Fusûsu'l Hikem Tercüme ve Şerhi / A.Avni KONUK

İbnu'l-Arabi'nin en meşhur eseri olan Fususu'l-hikem, İslam tasavvufunun Mesnevi ile birlikte şah eserlerinden biridir. Hacmi küçük olmakla beraber anlaşılmasındaki güçlük, Sadreddin Konevi'den itibaren günümüze kadar yüzden fazla Arapça, Farsça ve Türke şerhlerinin yapılmasınıa sebep olmuştur. XX. Asrın başlarında Avrupa'da İslam Tasavvufuna gösterilmeye başlayan alaka gittikçe artmış, ibnu'l-Arabi'nin eserleri hakkında çalışmalar yapılmış ve tercümeleri neşredilmiştir. Denebilir ki bugün batı dünyası İbnu'l-Arabi ve eserlerini doğudan çok daha fazla tanımaktadır. 

Mesnevî-i Şerîf Tercüme ve Şerhi

Mutasavvıf, şair, bestekâr Ahmet Avni Konuk (1868-1938), Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde tasavvuf sahasında yetişen en verimli müelliflerdendir. Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan ve Mesnevîhân Es’ad Dede’den Mesnevî okuyup icazet alan Konuk ,yazmış olduğu çok sayıda değerli esere, musiki ve edebiyattaki vukufiyetine rağmen,mahviyeti dolayısıyla zamanında çok az tanınabilmiştir. Başta Mesnevî Şerhi, Fîhi mâ fih, et-Tedbirâtu’l-ilahiyye, Lemeat, Risale-i Sipehsâlâr, İnsan-ı Kâmil tercümeleri gibi geride çok sayıda çalışma bırakmıştır.

MUHYİDDİN İBN-İ ARABİ

Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı. Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerinden sayılır..

Mevlana Celalaeddin Rumi

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Abdülkadir Geylani

Evliyânın büyüklerinden. Künyesi, Ebû Muhammed'dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a'zam, Kutb-i Rabbânî, Sultân-ul-evliyâ, Kutb-i a'zam gibi lakabları vardır. İran'ın Geylân şehrinde 1078 (H.471)de doğdu. Babası Ebû Sâlih bin Mûsâ Cengîdost'tur. Hazret-i Hasanın oğlu Hasan-ı Müsennâ'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Annesinin ismi Fâtıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkâdir Geylânî, hem seyyid, hem şerîfdir. Hazret-i Hüseyin'in evladına seyyid, hazret-i Hasan'ınkine şerîf denir. AbdülkâdirGeylânî hazretleri 1166 (H.561)'da Bağdad'da vefât etti. TürbesiBağdad'dadır.

Abdülkerîm Cîlî - El-İnsân’ül Kâmil

Bağdat’ta yetişen alimlerden ve evliyanın büyüklerinden. İsmi, Abdülkerim bin İbrahim bin Abdülkerim’dir. Takıyyüddin ve Kutbuddin lakablarıyla bilinir. Büyük evliya Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin torununun oğludur. Bağdad yakınlarındaki Cil kasabasından olduğu için Cili nisbesiyle meşhur oldu. 1365 (H.767) senesinde Cil’de doğdu. 1428 (H.832) senesinde vefat etti.

İrfan Sofraları (Niyazi Mısri)

Mawaidu'l-İrfan, 71 sofradan meydana gelmiştir. Ahlaki öğütleri, tasavvufi izahları ihtiva etmektedir. Eser, şairin, Arapçaya vukufu yanında tasavvuf felsefesini de iyi bildiğini gösterir. Şairimiz, söylediklerini yaşamış bir insandır. Ayetlerin tasavvufi manaları üzerinde durmakta, bunların enfüsi, işari anlamlarını göstermekte, sülukta görülecek halleri, nefs-i emmarenin ve diğer nefis mertebelerinin sıfatlarını, bunlardan kaçınmanın yollarını misallerle izah etmektedir. Bu izahlarının ahlaki değeri büyüktür.

Minhacu'l-Fukara Fakirlerin Yolu

Fukara, Allah rızası için dünya mallarını, kendisini masivaya bağlayan her türlü esbabı ve malik olduğu şeyleri yine Allah'a olan muhabbeti sebebiyle terk eden kimse demektir. Süfi iki türlüdür. Birisi maddi fakir diğeri ise manevi fakir olan süfidir. Ebu Abdullah Hafifi bu iki nevi kendisinde toplar ve birbirinin sanki neticesiymiş gibi bir tarif yapar. Şöyle ki Fakir olan süfi elinde herhangi bir malı olmayan kimsedir. Manevi fakir ise kendisini beşeri isteklerden arındırıp kalben kendisini hiçbir şeye malik saymamaktadır. İşte aradaki fark budur.

78 - A’YÂN-I SÂBİTE KAZÂ VE KADER

İnsanın Serüveni - Hazret-i Adem ve Safiyet

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşaki'nin yazdığı "İnsanın Serüveni - Hazret-i Adem ve Safiyet" isimli kitabı, H Yayınlarından çıkmıştır.. Eseri, yayınevinden temin edebilirsiniz.

www.islamvetasavvuf.org RSS beslemesine abone olun.