BOSNALI ŞEYH HAMZA BÂLÎ
- Ana Başlıklar:
Daha Husâmeddîni Ankaravînin zamanında bile cezbesi gâlip bir zattı. «Sergüzeşt» ve «Melâmiyei Şettâriye» de zikredildiğine göre tezlîli nefs için köpekler ve tavukların yemesi için sokaklardaki yalaklar; dökülen artık yemekleri yer ve ahbâbına «Riyazattan vaz geçtim; her gün tavuk çorbası içiyorum » diyerek sureti tefâhur gösterir ve ızhârı-neşvei melâmet eylerdi. Bu gibi ahvalinden nâşi şeyhi Husameddin tarafından Hamza tesmiye edilmiş ve « bu hâl; senin şehâdetine sebe: olur » denmişti. Husameddinin vefatından sonra maskatı re'si olan Bosnaya gidip irşâda kıyam etmişti; meyhanelere giderek müsteit gördüklerini «ey oğul; bevli şeytan olan hamrin ne neş'esi olacak? tâib ol bana gel; sana bâdei hubbi rahman vereyim; nûş eyle ki kiyamete kadar sekrân olasın» diye kendisine cezbeylermiş [1]. Az zaman zarfında müridânı tekessür etmiş ve lâ'lî zadenin tahkikine nazaran bir kaç bine baliğ olmuştu. Hulâsa; Melâmîlere göre bu gibi halâtı istidrâcı hamledilmiş, zeyli Şakayıka nazaran [2] « şer'i şerife nâmülâyim
ahvâi» zuhur etmiş ve anlaşılan Hamza Bâlî de İsmaili ma'şukî gibi sırrı nihân olan vahdeti bütün vuzûhile ızhâr eylemişti. Nihayet Bosna ülemâ ve meşâyihinin «Ümmî bir adamdır,' irşada kadir değildir» diye vuku'bulan şikâyetlerini Bosna kadısı İstanbula yazmış; bunun üzerine şeyh Hamza da merkeze getirilmişti. Ebüssuut E. İstanbul şeyhlerinin bazılarından Hamza Bâlînin halini istifsarla binnetice « Üstadım Fâzılı Rûm İbni Kemâl merhum fetvasile katlolunan lsmailin katli zendaka ve ilhâda bina olunmuştu; Şeyh Hamza dahi ol tarikta zındîk ise katli meş'rudur» diye fetvâ verdi ve Hamza, Deve oğlu çeşmesi önünde katlolundu.
Hamza Bâlînin katlinde hazır bulunan blatacılardan bir mürîdî de şeyhinin düştüğünü görünce kendi hançerile kendi buğazını keserek intihar etmiştir (969) [1].
Kâtip çelebi'nin; Takvimüttevarihte (969) senesi vukuatında << dediğine nazaran Hamza Bâlî ile beraber bir kaç müridi de katledilmiştir. Süleymaniyenin arkasında bulunan Deve oğlu yokuşundan aşağı inilirken Deve oğlu çeşmesine mülâsık mescidin haziresinde Hamza Bâlîye âit bir mezar var. Mezar taşında «Av » kelimesi varsa da avlu duvarındaki niyaz penceresinin üstündeki kitâbe mes'eleyi hallediyor. Ta'lık yazı ile yazılmış olan bu kitâbeyi aynen naklediyoruz:
Anlaşılıyor ki burası Hâmza Balînin meşhedidir. 'V' kelimesi kitabeyi yazdıranların eseri cehli olsa gerek...
Şehâdetinden sonra Müritelerinden bazıları cellatlara bahşiş vererek naş'ini alıp Mevlevîhâne kapısından Silivri kapıya giden yolun sağ tarafında caddeye nâzır bir mahalle defnetmişlerdir.
Merkadinin yalnız baş tarafında perişan destarlı ince, uzun, dört köşe küçük bir taş vardır. Taşın dört tarafında dâiren mâdâr girift ve harekeli sülüs yazı ile şu yazılar var
Merkadın etrafına kalın altı taş sütün ve demir parmaklıkla muhkem bir şebeke yapılmıştır; Bu suretle mezar, bir türbe hâline ifrağ edilmiştir: Türbenin yola nâzır olan ayak tarafında üstte beyzî bir taşta şu beyti okumaktayız:
Bu Mehmet ali P. Sultan Aziz devri ricalinden ve Âdile Sultanın zevci kapudanı deryâ Mehmet Ali P. dır. Mumaileyh mevlevî muhiplerinden olup o vakitlar; Yenikapu Mevlerîhanesî post nişîni olan Osman Salâhattin dede. E. nin (Vefatı 1304) ihlâs bendelerinden imiş. Dede.E. ekseriya akşam üstleri dergâhtan çıkıp Hamza Bâlînin Merkadıne gelir ve burada bir müddet otururmuş. Yine böyle bir ziyâret esasında Mehmet Ali P. Salâhattin dedeye burada mülâki olmakla dede E. Merkadin tûrbe hâline ifrağını paşaya emretmiş; Bu emir neticesinde de şimdiki türbe meydana gelmiştir. Beyit te Osman Salâhattin dedenidir. [3]
Hamza Balînin melâmîler üzerinde nüfûzu fevkalâde oldüğu gibi hâdisei katli de lehdâr ve aleyhdâr olmak üzere hemen bütün Osmanlı hey'eti içtimaiyesini iki fırkaya ayırmıştı. Lâ'lî zade merhumun ifâdâtına nazaran avamı nas bile bilir bilmez bu dedi koduya iştirâk ediyor ve mahalle kahvelerine kadar her yerde, her tekkede Hamza Bâlî ve Hamzavîler mevzuu bahs oluyordu.
Şeyh Hamzadan sonra (Melâmî) lâfzı (Hamzavî) suretine inkilâp etmiştir. Bu lakap, Melâmîlere yalnız ehalî tarafından verilmiyordu. Melâmîler de Hamzayı kendilerine pîr ittihâz etmişler ve Hamzavîliği maaliftihar kabul etmişlerdir.
olğna şeyh İbrahim E. nin tarihi vefatı ( Levha hâlinde sandukasına dayalıdır)
Beytile başladığı gibi bilhasa İdrîsi muhtefînin cânişini olan ve 1037 de vefat eden Hacı Kabâyî nin mezar taşında da
Beytini okumaktayız.
Melâmîler, Hamza Bâlînin hâtırasını unutmadıkları gibi halk ta yıllarca Hamza ve Hamzavîlerle meşgûl olmuştur.
983 senesinde ismi meçhul kalan birisi
Gizlü gencin lü'lüi lâlâsiyem;
Şöhrei aşkım, ciean kâlâsiyem..
Küntü kenzin remzinin Mevlâsiyem,
Zâtı bahtın allemel esmâsiyero.
Mescidi aşkın imamı olmuşam,
Deyri aşkın hem çelîpâpâsiyem!
Ben ne dersem Hak anı işler heman,
Şöyle benzer; ben anın ağasiyem!
Beyitlerini hâvi bir şiir yazmış; Bu şiir şüyu' buluyr. İstanbul günlerce çalkanıyor; Şâirin aleyhdarlarının başında Sümbülî şeyhi koca Mustafa p. li Yusuf Sinan E. [4] bulunduğu cihetle biçâre şâir, işin sarpa sardığım anlıyarak « Camîi etvârı şer'a tamamile mutabık olan Zeyd bir. sâlike cevap olarak ben, irâdemi neye sarfedersem Allah anı hâlk eder; Ben anın Abdi hâsıyım me'alinde:
Ben ne dersem Hak anı işler heman;
Şöyle benzer, ben anın ağasiyem.
diye akîdei ehli sünnet velcemaattaki irâdei cüz'iyyeyi söylese, yahut İlmin malûma tabi, bulunduğuna telmîh etse, yahut insani kâmili vasfeyleyüp âyetlerile ve hadisî küdsîsine işâret etse, halâsa mecâl olurmu? olur.»
Meâlinde bir fetvâ alarak, yahut Sinan .E. nin dediği gibi uydurarak [5] bir mektupla şeyh efendiye göndermiştir. Fakat şeyh E. sâkin olmak şöyle dursun bu cür'ete, hele mektupta Allah ve Peygamberi zikirden sonra cümleleri yazılmamasına büsbütün köpürerek [6] kaleme sarılıp şâirin te'vilâtını red zımnında lânetler, bed duâlarla memlu (Tadlîlût te'vil ") atlı risalesini yazmıştır. İsmi meçhul kalan bu şâir de her hâlde Hamzavîlerdendir. Fakat acabâ kim?
983 te Melâmîlerin riyasetinde «Hasanı kabâdûz» bulunuyordu. Fakat bu zat Bursada otoruyor. Halbuki Sinan .E. şâirin İstanbulda olduğunu söyliyor. Aynı zamanda Hasanı kabâzdûz, temkin sâhibi bir zat; şiirleri de yok. Mezkûr tarihte İstanbulda yaşayan Hamzavî şâirlerinden; Gazanfer E. ye müntesip Emir Osmânı hâşimî var. Bu zâtın aleyhinde tercemei hâlinde yazdığımız veçhile bir çok dedi kodular olmuş ve Hâşimî, nihayet zâhiren Nureddin zâdeye intisap suretile başını kurtara bilmiştir.
Bu nâzmın kâilinin de Emîr Osmanı Hâşimî olması çok muhtemeldir.
Hamzavîler aleyhine yazılmış rîsalelerden bir tanesini de Süleymaniye kütüphanesine mülhak Hâlet E. merhumun kitabları arasında (76-1 numarada mukayyet mecmuada bulduk.
"Mehmet Amîkî isminde meşâyihten bir zat "Veled,, isminde bir sipahî zadenin kendisine intisap etmişken bilâhara kendi tabirince:
"Tâifei melâhide ve fırkai zendakadan bazı kimesneler ile müsahabe: eylemeğin ki Hamzavî demekle meşhurdurlar; sureti Hakta ümmî tâlipleri idlâl edip akîdelerin fesâda verirler; tarikı Hakka inkâr eylemiş,, olmasindan münfailen Sipâhî zadeye hitaben ve her bendi diye başlaması dolayisile (Gazalî) nin meşhur risalesini tanzire özenerek bir risâle yazmış.
Bu risâleye nazaran şeyh Hamza, sâliklerine amel ve mücâhede lâzım değildir dermiş ve rû'yayı inkâr edermiş. Veled, "Şeyhim, bana on sekiz bin âlemi koltuğu altında seyran ettirdi,, diyormuş. Bundan maada sâhibi risâle, Şeyh Hamzadan bazı havarik rivayet edildiğini de söyliyor. Fakat bunları istidraca hamlediyor.
Veled âyetini delil getirerek vahdeti vücut iddia edermiş. Mehmet Amîkî E. vahdeti vücudu da ehli sünnet mezhebine muhâlif olduğunu söyliyerek reddediyor. " didei insâf ile nazar eyle ki aşk, ne makamda müyesserdir. Yoksa Hamzavîlerin ancak âhı serdi bî dertlerile aşk olmaz,, diyor.
Risâle; 1023 Muharreminde yazılmış. Hamzanın şehâdeti ile tarihi tahrir arasmda 53 sene var; buna nazaran Veled, bizzât Hamzaya değil Hamzavîlerden birine ve ihtimâl o vakit makamı irşatta bulunan İdrîsi muhtefîye ve yahut İdrîsi muhtefînin halîfelerinden bir şahsa — belki de ismi Hamza olan birine — intisap etmişti.
Biri 983, biri 1023 te Hamzavîler aleyhine yazılan bu iki risâle, bize Hamzavîlerin; Hamza Bâlinin, şehâdetinden sonra da ihtifaya tenezzül etmediklerini göstermektedir. Hamzavîler, toplu bir hâlde bilhassa Bosna taraflarında bulunuyorlardı. Bosna Kadısı Bâlî E. (vefatı 990) bunları teftişe memur olup on iki Hamzavî şeyhi hakkında fetvayi idamını infaz ettirmekle beraber cemiyetlerini perişan edemediğini 1044 de vefat eden Atâînin «El'an o semtlerde akîdesi fâsit, boyu uzun, aklı kısa mülhit eksik değildir.» demesinden anlıyoruz. [7]
Hamza Bâlînin "Demir han,,ismindeki oğlundan mütevellit "İbrahim,, atlı bir hafidinin Ömer dede hulefâsından Seyyid Ca'ferden müstahlef Muhammedi Rumîye müntesip olduğunun ve "Muhrikatül kulûp fişşevki liallamil guyub isimli bir eseri bulunduğunu "Kâtip Zelebi,, (Keşfüzzunûn) da haber veriyor. [8]
İbrahim ibni Demir ibni Hamza, seyyahmış ve nihayet Mısırda vefat etmis. Seyâhatının sebebi Hamzavîlerin âkibetine oğramaktan ihtirazı olsa gerek.
Hülâsa; Hamzavîler diğer tarikat erbabı gibi Vahdeti Vücudu korakça kabûl etmemişler; Vahdeti bütün vuzuhile kabul ve hatta ilân eden Yahdet fedâîleri olmuşlardır. Maamafih Hamza B. den sonraki Sâdâtı lelâmiye, bu gibi taşkınlıklardan uzak kalmışlar ve bilhassa Hasanı Kazâdûz, İdrîsi Muhtefî, Lâmekânî Hüseyin E. oğlan Şeyh îbrâhim E. Eirihi mesnevî Sarı Abdullah E. gibi zâhir ve bâtını mamur kimselerin te'lifkar şahsiyetlerile imhâdan kurtulmuşlar ve tariklerini günden güne neşrü tevsi, eylemişlerdir.
[1] Sergüzeşt. Sa: 37
[2] Ataî: Sa: 70
[3] Yenikapı mevlevîhânesi sabık post nişîni ve Salâhattin dedenin torunu Darülfünun mualllimlerinden Mehmet Abdülbakî B. E. den naklen. Salâhattlin dedenin bu türbeyi yaptırtması şayanı nazardır. Çok muhtemeldir ki Seyyid Muhammed nur ile muâsır olan dede E. de Melâmî olarak ecdâdının isrine iktifa etmistir. Zâten Harîsî zade ile de münâsebeti var. (Tibyâna müraacaatî) Dedenin ceddi gibi Hamzavî olması da muhtemeldir.
Osman Salâhattin dedeye âit ve İdrisi nmhtefînin meşhur şathiyesine Nakşî dervişlerinden Ali şermî isminde bir zat tarafından yazılan şerhi hâvi bir kitap, Hâlet E. kütüphânesindedir. Hülâsa Dede E. nin Melâmîlerle münasebeti muhakkaktır..
[4] Şeyh Ya'kubi keremyanî zâde Yusuf Sinan .E. : Yanyada tevellüt ve badehu İstanbula harict etmiş; bir müddet sonra Medineye azimetle 989 da orada vefat etmiştir.
Osmanlı Mu'eIlifleri;' Cilt 1. S: 200.
[5] Ol nâdânı adîmül vicdânın kendu elile yüzü gibi kareleyüp gönderdiği sureti fetvâsıdır ki bilâ kusur naklolundu. Şeyhülislâma iftirâ edüp kast birle bu makule kizbe ictirâ etmiştir. Sa : 6
[6] Ve kaili fâsidül makalin irsâl ettiği mektubunda Vâcibi zülcelâl zikrettikçe tazimü iclâle dâl olan elfâzı yazmakta ihmâli ve Habîbullah dimeyüp salavatta ihlâli, ahvâli kitabü sünnette müsâhele ve müsamahasına şâhittir. Keza.Sa:15
[7] Sa. 283
[8] Keşfüzzunun. CiIt: 1. Sa : 392
Osmanlı müellifleri, İbrahimin tarihi vefatını 1026 olarak göstermektedir. İbrahimin Hamzanın torunu olması itibarile bu tarih, daha doğru olsa geretir. Fakat Tahir B. bu tarihi nereden aldığım bildirmiyor.
Osmanlı müellifleri. Cilt: 1. Sa 17-18
Kaynak: Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler Sa: 72...,77
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 422 okuma
