CENAZE  NAMAZI

 

Diğerlerinden oldukça farklı olan bu namaz’da “Fa­tiha” okunmaz,

“rüku, sücud, tahiyyat” da yoktur.

Asıl namaz olmayıp, dua ve istiğfar hükmünde olduğu, bil­dirilmiştir.

 

Biz yine kısaca incelemeye çalışalım. Bu namaz’ın en mühim tarafı “Fatiha”nın lisan ile değil fakat hal ile yaşanıp müşahede edilmesidir.

 

Şöyle ki! Namazı kılanan “cenaze”, yakınımız veya uzağımız da olabilir, karşımızda duran manzara bu alemin en müthiş iki (2) oluşumundan ikincisidir.

 

Önümüzde tahta kutu içinde sessiz yatan o kimse, bir kapıdan girip bir kapıdan çıktı. Ne yaptı ise, işi sona erdi.

Ya kazandı, ya kaybetti, kendi kendi ile baş başa kaldı.

 

Bu manzaradan daha kesin ve keskin, bir nasihatçı bulmak mümkün değildir, İşte burada “cenaze” değil ce­nazenin namazını kılanlar, daha henüz o duruma düşmedikleri için her türlü imkanları ellerinde olduğundan çok şanslıdırlar.

Hadiseye bu yönüyle baktığımızda, “Elhamdü lillahi rabbil alemiyn”in, orada en bariz şekilde yaşandığını görürüz.

 

“Errahmanirrahiym” rahman ve rahim olduğunu da, yakınen görürüz.

 

“Maliki yevmiddin” yani “Kıyamet gününün sahibi”, önümüzde duran mevta’nın, kıyameti kopmuştur. Bundan ibret alıp, biz de oraya uzanmadan evvel ne yapmamız lazım geldiğim çok iyi düşünmeliyiz.

 

“İyyakena’büdü ve iyyake nestain” garip hallere düşmemek için ancak senden yardım isteriz. Hayalimize değil, ancak sana ibadet ederiz.

(Kısaca)

Bu hal başımıza gelmeden bizi gerçek doğru yola götür. Hükmüyle yaşanmaktadır. Böylece sözü ge­tirmeğe gerek kalmamaktadır.

 

Rükunleri:

“Kıyam” ve “dört tekbir”dir.

Dört tekbir:

       “Şeriat”,

       “tarikat”,

       “hakikat”,

       “marifet”, mertebelerinden yukarıda anlatılmaya çalışıldığı şekilde “kıyam” müşahede etmektir.

 

Böylece cenaze, namazı kılındıktan sonra bir miktar eller üstünde saltanatını sürdürüp bir daha çıkamayacağı çukuruna terk edilip yalnız başına bırakılır. Bu hadisede en küçük akıl sahiplerine bile büyük ibretler vardır.