Hadis-i Şerif
- Ana Başlıklar:
Hadis kelimesi “söz ve haber” anlamına gelmektedir. Terim olarak hadis, Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm’ın sözleri demektir veya sevgili Peygamberimizin bize örnek teşkil eden Sünnetinin sözlü ifadesidir. Hadis-i Şerifler İslâm dininde Kur’ân’dan sonra en önemli kaynaktır.
a) Senet: Erkek olsun kadın olsun Hadis tebliği kendileri yoluyla gelmiş bulunan silsiledir. Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm’dan duyulan bir sözün tevatüren râviden râviye aktarılarak kitaba yazılmasına kadar arada geçen şahıslar zincirine senet denir.
b) Metin: Bu bizzat Hadisin kendisidir. Esas lâfzıdır. Herhangi bir mukaddime veya taâlluk taşımayandır. Hadisin bir hüküm ve anlam ifade eden ilk kaynağına metin denir. Yani Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm’ın sözünün bizzat kendisidir. Şöyle ki İbn-i Ebi Hatim’den o da Habib bin Habib’den, o da Ebû İshak’tan, o da İzar bin Haris’ten, o da İbn-i Abbas’tan, İbn-i Abbas da Peygamberimizden işittiği üzere sevgili Peygamberimiz aleyhisselâtü vesselâm şöyle buyurmuşlardır: “Kim namazını dosdoğru kılar, zekâtını verir, haccını yapar ve ramazanda oruçlarını tutar; bir de misafirine ikram ederse cennete girer.”
Yukarıda görüldüğü üzere “Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur.” sözüne kadar olan raviler zincirine Senet, tırnak içinde gösterilen Peygamberimiz aleyhisselâtü vesselâm sözünü ifade eden bölüme ise Metin denir.
Senette kullanılan, “bize haber,” “verdi,” “işittim,” “filandan dedi,” gibi kelimeler de senetteki İsnad bölümünü oluşturur.
Hadisler, sahih, hasen ve zayıf olmak üzere üçe ayrılır:
1-Sahih Hadis: Adalet ve zabt sahibi râviler tarafından muttasıl senet ile rivayet edilen şaz ve illetli olmaktan salim olan hadislerdir. Bu gibi Hadislere “Sahihî lizatihi” denir. Bir de “Sahihî ligayrihi” vardır; bir rivayet ile “Sahihî ligayrihi” hasen isnat edilerek gelen hadislerdir. Ancak hasen isnadı, zayıf isnadından daha kuvvetli olan hadis, tümüyle sahih derecesine yükseldiğinden “Sahihî ligayrihi” adını alır.
Sahih Hadisler, sadece ve mutlak olarak bir tek kitapta toplanmış değildir. Kütüb-i Sitte dediğimiz altı hadis kitabı bunların büyük bir kısmını cem etmiştir. Bu imamlar pek az sahih hadisi kitaplarına almamışlardır. Ayrıca başka hadis kitaplarında da Sahih Hadisler mevcuttur.
İbn-i Kayyim şöyle diyor: “Peygamber aleyhisselâtü vesselâmın hadisleri şu üç kısımdan hariç değildir:
1- Her yönden Kur’ân’a uygun olur. Bu sûretle Kur’ân ile hadis bir hüküm üzerine birleşmiştir.
2- Hadis, Kur’ân’ı tefsir eder. Bu sûretle mücmelini tafsili olarak beyân eder.
3- Hadis, Kur’ân’ın sükut eylediği bir hükmü vacip veya haram kılar. Bunun her üç kısmı ile amel vacip olur.
Kur’ân üzerine zaid olan üçüncü kısım Peygamber Efendimiz tarafından teşri kılınmıştır. Bununla amel etmek onun hadislerini Allah’ın kitabı üzerine takdim demek olmayıp, Allah’ın Resûlüne itaat hakkında emrine uymaktır. Binaenaleyh bu kısım hadisleri tanımamak Allah’ın emrine karşı gelmek ve dinin birçok hükümlerini kabul etmemektir.
Hadis kitaplarının sahipleri şunlardır:
1. Sahih-i Buharî: Muhammed bin İsmail İmam Buharî
2. Sahih-i Müslim: Müslim bin Haccac Nisaburî İmam-ı Müslim
3. Sünen-i Ebi Davud: Süleyman bin Esas Sicistanî İmam Ebû Davud
4. Sünen-i Tirmizi: Muhammed bin İsa İmam-ı Tirmizî
5.Sünen-i Nese’i: Ahmed bin Şuayib İmam-ı Nese’î
6.Sünen-i İbn Mace: Muhammed binYezid el Kazvinî İmam İbn Mâce
Bunların ilk ikisi “Sahihayn” diye geçer. Yazarlarına da “Şeyheyn” denir. Eğer bir Hadis-i Şerif ikisinde de geçiyorsa o Hadis-i Şerife “müttefekun aleyh” denir. Diğer dördünde, hadisler fıkhî konulara göre tasnif edildiği için “Sünen” adını almıştır. Hadis-i Şerifler, Ashab-ı kiram zamanında kısmen ve tâbiîn zamanında tamamen cem edilmeye başlanmıştır.
2) Hasen Hadis: Sahih hadisin, bütün şartlarını taşımasına rağmen, senedindeki râvilerden birinin zabıt sıfatı mükemmel olmayan hadislere Hasen Hadis denir. İleride bahsedileceği üzere râvide zabıt zayıflığı; hafıza gücü ve ezber kabiliyeti tam değildir demektir. Hasen hadislerle hükmedilir. Hasen Hadisler sahih-i lizatihi gibidir. Ancak bunun sahih-i lizatihiden farkı şudur: Adalet ve zabıt yönleri itibariyle hıfzında hafiflik vardır. Bir de hasen-i ligayrihi vardır. Bu da çeşitli tariklerden rivayet edilmiş olup müfredatında zayıflık bulunan hadislerdir. Bu birçok yönlerden takviye edilince hasen-i ligayrihi hatta sahih-i ligayrihi derecesine ulaşır. Bu Hadisler de sahih hadisler gibi ilim erbabınca hüccet kabul edilir. Ancak sahih hadise tearuz ederse sahih buna tercih edilir.
3) Zayıf Hadis: Ne sahih hadisin ve ne de hasen hadisin şartlarını taşımayan hadis nevidir. Hadislerde bulunması gereken şartlardan bir ya da birkaçını kaybetmiş hadislere, Zayıf Hadis denir. Bunlar da kendi aralarında çeşitli derece ve bölümlere ayrılır. Hadisteki zayıflık genellikle râvi ve senette olabilir. Zayıf Hadisler üçe ayrılır: Zayıf, Çok zayıf ve Mevzu Hadisler
Daha önce işaret edildiği gibi, Hadisler “Sahih”, “Hasen” ve “Zayıf” olmak üzere üç sınıfta mütalaa olunur. Acaba bu üç sınıf Hadislerden hangileriyle amel olunabilir? İşte bu konuyu biraz açmak ve bu husustaki tereddütleri gidermek gerekir. Bu husustaki görüşler şöyledir.
Bir hadisin sahih ve hasen derecesine ulaşması hâlinde kendisiyle amel edileceğini ve şeri hükümlerde delil olarak alınacağını İslâm âlimleri ittifak ile beyân ediyorlar.
Yukarıda bölümlerini zikrettiğimiz zayıf hadislerle amel etme konusunda ehl-i Sünnet âlimleri üç görüşe ayrılmıştır:
1-Zayıf hadisle asla amel olunmaz diyenler
3-Özel şartlara bağlı olarak amel olunur diyenler.
Bu özel şartlar şunlardır:
a-Bir tek kişinin yalnız başına amel etmesi,
c-Hadisin gerçekten sabit olduğuna inanılması.
Cumhur-ı ulema, fezâil ve müstehaplar için kendileri ile amel olunacağını, cevaz şartıyla kabul etmişlerdir. Yani böyle bir durumda bu hadislerle amel olunur. Ancak kimi müçtehit imamlar da helâl ve haram gibi şeri hükümlerde bile zayıf hadis ile amel olunabilir diye kabul etmişlerdir. Hatta İslâm âlimlerinin cumhuru kıyası, şerî delillerin bir kaynağı kabul etmelerine rağmen zayıf hadisi kıyasa takdim ve tercih etmişlerdir.
Üç müçtehid imam olan İmam Azam Ebû Hanife, İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel’in mezheplerinde zayıf hadis ile amel olunabileceği kabul edilmiştir. Aliyyü’l Kârî Mirkatil-Mesabih’inde bunu zikretmiştir.
Diğer taraftan hadis imamlarından bir kısmının görüşleri de bu merkezdedir. Bu hadis imamlarının başında İmam Ebû Davud, İbn-i Ebû Hatim yer almaktadır. Fakat bunlar zayıf Hadis ile amel edilmesi hususunu iki şarta bağlamışlardır: Hadisin zayıflık derecesinin şiddetli olmaması ve o konuda başka Hadisin bulunmaması
İşte bu iki hâlde zayıf hadislerle amel olunabilinir. İmam Ahmed bin Hanbel’in oğlu Abdullah’ın bu konuda babasına sorduğu bir soruyu ve aldığı cevabı aşağıda arz etmek yerinde olur.
Abdullah babasına diyor ki: “Babama, bir yerde bir adam var, bu adamın da bir müşkil meselesi var. Orada ehl-i hadisten ve ehl-i reyden de birer kimse bulunmaktadır. Ancak hadis ehli olan kimse, zayıf hadis ile zayıf olmayanı yani sahih olmayan ile sahih Hadisleri birbirinden ayırt edebileceği bir ilme sahip değildir. Müşkili bulunan kişi, meselesini bu iki kimseden hangisine arz etmeli ve sormalıdır?” diye sordum. Babam da “O kimse meselesini hadis ehline sorar, rey ehline soramaz. Zira zayıf Hadis bu konuda reyden yani kıyastan daha kuvvetlidir.” cevabını verdi.
Hatta bizzat İmam Şafii rahmetullahi aleyh de kendilerine sorulan meselede başka bir sahih hadis bulunamıyorsa mürsel hadis ile amel ederdi. Kendisiyle amel olunan bu mürsel hadis zayıf da olsa o tercih edilir. (Bu görüşü Şafî imamlardan Maverdî vasıtasıyla Sahâvî, Fethû’-l Mugis isimli eserde İmam Şafii’den nakletmiştir.
Eğer bir konuda iki mânâya gelebilme ihtimali bulunan bir hadis var ve bunların iki mânâsından biri üzerine tercih yapılamıyor; fakat diğer taraftan zayıf bir hadis ile bu iki mânâdan biri tercih ediliyorsa bu takdirde zayıf da olsa mânânın birini tercih ettiren zayıf hadis ile amel olunur.
Bu münasebetle şu hususu da belirtmek isteriz. Bilindiği gibi selef imamlarımız nezdinde zayıf hadisler fazla muteber değildir. Onlara ait birçok eserlerde bunları görmek mümkündür. Fakat durum, günümüzde ahkam kesenlerin ifade ettikleri gibi değildir. Zira günümüzdeki bazı kimseler mutlak olarak zayıf hadisleri heder ettiler. Zayıf hadisleri, mevzu yani uydurma hadislerle aynı kabul ettiler. Buna rağmen durum hiç de onların anlattığı gibi değildir.
a) Nebevî Hadisler: Sözü ve mânâsı Hazret-i Peygamberimiz aleyhisselâtü vesselâm’a ait olan hadislerdir. Rivayet edilirken: “Hazret-i Peygamberimiz aleyhisselâtü vesselâm buyurdu ki” diye rivayet edilir. “Kim benim üzerime bilerek yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın.” (Müslim) “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” hadis-i şerifleri gibi.
b) Kutsî Hadisler: Mânâsı Allah’a celle celalühu, sözleri Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm’a ait olan hadislerdir. Bu Hadislerin rivayetinde “Allahü Teâlâ buyurdu” ya da “Rabbinden rivayet ettiği üzere Hazret-i Peygamber aleyhisselâtü vesselâm şöyle buyurdu.” şeklinde ifadeler kullanılır. Allah celle celalühu buyurdu ki:
“Ey kullarım! Ben zulmü kendime ve sizin aranızda da haram kıldım. Sakın birbirinize zulüm ve haksızlık yapmayın.”
“Ey kullarım! Benden hidâyet isteyiniz ki ben de sizi istikamet üzere kılayım.”
“Ey kullarım! Merzuk eden benim benden rızık isteyiniz ki, sizi doyurayım.”
“Ey kullarım! Hepiniz uryandınız, sizi giydirdim.”
“Ey kullarım! Siz gece gündüz hep hata ediyorsunuz. Ben ise hatanızı örtüyorum. Benden af ve mağfiret dileyin ki hatanızı affedeyim.”
“Ey kullarım! Hepiniz toplanıp bana zarar ve fayda vermeye kalksanız, hiçbir zarar ve fayda veremezsiniz.”
“Ey kullarım! Hepiniz bir yerde toplanıp benden istediğiniz kadar istese ve ben isteyebilceğinizden daha fazlasını versem, benim mülkümden bir damla eksiltemezsiniz.”
“Ey kullarım! Sizin yaptığınız amelleri yazıyor ve karşılığını vereceğim. Kim hayırlı işler yaparsa hamd etsin. Herkes kendi nefsini ayıplasın. Suçu başkasında aramasın.” (Müslim)
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 196 okuma
