Acaba biz bir fili görebilir miyiz?

HÎKAYE...

 

Birkaç âmâ bir yerde toplandıklannda aralarında konuşurlar:

“Acaba biz bir fili görebilir miyiz?,.”

 

Bir zaman sonra bir fil çobanı rastlar bunlara, ve alıp götürür bir filin yanına...

Âmâların kimi filin kulağına, kimi ayağına, kimi karnına, kimi hortumuna yapışırlar...

 

Sonra da başlarlar aralannda tartışmaya...

- Ayağına yapışan, filin “direk gibi bir hayvandır bu” der...

- Kulağını tutan, “sofra gibidir,” der fil için...

- Karnını tutan “küp gibi” olduğunu,

- hortumunu tutan “yılana benzer” olduğunu iddia eder...

Velhasıl, kim hangi uzvu tutmuş ise, tuttuğu uzva göre itikad ederler fil hakkında...

İşte taklid ehlinin hali de böyledir... Bir inanca mahsus olarak ve o inanç ile mahpus kalarak kendi kendilerim kayıdlarlar...

 

Beyt:

          Ölçüde kim kaldı bugün mahpus,

            Düşüp toprağa oldu tümden meyus!..

 

Halbuki kendi hakikatine arif olan bir “arıf-i billah” herhangi bir itikad ile kendini kayıdlamaz... Nitekim daha evvelce de anlatıldı. Sen de ehlini bulup, onun vesilesiyle kendine arif olursan bunları anlarsın.

 

Yine arifin kendi hakikatim daha iyi bilebilmesi için, “hazaratı hamse-i ilahiyeyi” (beş ilahi tenezzül mertebesini” de bilmesi zaruridir. Bu sebeble aşağıda onların izahına geçiyoruz.