu da unutma!
Kadındaki "fadıl" erkekten 7 misli fazladır.
Bunu anlatmak çok zordur.
Araştır, âlimlerden sor! Kitap karıştır. Öğren!..
Ben anlatamam!..

Şunu da unutma!..
Kadınlardan büyük velîler gelmiştir.
Şimdi bile vardır...
Hazreti Adeviye, Tilmizeyi Sakâfi, Gül Hatun = Evliyâ kadın, Kar Yağdı Sultan, Lohusa Sultan...
Daha yüzlerce, binlerce Hakk’ın perdesi altında gizli...
Evliyâ kadınlar kimseden himmet almazlar.
Onlara Hakk tarafından kendilerine verilir.
Temizlikleri, iffetleri, ibâdetleri Hakk’a ve Resûle bağlılıkları yüzünden...

Velhasıl yemin; Allah'ı şâhid tutarak onunla birlikte doğruyu söylediğini sözle ifâde etmek ve bildirmektir.
Yemin ederken abdestli olmak, düşünülürse farzdır.
Abdestsiz yemin de Hakk’a karşı hürmezsiziik vardır.
Bu hususa çok dikkat edilmelidir.

Hakiki mü’min yalan söylemez.
Yalan söyleyen hakiki mü’min de yoktur.
O hâlde şüphe ve vehim mü’min işi değildir.
O zaman yemin edecek mesele kalmaz...
"Allah'ım şâhiddir ki, söylediğim doğrudur!".
Yemin tarzı en doğrusudur.

"Sık sık yemin edenlerden kaçınız!"
İşte Resûl-ü Ekrem'in hadisi budur.
Aynı zamanda : «Kaçınız da siz de, sizden kaçılacak duruma düşmeyiniz!» demektir.
Sözümüz burada bitti!
Hakk doğru yolda yürümenize yardımını esirgemesin.
Bu da duamızdır.
Hakk kabul ederse...
İnşâallahı Rahmân...

KELİMELER :
YEMİN : Sözü Allah'ı (C.C.) zikrederek kuvvetlendirmek. Kasem. * El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. * Mübarek. * Sağ taraf, sağ el.
Mukaddes : (Kuds. den) Takdis edilmiş olan. Temiz ve pâk. Noksan ve kusurdan müberra ve uzak olan. Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak olan. Kudsi.
Muhit : İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren. * Etraf. Çevre. * Büyük deniz. Okyanus. * Mc: Büyük âlim.
Es Semiğ : Es Semîu : Her sesi ve sessizliği işiten ve duyan. Mutlak duyucu olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
El Basir : El Basîru : Vâkıf-hâbir-âşinâ-hâzır-nâzır olarak açığı ve gizliyi gören... Mutlak görücü ve basîretin sahibi olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
Namus : Irz, iffet, edeb, hayâ. * Şeriat. * Melâike. * İrade-i İlâhiyenin tecellisi. * Nizam. * Emniyet ve istikamet gibi faziletlerin muhassalası olan pek kıymetli haslet. * Bir kimsenin mahrem, gizli esrarı olup işleri ve hallerinin iç yüzüne vakıf ve muttali kimseye denir. * Hayırlara ait gizli hâllerin hâmil ve vâkıfı olan. Bu mânada Cebrâil Aleyhisselâm'a ıtlak olunur. Sair melâikenin vâkıf olmadıkları vahyin sırlarına vakıf ve mahrem olması cihetiyle ona namus-u ekber denilmiştir. * Hâzık. * Mahir. * Av ve tuzak. * Nemmam mânâsiyle fitneci ve koğucu. * Birisinin hilesine siper ettiği şeye ve arslan yatağına da bu mâna verilmiştir. * Temizlik, doğruluk.
İFFET : Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.
İSMET : Günahsızlık, mâsumluk. Günahlardan kaçınmak melekesine sâhib olmak. Suçsuzluk. * Peygamberlik vasıflarından birisidir. Peygamberler (A.S.), hiç bir zaman gizli, âşikâr herhangi bir ma'siyete yaklaşmazlar; bütün kusur ve hatâlardan ve şâibelerden müberrâdırlar.
NEZAHAT : Ahlâk temizliği, temizlik. * İncelik, rikkat.
Fezail : Faziletler.
Fazilet : Değer. Meziyet, iyilik, ilim ve iman, irfan itibarı ile olan yüksek derece. Dinî ve ahlâkî vazifelere riayet derecesi. Fazl ve hüner cihetiyle olan yüksek derece. Bir şeyin başka şeylerden cemal ve kemal ve fayda cihetiyle üstünlüğü, müreccah olmasına sebep olan keyfiyet.
Yed-i kudretinde : Kudret elinde.
LÂNET : Nefret. Tiksinti. Allah'ın rahmetinden mahrumiyyet.
Hilâf : Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Setr-i avret : Başkalarına gösterilmesi haram olan yerleri örtmek. Şer'an örtülmesi lâzım gelen yerlerini örtmek.
Cünüp : Cenabetlik. Şer'an yıkanıp temizlenmeye mecburiyet hâli. * Irak, uzak, baid.
Hafaza : (Hâfız. C.) Muhafızlar. Muhafız melekler.
Zifaf : Gerdeğe girmek. Gerdek.
Fadıl : (Fâzıl) Fazilet sâhibi. Üstün kimse.

Kaynak: www.muhammedi.nur.com