Gönderen Konu: RUFAİ TARİKATININ DiĞER TARİKATLARDAN BAZI FARKLARI  (Okunma sayısı 748 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kadir

  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 871
  • Karma +0/-0
    • Profili Görüntüle
Rufai tarikatında, diger tarikatlardan bazı farklar yardi. Rufai'ler diğer tarikatlarda pek rastlanmayan bazı kerametler gösterirlerdi. Bunlar: Diri diri yılanlari yutmak, cam yemek, içi ateş dolu tandırlara girmek, fırının bir tarafında ekmek pişerken diğer tarafına girip oturmak, arslan, kaplan'gibi benzeri yırtıcı hayvanlara binip gezmek, keskin ve sivri demirle vücudun muhtelif yerlerini delik deşik etmek gibi hallerdir.
Bu kerametleri sade şeyhler değil, muridler dahi gösterirlerdi. Rufai ayini semahanelerde yapılırdı. Dervişlerin coştukları bir sırada şeyh halkadan bir derviş çikarır, onu alıp dergahda direğin yanına götürür, başını direğe dayar, sonra yanağa bir siş sokarak o direğe çivilerdi.
O kacaman demir siş dervişin yanağına saplandığı halde bir damla bile kan akmazdi. O derviş o vaziyette devran bitene kadar direkte kalırdı. Şeyh biraz sonra bir derviş daha çıkarırdı. O derviş ağzını açar, şeyh de ağzına bir yumurta kırıp akıtırdı. Başka bir derviş ateşte kıpkırmızı hale getirilmiş Rufai gülü denilen demir bir çubuk getirirdi. Şeyh bu kızgın demiri dervişin ağzına sokardı. Biraz sonra derviş bu demiri ağzından çıkarır, yumurtayı pişmiş olarak yerdi. İçinde kor halinde bulunan bir mangal seyhin önüne konurdu. Mangalin içindeki ateşe üç adet demir Rufai gülü sokulurdu. Bu demirler kıpkırmızı oluncaya kadar duru, kıpkırmızı olunca şeyh bu kızgın demiri ağzına sokar, herkesin huzurunda bunu üç defa tekrarlardi. Diğer kızgın demirleri de üçer defa yalar ve ağzına sokardi. Bu arada devran kızışırdı. Şeyh yine bir derviş çıkarır, belinden yukarı onu soyardı. Sonra göğsüne on kadar Rüfai şişi batırırdı. Derviş hiç acı duymaz, zerre kadar bile kanamazdı.
Bazı dervişlerde (Meydan aynası) denilen başı topuzlu ve üzerinde sıra sıra demir halkalar bulunan topuzu parmaklarıyla döndürüp havaya fırlatırlardı. Bu meydan aynalan salonun ortasında durmadan dönerdi. Dervişin işaretiyle bu ayna eline gelir, yanağına ve başına batırırdı, zikre bu sekilde devamedilirdi.
Başka bir derviş de keskin bir kılıcı karnınn bir ucundan sokar, göbeğinde kılıç olduğu halde zikrederdi. Dergahların bazılarında ellerinde yılan tutan dervişler de bulunuyordu.Bazı dervişler de cam yerlerdi. Dervişin birini keskin bir kılıcın üzerine yatırırlar, onun sırtına şeyh basıp geçerdi. Şeyhin avucuna da en kuvvetli bir zehir dökülürdü. Şeyh onu yaladığı halde ölmezdi.
Yine şeyhi yanan bir fırının içine sokarlardı. Sonra da hiç bir yeri yanmamış olarak çıkarırlardı. Kızgın bir demiri dilleriyleyaladıkları halde dillerinin yandığı görülmezdi
Devranın sonlarına doğru anneler hasta olan çocuklarını şeyhin üzerine basıp geçmesi için salona yatırırlardı. Şeyh bir iki yaşlarındaki çocukların sırtlarına basarak karşıya geçerdi. İşte böyle Rufai ayinleri gece yarısına kadar devam ederdi. Ateşe girmek, siş dürtmek, cam çiğnemek ve yutmak gibi fevkalede hallere Rufailer (Burhan) demektedirler. Burhan kelimesinin lügatlardaki manası: Red ve inkar için söz götürmeyecek surette hakikati isbata yarayacak derecede kuvvetli ve sihhatli demektir.
Rivayete göre Burhan adetinin Rufailiğe konulması şöyleolmuştur:
Seyyid Rufai Hazretleri hicri 555 yılında Hacca gitmişti. Dönüşünde Medine'ye uğrayarak Hazret-i Peygamber'in kabrini ziyaret etti. Huzurda vecd içinde (Esselamü aleyke ya ceddi) dedi. Kabirden (ve aleykesselam ya veledi) diye bir nida geldi.
Bu hali mahiyetinde olan müridleri de duydular. Ve vecde gelerek ellerine kimi satır, kimi çekiç alıp birbirlerine vurmaya basladılar. Bu hali gören Seyyid Ahmed El-Rufai Hazretleri ellerini göğe açıp: "Ya Rabbi! Bu benim tarikatima mahsus bu hal olmak üzere kalsın" diye dua etti.
Bunun üzerine Rufai1ikte vücuda eziyet etmek ve her türlü hüner ve harikalar göstermek adeti kaldı.



Çevrimdışı derviş

  • Terzi Baba
  • Kahraman Üye
  • *
  • İleti: 2798
  • Karma +0/-0
    • Profili Görüntüle
Rufai Tarikatının Özellikleri
« Yanıtla #1 : 25 Aralık 2013, 12:42:34 »
Abdullah SAKİZADE
RUFA�İ TARİKATI�NIN ÖZELLİKLERİ
Rufai tarikatı Seyyid Ahmed er Rufai hazretlerinin kurmuş olduğu, kendilerine Resul-ü Ekrem Muhammed Aleyhisselam�ın sünneti ile Kur�an-ı Hakim�i rehber alan,Ehl-i Sünnet mezhebi içinde,Erkan-ı Aleviyye ve Zikr-i Cehri üzere süre gelen bir tarikattır.
Seyyid Ahmed el Kebir-i Rufai hazretleri eserlerinin bir çok yerlerinde ;Bir tarikatın önderinin fikirlerinin ve yaşantısının, onun hulefasında ve tabilerinde görüldüğünü vurgulamışlardır ve devamla; Hallac-ı Mansur�un tabilerinde Vahdet-i Vücud üzere konuşmaların olduğu,ve sair meşayihin etbaında da Pirlerinin özelliklerinin gözüktüğünü söylemişlerdir.
Hazret kendisine bizzat Resul-ü Zişanı ve sünnetini rehber tuttuğundan, tabilerinde de Sünnet-i seniyye ye sımsıkı bir temessük göze çarpar.
Rufai hazretlerinin yolu bilindiği gibi Cehri, yani sesli zikri benimseyen bir tarikattır.Tarikatında Ehl-i Beyt�e,Sahabe-i Kiram�a,On iki imamlara,Fukahaya,Fukaraya,Ulemaya son derece bağlılık vardır.
Rufai tarikatında gerek zikir sırasında gerekse zikir haricinde adabın çok büyük ehemmiyeti vardır.Cezbe bu tarikatta sülükten sonra geldiğinden zikir sırasında dervişlerde adaba aykırı olarak bağırmalar çağırmalar gözükmez.
Zikir büyük bir nizam ve intizam içinde ahenkli bir şekilde sürer�Zikirler toplu olarak haftada bir veya iki kez Cuma veya Pazartesi geceleri tercih edilerek yapılır.
Sohbet meclisine girerken kapıya gelince sağ el kalpte, sol el belde çapraz bir biçimde bağlı olarak ve sağ ayağın baş parmağı sol ayağın üzerine basar vaziyette hafifçe eğilerek HUU! Diye selam verilir,Şeyh efendi ise; Eyvallah der,içeriye girecek kimse ;İllallah der,tekrar şeyh efendi ;Muhammeden resulullah der.İhvan ise hep birden Sallallahu aleyhi ve selem derler ve o kimse içeriye girip kendisine gösterilen yere oturur.
ZİKİR ve İCRA ŞEKLİ;
Tarikat-ı Rufaiyye�de zikrullah icrasından önce Resul-ü Ekrem,Cem-i Enbiya,Sahebe,Tabiin ,Meşayıhin ve Ulemanın isimleri tek tek yad edilerek ruhu şeriflerine hediyeler gönderilir.
Daha sonra istiğfar-ı Şerifeler okunup,Tarikatın seçmiş olduğu Salavat-ı Şerifeler toplu olarak icra edildikten sonra Erkan Zikri olarak bilinen Esma-i Seb�a oturarak ve ayakta olmak üzere yapılır�Zikrullah sırasında güzel sesli kimseler tarafından ilahiler ve naatlar okunur,bunların okunması zikre ayrı bir ahenk verir.Zikrin hitamında ise yine Tarikatın Hatmi olarak adlandırılan esmalar hep birlikte icra edilir�
Bazı günlerde ise Rufai Hatmi olarak bilinen sureler ve dualar Şeyh efendi tarafından aşikare ,dervişan tarafından ise alçak bir sesle okunur�
RUFAİ TARİKATI GİYİSİLERİ;
Tac;Şeyhlerin giydiği 12 dilimli,etrafında siyah sarık sarılı olan kavuk.
Tennure;Şeyhlerin ve Dergah imamlarının namaz kılarken giydiği omuzu dar,altı geniş olan uzun kollu yeşil bir cübbe.
Haydariye;Dervişlerin giydiği yeşil renkli,kolsuz,düğmesiz,cepsiz ve omuz uçlarında oval kumaş parçalarının dikili olduğu bir yelek.
Sarık;Şeyh efendinin ve dervişanın takkelerinin etrafına sarmış oldukları siyah renkli kumaş.Bu kumaşın boyu 2,5-3 metre civarındadır.Şeyhler Seyyid veya Şerif iseler bazen devamlı surette bazense Kandil ve Mübarek gecelerde yeşil Sarıkta sararlar...
www.halidiye.com