Skip to Content

MARİFET-İ İLAHİYYE TARİKAT-I ALİYYE -TAKDİM

Hamdü senâ ve şükürler olsun Hâlık-ı Yezdân’a, salâtü selâm ol­sun habîb-i zîşâna, enbiyâ-yı kirama. Peygamberimizin âline, asha­bına, etbâına, ve evliyâ-yı izâm hazerâtına ve ümmetine selâm olsun.

Ey Aziz !

Malumunuz olsun ki elimizde bulunan bu muazzam risâle-i mübâreke efkâr-ı umûmîyi ve ferâset-i ammeyi tenvir edecek nite­liktedir.

Hz. Yusuf (a.s) melikin rüyasından sonra kıtlıkta insanların havâic-i asliyelerini temin etmek için yedi yıl mahsulü ambar etti. Bilâhare kıtlık döneminde ambarları açıp halkın menfaatına sundu. İnsanlar yedi sene; kıtlık zamanı zarfında o ambarların bereketi ile rızıklanıp hayat buldular.

Malumunuz olsun ki bu eser-i şâhane, asırlardır ilim ve irfan ha­zi­nesinden şûle veren bir kevkeb-i durrîdir. Bu kevkeb-i durrî, gönül kandilinden parlayarak talib-i ilim, tarîkat ve erbâb-ı sıdk-ı yakîni ziyalandırır. Çünkü üstâdımız Seyyid Muhammed Hikmet Efendi Hazretlerinin bir ömür vererek meydana getirdiği bu şaheser ta­sav­vufî, ilmî ve şer’î bir çok meseleyi hâizdir. Şöyle ki; bu eserde ilim ve tarîkat, takva ve sahâvet, zikir ve sohbet, râbıta ve mâ’rifet, şükür ve hakîkat, teveccüh ve kemâlât, ihlâs ve muhabbet, tevâzu ve sadâ­kat, mürâkabe ve meveddet, tevhid ve risâlet, akıl ve içtihad, sa­bır ve te­vekkül, tevbe ve nefis gibi birçok mevzûlar zikredilmiştir.

Bulunduğumuz bu asır fitne ve fesat, fısk u fücûr, kebâir ve mâsiyet, zulüm ve dalâlet, sefahet ve cehalet, su-i edep ve kerâhet ile doludur. Şerli insanlar müminler için bu dâr-ı dünyayı mihnet, zah­met ve meşakkatli bir zindan haline getirmiştir. İşte bu asır in­sanların maneviyat ve ruhâniyetini tamamen ilim ve irfan kıtlığına sürükle­miştir. Bu sebepten nâşi, her talib-i irfânın bu mühim esere muhtaç olduğu kanaatindeyim. Eğer ki bu risâle-i mübârekeyi baştan sona aklını, fikrini, fehmini ve ferasetini kullanarak kemâl-i edeb ile oku­yup amel eder isen, biiznillah nefsini tezkiye ve kalbini tasfiyeye muktedir olursun. Şeriat, tarîkat, mârifet ve hakîkat merte­belerine erer, taraf ve etrafını da tenvir edersin.

Hz. Mevlânâ şöyle der :
Sırr-ı men, ez-nale-i men, dûr-nist
Leyk çeşm ü güşra an nûr-nist

“Sırrım iniltimden uzak değildir. Lakin her gözde onu görecek, her kulakta onu işitecek nur yoktur.”

İşte bu sebeptendir ki bu risâle-i mübârekeyi okurken gönlüne, fikrine, fehmine, zikrine, aklına ve ferasetine fayda verebilmesi için tamamen bir tefekkürle müzakere etmen gerekir. Cenâb-ı Allah sübhanehu ve teâlâ ve tekaddes hazretleri Kur’an-ı Azîmu’ş-şân’da şöyle buyurmaktadır:

اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُوا الْاَلْبَابِ

 “(Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.”

[1]

Cenâb-ı Hâlık-ı Yekta’dan niyâzım şudur ki her kim bu şaheseri okur, okutur ve amel ederse; Hâlık-ı Kibriya onun gözüne basîret, kalbine mârifet, gönlüne hidâyet bahşu ihsân eylesin. Amîn.

Abdulhekim El Mevlevî







[1] Rad Sûresi Âyet 19