EMR-İ Bİ’L-MA’RUF NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER
- Ana Başlıklar:
أبو سعيد الخدرى رَضِىَ اللَّهُ عنهُ ، سمعتُ رسُولَ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يقُولُ: مَنْ رأى مِنْكُمْ مُنْكراً فلْيُغيرْهُ بيدِه، فإن لم يستطعْ فبلسانهِ، فإن لم يستطعْ فبقَلْبِهِ، وذلك أضْعَفُ ا“يمانِ[. أخرجه الخمسة إّ البخارى وهذا لفظ مسلم.وعند الترمذى فقام رجل فقال: يا مَرْوانُ خالفتَ السُّنّةَ.زاد أبو داود: أخرجتَ المنبرَ في يومِ عيدٍ وَلم يكُنْ يُخرجُ فيه، وبدأتَ بالخطبةِ قبلَ الصّةِ، وَليسَ عندَ النسائى إ المسند فقط .
Ebu Saîdu'l-Hudrî: Ben Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm'in şöyle söylediğini işittim: "Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir." [1]
Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker: Dinin emirlerini, Kur’anî ve İslâmî hakîkatleri neşretmek ve bildirmek, menedilen şeyleri de yaptırmamak. Marufu emretmek iman ve itaata çağırmak İslâmî prensipleri teşvik etmek; münkerden nehyetmek de Allah’ın razı olmadığı fiillere engel olmaktır.
Kur'an ve sünnete uygun düşene maruf; Allah'ın râzı olmadığı, haram ve günah olan şeye de münker denilir .
İnsan nefsinin şerrini ve ayıbını bilmelidir. Kendisine bir değer vermemeli, manevî bir hâl gördüğünde onu kendinden değil Allah'tan olduğunu bilmeli, nefsine pâye çıkarmamalı, kendini insanlardan daha aşağı görüp her zaman mütevâzı olmalıdır.
Kul Allah’ın emir ve nehyine karşı mütevâzı olmalıdır. Çünkü nefis rahatına düşkün olduğundan emr-i ilâhîden yüz çevirir. Nefsin istekleri yasak olana tutkudur. Kul, nefsini emr-i ilâhî ve nehy-i ilâhîye boyun eğdirince tevâzu sahibi olur. Allah’ın murad ettiğini öne alır kendi arzusunu terkeder.
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَوةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُاُولَئِكَسَيَرْحَمُهُمُاللَّهُاِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌحَكِيمٌ@وَعَدَاللَّهُالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ اَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir. Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.”
خُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلينَ
“(Rasûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
يَا بُنَىَّ اَقِمِ الصَّلوةَ وَاْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلى مَا اَصَابَكَ اِنَّ ذلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ
“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”
Mü’min önce nefsinden başlayarak, sonra en yakın çevresinden en uzak olana kadar iyilikleri tavsiye etmeli ve yaymalı; kötülüklerin ise, üzerini örtmeli, yaygınlık kazanmasına mani olmalıdır.
Risale-i Kuşeyrî’de zikredildiğine göre; Hallac-ı Mansur Kaddesallâhu Sırrahulaziz’e fakirlikten sual olunmuş. Cevab vermeden evine girmiş ve bir müddet sonra çıkmış, fakirliği tarif etmiş. “Ya şeyh, önce niçin cevab vermedin?” diye sorulunca: “Önce bir miktar paraya malikdim. O vakit benim fakirlik hakkında sohbet etmem yerinde olmaz diye eve girdim. Malik olduğum miktarı tasadduk ettim, şimdi fakirlikten bahsetmek benim için mübah oldu” demişlerdir.
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[5] buyurulmaktadır.
Bu ayetle marufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır.
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız…”[6]
Mü’minler, dünyada iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan en hayırlı bir toplumdur. Bu toplumun ve insanlığın korunması için bu ayetlerle dinin en önemli ilkeleri olan iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe, çağırmak emredilmiştir.
Marufu emretmek, münkerden alıkoymak sorumluluğunu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem'in şu emri ortaya koymaktadır: "Bana hayat bahşeden Allah'a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez." [7]
Bir toplumda ma'rûfu emreden, kötülükten menedenler olmazsa giderek münker olan işler bir yaşama biçimi haline gelir. Şeytanlar hak ile bâtılı karıştırır, doğruyu bozarlar; insanlara Allah'ı unuttururlar. Böyle bir toplumda müslümanın tavrını yine âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem'in şu buyruğunda bulmak mümkündür:
"Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz: Cehâlet sarhoşluğu ve dünyaya aşırı düşkünlük. Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah yolunda cihad ederken içinizde dünya sevgisi oluşu verince iyiliği emretmez, kötülüğe engel olmaz ve Allah yolunda cihadı bırakırsınız. O gün Kitap ve Sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar Ensâr ve Muhâcirlerden İslâm'a ilk giren kimseler gibidirler'' [8]
Marufun emredilmediği, münkerden alıkonulmayan toplumları Allah'ın azâbı nasıl kuşattığı Kur'an-ı Kerîm'de çok yerde zikredilmektedir
Marufu emretmek, münkerden alıkoymak görevini İslâm ümmeti içinden öncelikle âlim olanlar üstlenir; yoksa bu iş câhillere bırakılmaz.
Müslümanların her zaman marufu emretmeleri, münkerden sakındırmaları mümkün olmaz; karşılarına münker toplumun emir ve yasakları çıkarılır. İşte bu noktada müslümanlar için şu buyruk geçerlidir:
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَااهْتَدَيْتُمْ اِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.”[9]
Maruf, tek kelimeyle İslâm'ın kendisidir. Münker de, aslı itibariyle veya ahlâkî açıdan sadece kötü şeyler değil, tam anlamıyla İslâm'ın yasakladığı her şeydir. Yeryüzünün değişik yerlerinde, değişik rejimlerde ve şartlarda yaşayan müslümanlar için değişmeyen ölçü budur. Bunun tek yöntemi de Rasûlullah'ın sünnetidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
وَمَا اَتَيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ اِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.”[10]
Gerçek maruf-münker görevi, en başta insan kendisinden başlayarak yapmalıdır. Bazı insanlar, Rasûle itaati söylerler, kendileri itaat etmezler; sadakayı emrederler, kendileri vermezler. Kur’an-ı mübin bu hakikatı şöyle beyan eder:
اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
“(Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?”
Marufu emretmek Allah’ın yoluna hikmetle, güzel öğütle çağırmak, insanlarla en güzel şekilde tartışmak, azgınlara bile yumuşak söz söylemektir. Bu meyanda;
اُدْعُ اِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
“(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”
“Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.
İslâm toplumlarında marufun emredilmesi ve münkerin yasaklanmasında ictihada giren konularda uyarıcılık yapılmaz.
Enes bin Mâlik'ten rivâyet edilen bir hadiste şöyle bir hüküm bulunmaktadır: "Biz Allah'ın Rasûlune: 'Ey Allah'ın Rasûlü, biz iyiyi tamamen işlemedikçe emredemez miyiz? Kötülükten tamamen sakınmadıkça menedemez miyiz?' diye sorduk.
"Siz iyiliğin tamamını işlemezseniz dahi iyiliği emrediniz. Siz kötülüğün tamamından sakınmasanız dahi kötülükten sakındırınız."[14]
[2] Tevbe Sûresi, Âyet 71-72
[3] Araf Sûresi, Âyet 199
[4] Lokman Sûresi, Âyet 17
[7] Hadis, Ebû Dâvûd, Tirmizî
[8] Hadis, Bezzâr, Mecmau'z Zevâid
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 62 okuma
