collapse

Gönderen Konu: RUFAİ TARİKATININ DiĞER TARİKATLARDAN BAZI FARKLARI  (Okunma sayısı 552 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kadir

  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 871
  • Karma +0/-0
    • Profili Görüntüle
Rufai tarikatında, diger tarikatlardan bazı farklar yardi. Rufai'ler diğer tarikatlarda pek rastlanmayan bazı kerametler gösterirlerdi. Bunlar: Diri diri yılanlari yutmak, cam yemek, içi ateş dolu tandırlara girmek, fırının bir tarafında ekmek pişerken diğer tarafına girip oturmak, arslan, kaplan'gibi benzeri yırtıcı hayvanlara binip gezmek, keskin ve sivri demirle vücudun muhtelif yerlerini delik deşik etmek gibi hallerdir.
Bu kerametleri sade şeyhler değil, muridler dahi gösterirlerdi. Rufai ayini semahanelerde yapılırdı. Dervişlerin coştukları bir sırada şeyh halkadan bir derviş çikarır, onu alıp dergahda direğin yanına götürür, başını direğe dayar, sonra yanağa bir siş sokarak o direğe çivilerdi.
O kacaman demir siş dervişin yanağına saplandığı halde bir damla bile kan akmazdi. O derviş o vaziyette devran bitene kadar direkte kalırdı. Şeyh biraz sonra bir derviş daha çıkarırdı. O derviş ağzını açar, şeyh de ağzına bir yumurta kırıp akıtırdı. Başka bir derviş ateşte kıpkırmızı hale getirilmiş Rufai gülü denilen demir bir çubuk getirirdi. Şeyh bu kızgın demiri dervişin ağzına sokardı. Biraz sonra derviş bu demiri ağzından çıkarır, yumurtayı pişmiş olarak yerdi. İçinde kor halinde bulunan bir mangal seyhin önüne konurdu. Mangalin içindeki ateşe üç adet demir Rufai gülü sokulurdu. Bu demirler kıpkırmızı oluncaya kadar duru, kıpkırmızı olunca şeyh bu kızgın demiri ağzına sokar, herkesin huzurunda bunu üç defa tekrarlardi. Diğer kızgın demirleri de üçer defa yalar ve ağzına sokardi. Bu arada devran kızışırdı. Şeyh yine bir derviş çıkarır, belinden yukarı onu soyardı. Sonra göğsüne on kadar Rüfai şişi batırırdı. Derviş hiç acı duymaz, zerre kadar bile kanamazdı.
Bazı dervişlerde (Meydan aynası) denilen başı topuzlu ve üzerinde sıra sıra demir halkalar bulunan topuzu parmaklarıyla döndürüp havaya fırlatırlardı. Bu meydan aynalan salonun ortasında durmadan dönerdi. Dervişin işaretiyle bu ayna eline gelir, yanağına ve başına batırırdı, zikre bu sekilde devamedilirdi.
Başka bir derviş de keskin bir kılıcı karnınn bir ucundan sokar, göbeğinde kılıç olduğu halde zikrederdi. Dergahların bazılarında ellerinde yılan tutan dervişler de bulunuyordu.Bazı dervişler de cam yerlerdi. Dervişin birini keskin bir kılıcın üzerine yatırırlar, onun sırtına şeyh basıp geçerdi. Şeyhin avucuna da en kuvvetli bir zehir dökülürdü. Şeyh onu yaladığı halde ölmezdi.
Yine şeyhi yanan bir fırının içine sokarlardı. Sonra da hiç bir yeri yanmamış olarak çıkarırlardı. Kızgın bir demiri dilleriyleyaladıkları halde dillerinin yandığı görülmezdi
Devranın sonlarına doğru anneler hasta olan çocuklarını şeyhin üzerine basıp geçmesi için salona yatırırlardı. Şeyh bir iki yaşlarındaki çocukların sırtlarına basarak karşıya geçerdi. İşte böyle Rufai ayinleri gece yarısına kadar devam ederdi. Ateşe girmek, siş dürtmek, cam çiğnemek ve yutmak gibi fevkalede hallere Rufailer (Burhan) demektedirler. Burhan kelimesinin lügatlardaki manası: Red ve inkar için söz götürmeyecek surette hakikati isbata yarayacak derecede kuvvetli ve sihhatli demektir.
Rivayete göre Burhan adetinin Rufailiğe konulması şöyleolmuştur:
Seyyid Rufai Hazretleri hicri 555 yılında Hacca gitmişti. Dönüşünde Medine'ye uğrayarak Hazret-i Peygamber'in kabrini ziyaret etti. Huzurda vecd içinde (Esselamü aleyke ya ceddi) dedi. Kabirden (ve aleykesselam ya veledi) diye bir nida geldi.
Bu hali mahiyetinde olan müridleri de duydular. Ve vecde gelerek ellerine kimi satır, kimi çekiç alıp birbirlerine vurmaya basladılar. Bu hali gören Seyyid Ahmed El-Rufai Hazretleri ellerini göğe açıp: "Ya Rabbi! Bu benim tarikatima mahsus bu hal olmak üzere kalsın" diye dua etti.
Bunun üzerine Rufai1ikte vücuda eziyet etmek ve her türlü hüner ve harikalar göstermek adeti kaldı.



Çevrimdışı derviş

  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 2777
  • Karma +0/-0
    • Profili Görüntüle
Rufai Tarikatının Özellikleri
« Yanıtla #1 : 25 Aralık 2013, 12:42:34 »
Abdullah SAKİZADE
RUFA�İ TARİKATI�NIN ÖZELLİKLERİ
Rufai tarikatı Seyyid Ahmed er Rufai hazretlerinin kurmuş olduğu, kendilerine Resul-ü Ekrem Muhammed Aleyhisselam�ın sünneti ile Kur�an-ı Hakim�i rehber alan,Ehl-i Sünnet mezhebi içinde,Erkan-ı Aleviyye ve Zikr-i Cehri üzere süre gelen bir tarikattır.
Seyyid Ahmed el Kebir-i Rufai hazretleri eserlerinin bir çok yerlerinde ;Bir tarikatın önderinin fikirlerinin ve yaşantısının, onun hulefasında ve tabilerinde görüldüğünü vurgulamışlardır ve devamla; Hallac-ı Mansur�un tabilerinde Vahdet-i Vücud üzere konuşmaların olduğu,ve sair meşayihin etbaında da Pirlerinin özelliklerinin gözüktüğünü söylemişlerdir.
Hazret kendisine bizzat Resul-ü Zişanı ve sünnetini rehber tuttuğundan, tabilerinde de Sünnet-i seniyye ye sımsıkı bir temessük göze çarpar.
Rufai hazretlerinin yolu bilindiği gibi Cehri, yani sesli zikri benimseyen bir tarikattır.Tarikatında Ehl-i Beyt�e,Sahabe-i Kiram�a,On iki imamlara,Fukahaya,Fukaraya,Ulemaya son derece bağlılık vardır.
Rufai tarikatında gerek zikir sırasında gerekse zikir haricinde adabın çok büyük ehemmiyeti vardır.Cezbe bu tarikatta sülükten sonra geldiğinden zikir sırasında dervişlerde adaba aykırı olarak bağırmalar çağırmalar gözükmez.
Zikir büyük bir nizam ve intizam içinde ahenkli bir şekilde sürer�Zikirler toplu olarak haftada bir veya iki kez Cuma veya Pazartesi geceleri tercih edilerek yapılır.
Sohbet meclisine girerken kapıya gelince sağ el kalpte, sol el belde çapraz bir biçimde bağlı olarak ve sağ ayağın baş parmağı sol ayağın üzerine basar vaziyette hafifçe eğilerek HUU! Diye selam verilir,Şeyh efendi ise; Eyvallah der,içeriye girecek kimse ;İllallah der,tekrar şeyh efendi ;Muhammeden resulullah der.İhvan ise hep birden Sallallahu aleyhi ve selem derler ve o kimse içeriye girip kendisine gösterilen yere oturur.
ZİKİR ve İCRA ŞEKLİ;
Tarikat-ı Rufaiyye�de zikrullah icrasından önce Resul-ü Ekrem,Cem-i Enbiya,Sahebe,Tabiin ,Meşayıhin ve Ulemanın isimleri tek tek yad edilerek ruhu şeriflerine hediyeler gönderilir.
Daha sonra istiğfar-ı Şerifeler okunup,Tarikatın seçmiş olduğu Salavat-ı Şerifeler toplu olarak icra edildikten sonra Erkan Zikri olarak bilinen Esma-i Seb�a oturarak ve ayakta olmak üzere yapılır�Zikrullah sırasında güzel sesli kimseler tarafından ilahiler ve naatlar okunur,bunların okunması zikre ayrı bir ahenk verir.Zikrin hitamında ise yine Tarikatın Hatmi olarak adlandırılan esmalar hep birlikte icra edilir�
Bazı günlerde ise Rufai Hatmi olarak bilinen sureler ve dualar Şeyh efendi tarafından aşikare ,dervişan tarafından ise alçak bir sesle okunur�
RUFAİ TARİKATI GİYİSİLERİ;
Tac;Şeyhlerin giydiği 12 dilimli,etrafında siyah sarık sarılı olan kavuk.
Tennure;Şeyhlerin ve Dergah imamlarının namaz kılarken giydiği omuzu dar,altı geniş olan uzun kollu yeşil bir cübbe.
Haydariye;Dervişlerin giydiği yeşil renkli,kolsuz,düğmesiz,cepsiz ve omuz uçlarında oval kumaş parçalarının dikili olduğu bir yelek.
Sarık;Şeyh efendinin ve dervişanın takkelerinin etrafına sarmış oldukları siyah renkli kumaş.Bu kumaşın boyu 2,5-3 metre civarındadır.Şeyhler Seyyid veya Şerif iseler bazen devamlı surette bazense Kandil ve Mübarek gecelerde yeşil Sarıkta sararlar...
www.halidiye.com

 

* Hızlı Arama


* Kullanıcı Bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Kimler Çevrimiçi

  • Nokta Ziyaretçi: 58
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 1
  • Nokta Çevrimiçi Üyeler:

* Son Üyeler

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 135
  • stats Toplam İleti: 10902
  • stats Toplam Konu: 9815
  • stats Toplam Kategori: 13
  • stats Toplam Bölüm: 218
  • stats En Çok Çevrimiçi: 158

* Üye İstatistikleri

seyyah seyyah
4gün 8saat 37dk
derviş
2gün 13saat 44dk
Ekrem
1gün 4saat 55dk
İhramcızade
1gün 2saat 56dk
kadir
1gün 40dk

* En Çok İleti Gönderen

derviş
2777 İleti
Ekrem
1567 İleti
seyyah seyyah
1469 İleti
Mahmud
1078 İleti
İhramcızade
1000 İleti

* Sohbet Kutusu

Yenile Geçmiş
  • seyyah: Halk içre bir âyîneyem herkes bakar bir ân görür
    21 Haziran 2014, 10:50:11
  • derviş: “Meyveleri topla, o meyvelerin ağacı, sen meyvelerini toplayasın diye dikilmiştir. Şâhidler ile, delîller ile, sebep göstermeyi ve ispâtı bırak! Onlar seni hakikate ulaştırmaz. Şarâbı ağızdan iç! O meyvelerin ağız şarâbı, ağızdadır. Bundan do-layı şifâhen söylenir. Hakîkat şarâbının kadehlerini saklayan kimsenin aksine olarak, o kadehleri sen saklama. Onun güzelliklerini Suâd (yani, muhabbet edilen) göstermiştir. Sen gizleme! Mâsivâ ile aldanmayı bırak; mâsivâ, bu hakîkati idrâk edici değildir. İçini ye, içini saklayan kabuğu at! Sırrı ifşâ etmeye hevesli olan can sıkıcı meredden kendini koru ve ondan uzaklaş!"
    15 Haziran 2014, 09:46:36
  • seyyah: Bismillâhirrahmânirrahîm 2/BAKARA-144 "Kad nerâ tekallube vechike fîs semâi, fe le nuvelliyenneke kıbleten terdâhâ, fe velli vecheke şatral mescidil harâmi, ve haysu mâ küntüm fe vellû vücûheküm şatrah" Biz, senin, yüzünü göğe çevirdiğini görüyorduk. Artık mutlaka seni râzı olacağın kıbleye döndüreceğiz. Bundan sonra yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Ve siz nerede olursanız yüzlerinizi o yöne çevirin.
    12 Haziran 2014, 16:18:54
  • seyyah: “Mûtû kable en temûtû” sırrına mazhar olan Haşr u neşri bunda gördü sûrun üflenmesi olmadan   Şemsî-i Sîvâsî (k.s.)
    08 Haziran 2014, 10:17:41
  • seyyah: Ey dil bu yeter iki cihanda sana iz'ân Birdir, bir iki olmaya yok, bilmiş ol, imkân Hak söyleyecek sende, senin ortada, nen var? Âlemde senin "ben" dediğindir sana noksan.
    27 Mayıs 2014, 11:42:03
  • seyyah: İç ol zehri ki bal ola sonunda Sonunda zehr olan balı nidersin
    23 Mayıs 2014, 12:16:19
  • seyyah: “Geçen geçmiştir artık, ân-ı müstakbel ise mübhemdir, hayatından nasibin bir şu geçmek isteyen demdir”
    12 Mayıs 2014, 09:59:39
  • seyyah: Âdet olmuş cümle âlem yılda bir kurban keser Gün be gün saat be saat ben senin kurbanınım
    12 Mayıs 2014, 09:57:12
  • seyyah: Bir buz parçası, suya atılırsa, yürekleri eriyinceye kadar “Ben taşım” diyebilir. Tamamiyle eridikten sonradır ki “taşım, buzum” diyecek hali kalmaz. Çünkü tamamiyle su olmuştur.  Nusret Tura (k.s)
    05 Mayıs 2014, 08:42:07
  • seyyah: Âşıklık vardır. Sonunda ma’şûkluk gelir. Fakat biz şimdi ma’şûkun âşık olduğu sözde âşıklardanız. Günün çok vakti sarhoşum. Fakat şarhoşluğum Mevlânâ’nın âlem yaradılmazdan evvel ki; üzüm kütüklerinın perde-i hafâda bulundukları zaman verilen bir damla öz şarapdadır ki Mevlânâ gibi, ne yesem, ne içsem sarhoşluğumu tazelemiyor.  Nusret Tura (k.s)
    26 Nisan 2014, 17:25:43
  • seyyah: Radyo ve Tv serverdaki problemden dolayı şu an canlı yayın yoktur. İnşallah kayıtlardan yarın dinleyebilirsiniz.
    16 Nisan 2014, 18:18:41
  • seyyah: A.S Altı Peygamber İsa a.s kitabının link hatası düzeltilmiştir.
    16 Nisan 2014, 16:42:22
  • mahmut: s.a arkadaşlar. altı peygamber serisi hz isa (as) yayınlanmış ancak okuyamıyorum. bir sorun mu var?
    16 Nisan 2014, 07:26:12
  • İhramcızade: Her nerede cehalet ile karanlık büyük yılan nefsindedir, Her nerede ilmiyle hikmet bil onu cânındadır.
    10 Nisan 2014, 15:13:29
  • İhramcızade: Derviş olan kişinin sözleri saadet olur, Hakk yolcusu olanın yoluna delil olur.
    08 Nisan 2014, 11:56:15
  • İhramcızade: Ey Allâhım seni sevmek ne güzeldir,  ne güzeldir, Yolunda baş ve cân vermek ne güzeldir ne güzeldir.
    08 Nisan 2014, 11:32:30
  • İhramcızade: Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş, Delil sorardım aslıma aslım bana delilmiş
    05 Nisan 2014, 16:52:23
  • seyyah: Aceb kırk yıl nefsinin isteklerini verdin; Evliyânın makāmından neye erdin?
    21 Mart 2014, 12:48:15
  • seyyah: Okumak istiyorsanız nüshayı kübrâyı okuyunuz, görmek istiyorsanız âlem-i ekbere bakınız, o da insan gönlüdür.
    09 Mart 2014, 17:33:23
  • seyyah: Hâsılı âlem bilir bu sırrı inkâr eylemem  Gizlesem de âşikâr etsem de canımsın benim;  ve,  Hep seninçündür benim dünyâ belâsını çektiğim  Yoksa ömrüm var'ı sensiz neylerim dünyâyı ben.
    09 Mart 2014, 16:56:08

* En Popüler Konular

* En Popüler Bölümler

* Nuru Muhammedi

* Forum Menüsü

* İlahiler

TRAK 1



TRAK 2




Daha Fazla İlahi--->

* Ziyaretçi



* ...

* Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "Insanlar! "Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öye mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Ehl-i Beyt'imdir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

 Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"!!! 

* Editörün Seçtikleri