Skip to Content

Zekât; zengin malına karışmış fukara hakkıdır


Zekât;
zengin malına karışmış fukara hakkıdır. Nitekim: “Onların mallarında,
dilenen ve mahrum olanlar için belirli bir hak vardır.” (Zariyat
Sûresi: 19) ayet-i kerimesi bu hakikati ifade etmektedir. Bir zenginin
sürüsüne karışan fakirin koyunu hükmen ne ise zekât da odur. Zenginin
sürüsüne sırf karışmakla koyun, asla zenginin malı olamayacağı gibi,
cepteki para da zenginin malı olamaz. Her ikisi geçici birer emanettir.
Binaenaleyh sürüye karışan fakirin koyununu benimseyerek sahibine iade
etmemek ne kadar çirkin bir şey ise cebindeki fukara hakkını vermemek
de o kadar çirkindir.

Kısacası bir fakirin boğazını sıkarak zorla elinde olan malı almak
ile, zekâtı vermemek arasında hüküm itibariyle hiç bir fark yoktur.
Çünkü bunların ikisi de haramdır. Zekâtını vermeyenler iyi bilmelidir
ki: Yaptıkları düpedüz gasplık, dolandırıcılık ve hırsızlıktır.

Buna mukabil her gün boynunu bükerek zenginden hakkını vermesini
bekleyen fakir ve yoksullar günün birinde mutlaka hayal kırıklığına
uğrayacak ve içlerinde zenginlere karşı bir infial ve reaksiyon
uyanacak onlara kin bağlayacaklardır.

Halbuki zekât, niçin meşru olmuştu? O, zenginle fakiri birbirine en
kuvvetli manevi bağlarla bağlayan, birbirine kaynaştıran, ısındıran ve
adeta birbirlerine nisbetle, baba ile oğul gibi eden en mühim vasıta
değil miydi?

Evet zengin tıpkı bir baba gibi kesesini açarak fakirin ihtiyacını
görecek, binaenaleyh bir fakirin ihtiyacını gördüğü için sonsuz bir
gönül ve vicdan huzuruna kavuşacak; öte yandan onun zekâtını alan
muhtaç da sevincinden parıl parıl yanan gözleri, bir evlad
mahcubiyetiyle kızaran yüzü ve bükük boynu ile adeta canlı bir teşekkür
abidesi kesilecektir. Artık bu iki şahsın arasında ebedî minnet,
muhabbet ve birbirlerine bağlılıktan başka bir şey tasavvur olunabilir
mi? İşte İslâmiyet’in istediği de bu idi. Ebu Derda (R.A.)’den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Zekât, İslâm’ın köprüsüdür.” (Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat,
No:8932; 9/432, Beyhekî, Şuabu’l-İman; No:2752, 3/20) buyurmakla,
zengini fakire karşı samimi ve saygılı yapmak istemiştir. Zekât, zengin
ile fakir arasındaki dengeyi sağlayan en güzel örnektir. Zekât hakkıyla
verilse ülkedeki en zengin ile en fakir arasından en fazla 40 kat fark
olur. Böylece: “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” sözü toplumda
hiçbir zaman uygulama sahası bulamaz. Zira Cenab-ı Hakk’ın:

“Onların mallarında, dilenen ve mahrum olanlar için belirli bir hak
vardır.” (Zariyat Sûresi: 19) ayet-i kerimesi tatbik edilerek fakirin
zengindeki hakkı alınmış, ona verilmiştir. ALLAH Teâlâ ve Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimizin istediği gibi zengin-fakir birbirlerine kardeşçe
yakınlaşmışlar ve dolayısıyla aradaki buzlar çözülmüştür. Kısacası:
Zekât, zenginle fakiri birbirine yaklaştırır. Zengin yardım etmenin
sevincini yaşarken, fakir de zengine karşı sevgi ve saygı duyar.
Kıskançlıklar ortadan kalkar. Toplum hayatının düzen ve dengesi,
zengin-fakir kaynaşması için en önemli hususlardandır, zekât. İnsanlar
zekâtı vermemek için değil, verebilmek için bahaneler aramalıdırlar.

Çünkü zekât toplumun huzuruna, refahına, dayanışmasına sebep olur.
Yoksulları, âcizleri kendi servetinden faydalandıran bir zengin
cemiyetin en sevimli ve en değerli uzvu sayılır, fakirlerin,
muhtaçların elemlerini azalttığından onların övgülerine muhabbetlerine,
duâlarına nail olur, serveti de hain ve hırslı gözlerin dikilmesinden
emin bulunur. Artık böyle birbiri hakkında hayır düşünen, merhametli
olan, duâcı bulunan bir cemiyet arasında güzel bir âhenk vücuda gelmiş
olmaz mı!

Hakikaten zekât vasıtası ile ihtiyaç ve sıkıntı içinde bulunan
kimselerin zaruri ihtiyaçları karşılandığından zengin-fakir arasında
bir yaklaşma ve kaynaşma meydana gelmektedir. Yoksul kimseler varlıklı
kişilere haset etmez. Bu suretle servet emniyete alınmış, mülkiyet
düşmanlığının önüne geçilmiş olur. Zekâtın verilmemesi yoksullarla
varlıklılar, arasındaki uçurumu derinleştireceğinden bu durum, pek çok
içtimai patlamalara yol açar, sınıf mücadelesine sebep olur. Bu türlü
patlamalar neticesinde yağma edilen maldan fakirler de cemiyet de zarar
görür. Zekât, bu çeşit patlamalara karşı emniyet sübabı görevini yapar.
Zekât içtimai dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlar, fertleri yekdiğerine
kenetler, birlik ve beraberlik ruhunu yerleştirir.
İslâmiyet geçmişte bu günleri yaşamıştır. Neticenin ne kadar şahane ve
göz kamaştırıcı olduğunu bugün tarihlerden öğreniyoruz. Fakat heyhat!
Bugün İslâm’ın her farzı gibi bu sağlam farzı da hemen hemen tamamiyle
ihmale uğramıştır.

Milli Gazete