M. Âkif’in İçerisinde İstiklâl Marşı’nı Yazdığı “Kasr-ı Ebniye”yi İnşa Ettiren
TÂCEDDİN DERGÂHI ŞEYHİ OSMAN VÂFÎ EFENDİ
Nazif ÖZTÜRK
G i r i ş
Tâceddin Dergâhı, Ankara Tekke Ahmed Mahallesi’nde Şeyh Paşa
Zaviyesi derununda Aziz Mahmud Hüdâyî (950/1543-1038/1628)
halifelerinden es-Seyyid eş-Şeyh Tâceddin bin Tâceddin Mustafa el-
Ankaravî tarafından XVII. yüzyılın ilk yarısında külliye halinde
yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Hayatta olduğu sürece dergâhın
şeyhliğini, külliyenin banisi Tâceddinzâde Mustafa yapmıştır .
Tâceddinzâde Mustafa’nın Bursa’dan Ankara’ya hangi tarihte geldiği ve
dergâhı ne zaman inşa ettirdiği kesin olarak bilinmediği gibi, doğum ve
ölüm tarihleri de bilinmemektedir. Bu belirsizlikler arasında, arşiv
vesikalarından ve tarihî olaylardan hareketle, Tâceddin Dergâhı’nın
1610’da meydana gelen Hamamönü/Hacettepe yangınından sonra yapıldığını
, 1650’lerde cami ve dergâhın hizmete açık olduğunu, Şeyh Tâceddin
Mustafa’nın 1664’de hayatta ve görevinin başında bulunduğunu
söyleyebiliyoruz .
Kesin tarih verememekle birlikte, Evkâf-ı Hümâyûn Müfettişi Seyyid
Mehmed Saadeddin’in 27 Rebiyülevvel 1270/1853 tarihli teftiş
raporundan; şeyhimizin kız ve erkek çocuk bırakmadan vefat ettiğini ve
şeyhlik görevinin “ecânibden” yani Tâceddinzâde Mustafa ile hiçbir
irsiyet bağı bulunmayan Gizli Şeyh Mehmed Efendiye geçtiğini, Şeyh
Mehmed’in vefatından sonra şeyhlik görevinin bu şahsın evlâd, evlâd,
evlâdının ekber ve erşedine tevcih edildiğini, bu durumun Abdurrahman
Efendi’nin 1130/1717 tarihinde türbedar tayin edilmesine kadar devam
ettiğini anlıyoruz. Abdurrahman’ın vefatı üzerine oğlu Seyyid Şeyh Pîr
Mehmed 1159/1746’da türbedarlık, 1161/1748’de de şeyhlik görevine
atanıyor.
1188/1774 tarihinde “Kasr-ı yed” ile her iki görev oğlu Şeyh Osman’a
geçiyor. Şeyh Osman’ın çocuksuz vefatı üzerine 1209/1794’de ciheteyn-i
mezkureteyn Hacı Osman’ın oğlu Şeyh Mustafa’ya geçiyor. Mustafa’nın da
çocuksuz ölümü üzerine şeyhlik görevi önce kardeşi Şeyh Mehmed’e
buradan da 1220/1805 tarihinde Mehmed’in oğlu Şeyh Ahmed’e intikal
ediyor. Şeyh Ahmed’in vefatında göreve ehil ve reşit es-Seyyid Süleyman
Neş’et ve es-Seyyid Ahmed Şemseddin adında iki oğlu olduğu halde,
görevin boşalması halinde ailenin erşet ve ekber evlâdına geçmesi
gerektiğine ilişkin kadim teamüle uyularak, şeyhlik vazifesi
1243/1827’de kardeşi Şeyh Osman Vâfî Efendi’ye; buradan da 1270/1853’te
oğlu Mehmed Şerif Galib’e geçmiştir . Uzun bir görev süresinden sonra
Mehmed Galib’in vefatı üzerine şeyhlik vazifesi 1317/1899’da oğlu
Mustafa Tâceddin Efendiye intikal etmiştir . Tekke ve zaviyelerin
kapatılmasının kararlaştırıldığı 2 Eylül 1925 tarihine kadar, Tâceddin
Dergâhı şeyhlik görevini bu şahıs yürütmüştür.
Mehmed Âkif İstanbul’dan Ankara’ya geldiğinde, Âkif ve arkadaşlarına
Tâceddin Dergâhı selamlık binasını tahsis eden şahıs, Şeyh Mustafa
Tâceddin Efendi’dir. 1937’de Ankara’da vefat etmiştir ve mezarı
Solfasol’dadır.
Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevinin üçüncü defa el değiştirdiği
1209/1794 tarihinden tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar geçen 131
yıl boyunca dergâhın şeyhlik görevi, Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin mensup
olduğu bu ailenin elinde kalmıştır.
O s m a n V â f î E f e n d i’ nin Hayatı ve Ş e y h l i k D ö n em i nde Gerçekleşen Hizmetler
1. Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin Hayatı
Osman Vâfî Efendi Ankaralıdır. Babası kendisi gibi Tâceddin Dergâhı
şeyhi olan Mehmed Efendi’dir. Ağabeyi Şeyh Ahmed’in vefatı üzerine
şeyhlik görevi 1243/1827 tarihinde kendisine geçmiştir.
21 Muharrem 1243/1827 tarihli tevcih kararında Osman Vâfî Efendi’nin
türbedarlık ve şeyhlik görevine tayini şu ifadelerle anlatılmaktadır:
“Ankara Kasabasında vâki’ Üsküdârî Seyyid Aziz Mahmud Efendi
hülefâsından merhum Tâceddinzâde Mustafa Efendi, Tekke Ahmed
Mahallesi’nde Şeyh Paşa Zaviyesi’nde bina eylediği dergâhın meşihatını
kendi türbesinde türbedar olanlara bırakmıştır. Vazife-i muayyene ile
türbedar ve zaviye şeyhi olan Seyyid Şeyh Ahmed bin Seyyid Şeyh Mehmed
fevt olmakla müteveffâ-yi mezburun karındaşı Seyyid Şeyh Osman, Ankara
Naibi Mehmed Nesim Efendi’nin ‘ilâmı, Şeyhü’l-İslâm Kadızâde Mehmed
Tahir Efendi’nin işaretleri mucibince fi yevm 21 Muharrem 1243
tarihinde şeyhlik görevine tayin edilmiştir” (Belge-3). Bu tayin
kararından sonra, 1177/1763 tarihinden beri Tâceddin Dergâhı’nda
postnişin olan şeyh efendilere Ankara damgası mukataa malından günlük
on beş (15) akçe tahsisat verilmesi ilkesine uyularak, bu tahsisatı
alması için, Osman Vâfî Efendi üzerine ayrıca ferman çıkartılmıştır.
Her iki tevcih kararı, gereği yapılmak üzere evkâf ve harameyn
muhasebeleri ile nişân-ı hümâyûn askerî ruznamçesine kaydedilmiştir
(Belge-1,2) .
İkinci el kaynaklardan öğrendiğimize göre, Osman Vâfî Efendi Safer
1258/ Mart 1842 ‘de Ankara Müftülüğü’ne getirilmiştir. Aynı dönemlerde
yaşayan ve şeyhimizden bir yıl sonra vefat eden Müderriszâde Sadullah
el-Ankaravî (ö.1271/1855), Osman Vâfî Efendi’nin Ankara Müftülüğüne
atanmasına tarih düşmüştür. İlm-i nücûm sahibi Sadullah Efendi, Osman
Vâfî Efendi’yi, zâhir ve bâtın bilgilerine sahip fazıl bir zat olarak
övmektedir . Bu tarihlerde Tâceddin Dergâhi şeyhlik görevi Osman Vâfî
Efendi’nin üzerinde olduğunu göre, Ankara Müftülüğüne vekâleten atanmış
olmalıdır.
Osman Vâfi Efendi, “hilâf-ı rıza harekete ibtidar eylediği”
gerekçesiyle evâhir-i Receb 1245/1829 tarihli fermanla Kayseri’ye
sürgün edilmiş ise de ; 27 Zilhiççe 1245 tarihinde affedilerek
Ankara’ya dönmesine müsaade edilmiştir. Çok hareketli bir hayatı olan
Osman Vâfi Efendi bir ara Ankara İmar Meclisi üyeliği de yapmıştır.
Bazı belgelerde “Hacı Osman Vâfî” denildiğine göre şeyhimizin hac
farizasını yerine getirerek hacı olduğu anlaşılmaktadır . Arşiv
vesikalarında “…ve hânigâh-ı mezkur postnişini olan Hacı Osman Vâfî
Efendi’nin ashâb-ı halden ve zi duâsına ‘itinâ olunacak dâ’iyâneden
bulunduğu…” ndan bahsedilmesi; şeyhimizin maneviyat sahibi ve duası
istenen, saygıdeğer bir kimse olduğunu göstermektedir.
Resmi evrak üzerinde imza attığı yerlerde ünvanı, “Hâdimü’l- fukarâ,
Osman Vâfî postnişîn-i dergâhı hazret-i Tâceddîn-i Velî, Ankara” olarak
yazılmaktadır. Mühründe ise “es-Seyyid Osman Vâfî Hakk lutfu kâfî”
ibaresi yazılıdır. Demek ki, şeyhimizin adı Osman, vasfı “Vâfî”,
nisbesi “Hakk lutfu kâfî”dir.
“Sözünde duran, ahdini yerine getiren, güvenilir ve her bakımdan
yeterli kimse” anlamına gelen “Vâfî” vasfı hemen isminin yanı başında
ne kadar kimliğinin ayrılmaz bir parçası ise; “Allah’ın hoşnutluğu ve
ihsanı yeterlidir” gerisi boş manasındaki “Hakk lutfu kâfî” nisbesi de
eklemlenerek şeyh efendinin ismi etrafında, ulvî bir anlam bütünlüğü
sağlanmıştır.
İsminin sonuna eklenen sıfatlarda gözlenen anlam zenginliğine
paralel olarak, devlet erkânı ve halk üzerinde büyük bir saygınlığa
mazhar olan Şeyh Osman Vâfî Efendi, 27 yıllık bir hizmet süresinden
sonra 1270/1853’te vefat etmiştir. Osmanlı dönemi teamüllerine göre
mezarının Tâceddin Dergâhı haziresinde bulunması gerekir; fakat esas
hazire tahrip edildiği için, diğer şeyh efendilerle birlikte Osman Vâfî
Efendi’nin kabrini, bugün yerinde bulamıyoruz.
Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin vefatı üzerine şeyhlik kadrosuna,
vazifeye ehil olan Mehmed oğlu Hanif Efendi’nin görevi niyabeten
yürütmesi şartıyla, geride bıraktığı tek erkek evlâdı olan dokuz (9)
yaşındaki oğlu Mehmed Şerif Galib (1844-1899) atanmıştır( Belge-4,5).
Bu tayin kararına, Osman Vâfî Efendi’den önce şeyh olan kardeşi Şeyh
Ahmed’in oğlu es-Seyyid Ahmed Şemseddin Efendi şu gerekçelerle itiraz
etmiştir:
“…Babamız es- Seyyid Ahmed Efendi, berat-ı âli ile şeyh iken vefat
etmiştir. Vefatında ben ve ağabeyim Süleyman Neş’et Efendi mevcut ve
göreve ehil iken, ciheteyn-i mezkureteyne bizler tayin edilmedik. Eski
teamüle uyularak şeyhlik görevi ailenin büyüğü olan amcamız es-Seyyid
Osman Halife’ye tevcih edildi. Amcamızın vefatı üzerine şeyhlik
vazifesi kadim teamül uyarınca ağabeyim Süleyman Neş’et Efendi’ye
geçmesi gerekirken, Ankara Meclisi azasından bazı kimselerin
girişimleri sonucu, mahallinden takdim olunan teklif doğrultusunda
çocuk yaştaki Şeyh Osman Vâfî’nin oğlu Mehmed Şerif Galib’e tevcih
edilmiştir. Haksız olan bu tayin kararından vazgeçilerek görevin
ağabeyim es-Seyyid Süleyman Neş’et Efendi’ye verilmesi gerekir…” Seyyid
Ahmed Şemseddin Efendi bu doğrultuda yazdığı dilekçeyi, gereği yapılmak
üzere Sadaret’e göndermiştir.
Konunun mahallinde tetkik edilmesi için, Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti
Müfettişi es-Seyyid Mehmed Saadeddin Efendi görevlendirilmiştir. İlgili
bütün taraflarla görüşen müfettiş; “…Bu durumdaki görevlere mutasarrıf
olanlardan vefat edenlerin hak sahibi yetişkin büyük evladı mevcut
olduğu takdirde görevin bu şahsa verilmesi, evlad-ı sagîri olanların
ise bi’n-niyabe edâ-yı hizmet ettirilmek (küçük yaştaki çocuk yetişkin
hale gelinceye kadar görevin vekâleten ehil bir kimse tarafından
yürütülmesi kaydıyla) üzere veled-i sagîre vazifenin intikal edeceği
1255/1839 tarihli Nizamname ile karar altına alındığını gerekçe
göstererek…” (Belge-6) şeyhlik görevinin Mehmed Şerif Galib’e
tevcihinin uygun olduğu sonucuna varmıştır.
2.Osman Vâfî Efendi’nin Şeyhlik Döneminde Gerçekleşen Hizmet ve Olaylar
Es-Seyyid eş-Şeyh Osman Vâfî Efendi, Tâceddin Dergâhı şeyhleri
arasında külliyenin bânisi ve ilk şeyhi Tâceddin bin Tâceddin Mustafa
el Ankaravî’den sonra en kudretli şeyhtir. Şeyhlik döneminde Tâceddin
Dergâhı’nın kurumsallaşması, mevcut yapıların onarımı, ek binaların
inşası ve istikrarlı gelir kaynaklarına kavuşturulması konularında bir
dizi gelişmeler olmuştur. Osman Vâfî Efendi’nin şahsiyetinin daha iyi
anlaşılması için yaşanan bu gelişmeleri tarih sırasına göre gözden
geçirmemizde büyük yarar bulunmaktadır.
a.Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin Kayseri’ye Sürgüne Gönderilmesi ve Affı
Şeyh Osman Vâfî Efendi Tâceddin Dergâhı şeyhliğine tayininden yaklaşık
iki yıl sonra, “hilâf-ı rıza harekete ibtidar eylediği” gerekçesiyle
sürgüne gönderilmiştir. “Yürürlükteki mevzuata ve o günün yönetim
anlayışına göre yapılması uygun olmayan bir harekete teşebbüs etmek”
anlamına gelen bu ifadeden ne kast edilmektedir; fermanda herhangi bir
açıklık bulunmamaktadır. Anlaşılan, suç her ne ise işlenmemiş fakat
“suça azmetme/azmettirme teşebbüsü/fiili” tespit edilerek harekete
geçilmiş ve kanuna karşı muhalefet ettiği için (li eclid’t-te’dib) Şeyh
Efendi sürgün edilmek üzere tutuklanmıştır.
Tutuklama ve sürgün kararını hükme bağlayan fermanın tahlilinden,
Şeyh Efendi’nin arzu edilmeyen hareketlere teşebbüs ettiği kanaatine
varan Ankara Mütesellimi Mehmed Mes’ut’un durumu İstanbul’a bildirdiği,
konunun Şeyhü’l-islâm Besicizâde Mevlânâ Abdulvehhâb tarafından
araştırıldığı ve divân-ı hümâyûnda görüşüldükten sonra “suça azmetme
fiili”nin gerçekleştiği kanaatine varıldığı anlaşılmaktadır. 1245 yılı
Receb sonunda alınan sürgün kararı, 24 Ramazan 1245/1829 tarihinde
uygulamaya konulmuş ve çavuş marifetiyle Şeyh Osman Efendi Kayseri’ye
gönderilmiştir (Belge 7) .
Henüz Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti evrakı tasnif edilerek araştırmacıların
tetkikine sunulmadığı için, Mütesellim Mehmed Mes’ut’un arzına gerekçe
olan ilk kademe evrakını, Şeyhü’l-islâm’ın kanaat izhar ederken hangi
delillere dayandığını, divân-ı hümâyun kararının müsdenidâtını
bilemiyoruz. Bu bakımdan şu safhada “hilâf-ı rıza harekete ibtidar
etmek”ten neyin kast edildiğini kesin bir dille söylemek mümkün
değildir. Fakat bu konularda ilk akla gelen husus, 1242/1826’da
Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla birlikte Bektaşiler üzerinde yoğunlaşan
baskılar oluyor. Şeyh Efendi’nin sürgün yılı olan 1245/1829 tarihinde,
üç yıl önce Bektaşî tekkeleri üzerine düşen ateşin alevi sönse de, hâlâ
dumanı tütmektedir . Böyle bulanık dönemlerde çekemeyenler,
kıskananlar, menfaatine halel gelenler hemen harekete geçerler.
Gammazcıların, Şeyh Osman Vâfî Efendi hakkında Bektaşî meşrep
davranışlara teşebbüs etmek ithamında bulunmuş olmaları, bize uzak bir
ihtimal olarak gözükmüyor.
Şeyh Osman Vâfî Efendi, Kayseri’ye sürgün edilmesinden üç buçuk ay
sonra; “ailesi ve çocuklarının mahzun oldukları, kendisinin de pişman
olduğu ve ıslâh-ı nefs ettiği; şayet merhameten affedilirse, kendi
halinde evinde padişah hazretlerinin saltanatının devamı için dua
edeceği, aynı zamanda ‘iyâl ve evladının da sevindirilmiş olacağı”
gerekçesiyle 5 Muharrem 1246/1830 tarihli fermanla affedilmiştir
(Belge-8) . Fermanda her ne kadar evinde oturması kaydıyla Ankara’ya
dönmesinden bahsediliyorsa da, Şeyh Osman Vâfî Efendi, sürgün sırasında
uhdesinden alınmayan Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevine dönmüş ve
şeyhlik döneminde çok önemli gelişmeler olmuştur.
b.Şeyh Osman Vâfî Efendi Döneminde Tâceddin Dergâhı’na Kazandırılan İlave Gelirler
Bilindiği gibi Tâceddin Dergâhı’nın vakfiyesi ve istikrarlı bir şekilde
gelir kaynakları bulunmamaktadır. Ankara malikâne mutasarrıfı el-Hac
Mehmed Subhi Efendi’nin teklifi ve defterdâr-ı şıkk-ı evvel el-Hâc
Rakım Efendi’nin ruûs-ı hümâyûna arzıyla1177/1763 tarihinde miktarı,
sikke-i örfî 44 para,10 akçe yükseltilen Ankara mukataa malından
yapılan günlük 15 akçe ile zaman zaman Ankara mal sandığından yapılan
aktarmalar ve eyalet valilerinin ihsanlarına ilaveten Osman Vâfî
Efendi’nin şeyhlik yıllarında önemli miktarlarda ilave gelir kalemleri
ihdas edilmiştir.
Sağlanan gelir kalemlerinin başında, 1 Rebiyülâhir 1252 senesinden
itibaren Sultan II. Mahmud (1808-1839)’un kendi vakfından her ay derviş
ve misafirlerin yemek bedeli olarak ödenmesi kararlaştırılan 200 kuruş
gelmektedir.
Belgede bu husus şöyle anlatılmaktadır: “Tâceddinzâde Hânikâhı’nın
vâridatı olmadığından taamiye bedeli olarak iki yüz elli iki (1252)
senesi şehri Rebiyülâhir Gurrâsından itibaren Cennetmekân Sultan Mahmud
Hân-ı Sanî tâbe serâhu hazretlerinin evkâf-ı Celilelerinden bâ irâde-i
seniyye, mahiye ikişer yüz kuruş tahsis olunmuştur. Tekkede kim şeyh
olursa bu meblağın onun marifetiyle tahsil ve taamiyeye sarf
edilebilmesi için, şeyhlik tevcihine ilaveten ayrıca beraat i’tası
gerekmektedir” . Nitekim bu tarihten sonra Tâceddin Dergâhı’na her kim
şeyh olarak tayin edilmişse, bu tayin kararına ilaveten bu paranın
tahsili ve harcanması için ayrıca irâde-i seniyye çıkartılmıştır.
Belgelerde geçen “ciheteyn-i mezkûreteyn” ifadesinden maksat, şeyhlik
görevine yapılan atama ile bu paranın tasarrufuna yetki veren tevcih
kararıdır.
Devamının gelip gelmediğini şimdilik bilmediğimiz diğer bir gelir
kalemi de, 1259/1843 senesi Teşrîniûlâ başından 1260/ 1844 Şubat sonuna
kadar her ay beş yüz (500) kuruştan iki bin beş yüz kuruşun makbuz
karşılığında, Ankara vergi gelirlerinden Şeyh Osman Vâfî Efendi’ye
ödenen paradır. Mahsup arzında verilen bilgilerden aynı tarihlerde
Ankara Mevlevîhanesi postnişini es-Seyyid eş-Şeyh Mehmed Efedi’ye her
ay 734’er kuruştan 3670 kuruş, Çorum’da sakin Ethem Baba’ya da aylık
100 kuruştan 600 kuruş olmak üzere, üç dergâha toplam 6770 kuruş
ödendiği kayıtlıdır (Belge-9) .
Bir örnek olması açısından, paranın tahsil edildiğine dair Ankara
Malsandığı’na verilen 11 Muharrem 1260/1844 tarihli senede bakmakda
yarar bulunmaktadır. Bu senette aynen şunlar yazılıdır: “…Medine-i
Ankara’da defîn-i hâk-ı ‘ıtırnâk olan Tâceddinzâde-i Velî kuddise
sırrahu hazretlerinin dergâh-ı feyz-i penâhinde fukarâ ve dervişân ve
misafirâna it’âm-ı taam olmak üzere bâ fermân-ı âli ihsân-ı hazret-i
şehinşahî olan, beher mâh beşyüz (500) kuruştan işbu altmış (1260)
senesi Kanunusânî mâhiyesi bervechi bâlâ beşyüz (500) kuruşun Ankara
Eyâleti (Mal) sandığından ahz ve kabzımızı müş’ir iş bu senedi
verilmiştir. 11 Muharrem (12)60. Hâdimü’l-fukarâ, Osman Vâfî
postnişîn-i dergâh-ı hazret-i Tâceddîn-i Velî, Ankara. (Mühür):
es-Seyyid Osman Vâfî, Hakk Lütfu Kâfî” (Belge-10) .
c.İstiklâl Marşı’nın Yazıldığı “Kasr-ı Ebniye”Şeyh Osman Vâfî Efendi Döneminde Yapılmıştır
Gazeteci Orhan Karaveli tarafından, kendi ailesine paye çıkartmak adına
gerçekler çarpıtılarak imam meşrutası/lojmanı gösterilen ve halen
“Mehmed Âkif Müze Evi” olarak kullanılan bina, Şeyh Osman Vâfî
Efendi’nin gayretleriyle O’nun şeyhlik döneminde yaptırılmıştır.
Tâceddin Külliyesi, Hacı Bayram-ı Velî Camii ve Ankara
Mevlevihanesi’nin Ankara İmar Meclisi’nde onarım kararının alındığı 2
Şaban 1261/ 5 Ağustos 1845 tarihinde Osman Vâfi Efendi, Tâceddin
Dergâhı şeyhlik görevine ilaveten, diğer semavî dinlerin liderleriyle
birlikte bu meclisin üyesidir .
Tanzimat’ın ilanından sora mahallî meclisler, merkezde alınan yenileşme
kararlarının halka benimsetilmesi açısından hem üyelerinin kompozisyonu
hem de biçilen rol bakımından etkin hale getirilmiştir. Tanzimat’la
birlikte meclislerin başkanlıkları ‘ulemadan (kadı) alınarak, idare
adamlarına (valiler, muhassıllar, kaza müdürleri) verilmiş, mahallî
meclislere dâhil edilen dinî reisleri ve kocabaşları vasıtasıyla gayr-i
müslim tebaanın yönetimde söz sahibi olması sağlanmıştır . Nitekim
onarım kararlarının alındığı ve “kasr-ı ebniye”nin yapımının
kararlaştırıldığı Ankara İmar Meclisi kararının altında, Şeyh Osman
Vâfî ve diğer yetkililerle birlikte Musevîlerin, Ermenilerin,
Katoliklerin ve Rumların temsilcileri de bulunmaktadır.
Taşradaki eşref ve ayanın meclislere seçimi veya bürokratik
kadrolara atanmalarının sebebi, bu kesimlerin yerel dinamikleri çok iyi
bilmeleri ve merkezle kurdukları patronaj ilişkileridir. Rızaya dayalı
bu mutabakatla, reformların uygulanması ve merkezî yönetim anlayışının
hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Artık mahallî meclisler,
Tanzimat’la başlatılan reformların uygulanmasında merkezî otoriteyi
taşrada temsil etmektedir. Merkezî yönetim anlayışını benimseyen
devlet, bu düzenlemelerle yerel nüfus sahiplerini meclislere alarak,
mahallî güçlerle tarihî bir uzlaşmaya gitmiştir . İşte böyle bir
dönemde Ankara İmar Meclisi üyesi olan şeyhimiz, tarihin kendisine
sunduğu bu imkânı değerlendirerek, üç müessesât-ı hayriyenin onarım
kararı içerisine, önemli misafirlerini kabul edip ağırlamada ihtiyaç
duyduğu selamlık binası (kasr-ı ebniye)nın yapılmasını dâhil
ettirmiştir. Çünkü halkın istekleri doğrultusunda söz konusu yapıların
bakım ve onarımlarının gerekli olduğuna dair, Ankara İmar İdaresi
mühendislerinin hazırladığı ve meclis kararının dayanağını teşkil eden
29 Muharrem 1261/1845 tarihli teknik raporda “kasr-ı ebniye”nin
inşasından bahsedilmemektedir. Bu durum, selamlık binasının yapımında
Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin etkisini açıkça göstermektedir.
Ankara İmar Meclisi kararında, Hacı Bayram-ı Velî türbesinin onarımı
ve camiin noksan olan çerçevelerinin değiştirilmesi ile Mevlevihane
Tekkesi’nin tamir edilmesi, dervişlerin ve misafirlerin binek
hayvanları için yenibaştan ahır inşa edilmesi dâhil, yapılması gereken
tamirat kalemleri keşif bedelleriyle birlikte verildikten sonra,
Tâceddin külliyesi hakkında aynen şöyle denilmektedir: “…Tâceddin-i
Velî hazretlerinin dahi hânigâh-ı feyz-i iktinâhları ta’miri ile
türbe-i şerifinin bi’l-îcâb tevsi’i ve ilavesi iktiza eden fevkânî iki
oda ve tahtanî bir kahve ocağını müştemil “kasr-ı ebniyesi” inşası ile
fukarâ odası ve taşra(daki) türbenin ta’miri masârıfâtı bâ tahmin
yirmibeş bin üçyüz seksenbir (25.381) kuruşa baliğ olmuş(tur)”.
Gerek meclis kararından ve gerekse Ankara İmar İdaresi
mühendislerinin raporlarından bu tarihe kadar Tâceddin Dergâhı selamlık
binasının olmadığı, ancak ihtiyaca binaen inşasının gerektiği
anlaşılmaktadır. Meclis kararı ve teknik raporda,“Mürûr-u eyyâm ile
bazı mahalleri harâbolmuş ve bazı mahallerinin dahi tevsi’ ve
termimiyle bazı ebniyenin ilâve-i inşâiyesi icâbetmiş olduğundan ve
bunların tamirâtına meşruta vakıfları (vakıf gelirleri) olmadığından”
bahsedilmektedir. Belgenin devamında, “bu eserlerin böyle harap ve
perişan bir vaziyette bırakılarak keramet sahibi bu aziz kişilerin
ruhaniyetlerinin incitilmemesi ve ahalinin bu konudaki hassasiyetlerine
uyulması istenmekte; yapılması gereken onarım ve inşaatların
tamamlanması halinde, burada bulunan fukarâ ve dervişânın devletin
bekası için dua edecekleri” anlatılmaktadır. Bu sebeple her iki belgede
de tamir ve termim için gereken paranın ülke genelinde başlatılan imar
faaliyetleri çerçevesinde başka kalemlerden karşılanması istenmektedir .
Meclis kararı ve eklerinin Sadaret’e arzından sonra, söz konusu
onarımların yapılması ve yeni baştan inşa edilecek binaların biran önce
bitirilmesi için, keşif dosyaları konunun esas sahibi olan Evkâf-ı
Hümâyûn Nezâreti’ne 26 Zilkade 1261 tarihinde intikal ettirilmiştir.
Bu muamelelerin cereyanından dokuz yıl sonra bir şikâyet üzerine
Tâceddin Dergâhı’nin teftişini yapan Nezâret Müfettişi es-Seyyid Mehmed
Saadeddin tarafından düzenlenen 27 Rebiyulevvel 1270/1853 tarihli
teftiş raporunda, “zaviye-i mezkure el-yevm mevcut ve ma’mur olub,
ikiyüz ellialtı (1256) senesi ibdidasından altmışsekiz (1268) senesi
gayetine değin lâzim gelen muhasebesi rü’yet olunarak defter-i
mumziyesi ilerüde takdim kılınacağı” anlatılmaktadır. Teftiş raporunda
geçen bu ifadelerden, keşif raporları doğrultusunda dergâhın bakım ve
onarımlarının yapıldığı, selamlık binasının inşaatının tamamlandığı,
mutfağın kaynadığı, gelirin tahsil edildiği, harcamaların yapıldığı ve
muhasebe kayıtlarının tutulduğu, bir bütün halinde Tâceddin
Külliyesi’nin hizmete açık olduğu anlaşılmaktadır.
Haberleşme ve ulaşım imkânlarının sınırlı olduğu o dönemlerde,
Osmanlı ülkesinde başlatılan imar ve onarım hareketlerini Yıldız
Sarayı’ndan takip etmek amacıyla II. Abdulhamid (1876-1909)’in usul
haline getirdiği, bakıma alınan yapıların onarım öncesi ve sonrası
fotoğraflarının alınması kuralı doğrultusunda, kendi döneminde yapılan
onarımın başlangıcında çektirdiği resimde selamlık binası, bugünkü
yerinde açık bir şekilde görülmektedir (Fotoğraf-1) .
Eşref Edib’in, Mehmed Âkif’in ikâmetine tahsis edilen ve içerisinde
İstiklâl Marşı’nı yazdığı bu binayı tarif ederken anlattığı hususlarla
belgede verilen bilgiler ve II. Abdulhamid fotoğraf koleksiyonu
arasında bulunan resimdeki görüntü tamamen örtüşmektedir. Eşref Edib
aynen şunları yazmaktadır: “Dergâh deyince dervişler, âyinler hatıra
gelmesin. Eşraftan birinin âdeta selâmlık dairesi. Ufak bir köşk gibi
muntazam yapılmış. İçi dışı boyalı. Döşenip dayanmış, güzel ve geniş
bir bahçesi var. Türlü türlü meyveler. Önünde bir şadirvan, şırıl şırıl
sular akıyor”
Basit bir gözlemle mevcut yapıların fotoğrafta görünenlerden çok farklı
olduğu hemen anlaşılmaktadır. II. Abdulhamid kendi özel serveti olan
hazine-i hassadan tahsis ettiği 60.000 küsur kuruşla,
1310/1892-1319/1901 tarihleri arasında camii, minare ve türbe yıkılarak
temelden itibaren yenibaştan yapılmıştır. Bu durum, fotoğrafta görülen
eski yapılarla yeni binaların mukayesesinden, süreli yayınlarda yer
alan haberlerden ve türbe kısmının giriş kapısı üzerinde bulunan
kitabeden anlaşılmaktadır.
d.Şeyh Osman Vâfî Tâcî Evrâdını Tasdik Etmiştir.
Bilindiği gibi “evrâd” kelimesi “vird”’in çoğuludur. Allah’a
yakınlaşmak amacıyla belirli zamanlarda ve belli sayıda yapılan duâ ve
zikri ifade etmektedir. Tasavvuf terimi olarak; bir pîr veya şeyh
tarafından düzenlenmiş olan, tarikat mensuplarının her gün veya belirli
zamanlarda okudukları ayetler, salavat ve esmâdan oluşan duâ demektir.
Bizzat tarikat kurucuları tarafından tertip edilirdi . Evrâd ferdî
olarak okunduğu gibi, tekkelerde namaz vakitlerinde (Tâceddin
Dergâhı’nda sabah namazından sonra okunuyordu) veya zikir başlamadan
önce şeyhin yönetiminde topluca okunabiliyordu.
Bağımsızlığımızın sembolü ve millî mutabakat metnimiz olan İstiklâl
Marşı’nın yazıldığı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Mehmed Âkif’in
misafir edildiği mekân hakkında yeni kuşakları belirsizliklerden
kurtarmak adına, iki yıldır mikro tarihçilik ilkeleri doğrultusunda,
Tâceddin Dergâhı hakkında çalışıyorum. Bu zaman içerisinde hepsi de
yazma olan, Tâceddin bin Tâceddin Şeyh Mustafa el-Ankaravî’nin tertip
ettiği, Arapça “Evrâd-ı şerif”ten yedi nüshayı tespit etmiş ve mikro
filmlerini almış bulunuyorum. Tâcî Evrâdı, önümüzdeki dönemde,“Tâceddin
Dergâhı’nda Uygulanan Eğitim Metodu” başlığı altında ayrı bir çalışma
olarak ele alınacaktır.
Celvetî/Tâcî tarikatında seyr-i sülûkunu tamamlayan müridlere, ders
verebileceklerini ve Tâcî Evrâdı’nı okutabileceklerini göstermek için
düzenlenen icazet vesilesiyle şu ana kadar tespit edebildiğim yedi
nüshadan ikisinin altında Şeyh Osman Vâfî’nin isim ve imzası
bulunmaktadır. Bu durum, o satırlarda adı geçen şahsa icazet
verilmesinin yanında, Tâcî Evrâdı’nın aslına uygun bir nüsha olduğunu
tasdik anlamını da taşımaktadır. Şu anda bizi, işin bu tarafı
ilgilendirmektedir.
Metin altında istinsah eden kâtibi ve çoğaltma tarihi belli olmayan
Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi koleksiyonu arasında 4172
numarada kayıtlı olan nüshanın birinci sayfasında, “şeyhim ve uztazımın
bana icazet verdiği gibi sana icazet verdim”; eş-Şeyh Osman Vâfî
Ankaravî, Postnişîn-i Dergâh-ı Tâceddin ibaresi yer almaktadır. Ancak
Evrâd’ın başında bulunan bu ibarenin, kâtibi ve yazı sitili değişik
olduğundan, sonradan ilave edildiği anlaşılmaktadır.
Transkripsiyonu ile birlikte Sadi Bayram tarafından yayımlanan evrâdın
müstensihi Bahâeddin Nakşibendî Türbedârı Hafız Hasan Şükrü’dür.
İstinsah/çoğaltma tarihi 1268/1851’dir. Bu nüshanın tasdiki, el-Hâc
Mustafa Efendi’ye icazet verilmesi sebebiyle yapılmıştır. Tasdikte hem
imza, hem de mühür yer almaktadır. Bu kısmın transkripsiyonu aynen
şöyledir: “Ezentü leke iznen tâmmen, yâ nûri aynî el-Hâc Mustafa
Efendi. İkra’ hezihi’l-Evrâdı’ş-Şerîfi ba’de edâ-i selatü’l-fecr
bi-hulûsi’l-kalb. Yuhassilu amaleke ve yüsellimu’z-zamani fi dâreyni.
Amin ya mu’în. İnşâ-Allahu teâlâ V’allahu’l-hâdî ilâ sebili’r-reşâd.
Sene, semân ve sittîn ve mieteyn ve elf (1268)”. Hâdimu’l-fukarâ’ Şeyh
Osman Vâfî, Postnişîn-i Dergâh-ı Tâceddîn-i Velî. Ankara. (Mühür):
Seyyid Osman Vâfî, Hakk lutfu kâfî.
Harrerehu’l-fakîrü’l-fukarâ’ Hafız Hasan Şükrü. Türbedâr-ı Nakşibendî
Bahâeddîn kaddesallâhu sırrehu ve nefe’anallahu bi şefâ’atihi. Amîn yâ
mu’în .
Bu iki evrâdın başında ve sonunda Şeyh Osman Vâfî Efendi’nin isim,
imza ve mührünün bulunması, bu nüshaların aslına uygun olduğunu
göstermesinin yanında; bize, diğer nüshaları kontrol etme imkânı da
vermektedir.
S o n u ç
Şeyh Osman Vâfî Efendi Ankaralıdır. Babası kendisi gibi Tâceddin
Dergâhı şeyhlerinden Mehmed Efendidir. Ağabeyi Şeyh Ahmed’in 1243/1827
tarihinde vefati üzerine, şeyhlik görevi aynı tarihte kendisine tevcih
edilmiştir. Tâceddin Dergâhı’nda 27 yıl şeyhlik yaptıktan sonra
1270/1853 tarihinde vefat etmiştir. Şeyhlik görevi, tek erkek evlâdı
olan çocuk yaştaki oğlu Mehmed Şerif Galib’e geçmiştir.
Şeyh Osman Vâfî Efendi renkli bir kişiliğe sahiptir. Akranlarının
verdiği bilgiye göre, iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Dinî,
dünyevî ve tasavvufî bilgileri tahsil etmiş, saygıdeğer ve faziletli
bir kişidir. Ünvanı, “Hâdimü’l-fukarâ, Osman Vâfî postnişîn-i dergâhı
hazret-i Tâceddîn-i Velî, Ankara” olarak yazılmaktadır. Mühründe ise,
“es-Seyyid Osman Vâfî, Hakk lutfu kâfî” ibaresi yer almaktadır. Demek
ki, şeyhimizin adı Osman, vasfı “sözünde duran ve güvenilir” anlamına
gelen Vâfî; nisbesi ise, “Allah’ın hoşnutluğu ve ihsanı yeterlidir,
gerisi boştur” manasında Hakk lutfu kâfi’dir.
“Arzu edilmeyen hareketlere teşebbüs etmek” ithamı ile bir ara
Kayseri’ye sürgün edilmiş ise de, üç bucuk ay sonra affedilerek
Ankara’ya dönmesine müsaade edilmiştir.
Hac farizasını yerine getirdiği anlaşılan Osman Vâfî Efendi,
Tanzimat sonrasında Ankara İmar Meclisi üyeliğine seçilmiştir. Bu
görevde iken Hacı Bayram Camii ve türbesi ve Ankara Mevlevihanesi ile
birlikte, Tâceddin Dergâhı’nın onarımına ilişkin meclis kararına;
önemli misafirlerini kabul edip ağırlamakta ihtiyaç duyduğu selamlık
(kasr-ı ebniye) binasının yapımını ilave ettirmiştir. Böylece Kurtuluş
Savaşı yıllarında Mehmed Âkif ve arkadaşlarının misafir edildiği ve
içerisinde İstiklâl Marşı yazılan, hâlen “Mehmet Âkif Müze Evi” olarak
kullanılan iki katlı binanın Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti tarafından
yapılması sağlanmıştır.
Es-Seyyid eş-Şeyh Osman Vâfî Efendi, Tâceddin Dergâhı şeyhleri
arasında, külliyenin bânisi ve ilk şeyhi olan Tâceddin bin Tâceddin
Mustafa el-Ankaravî’den sonra en kudretli şeyhdir. Şeyhlik döneminde
Tâceddin Dergâhı’nın kurumsallaşması, mevcut yapıların onarımı, ek
binaların inşası, istikrarlı gelir kaynaklarına kavuşturulması ve
Tâcî/Celvetî evrâdının tasdiki konularında önemli gelişmeler olmuştur.
Hülâsâ Şeyh Osman Vâfî Efendi, ilim ve maneviyat sahibi, duası
müstecap, merkezî ve mahallî yöneticilerin saygısını, halkın
bağlılığını kazanmış, himmeti istenen hürmete lâyık bir kimsedir.
Ruhu şâd olsun.
----------------------------------------
1 Doktor, Araştırmacı/Yazar
2 Osmanlı Arşivi’nde bulunan bir belgede geçen, “…Nezâret-i Evkâf-ı
Hümâyûn’a mülhak evkâftan Ankara’da vâki’, Üsküdârî Aziz Mahmud Efendi
hulefasından müteveffa Tâceddinzâde Mustafa Efendi’nin Tekke Ahmed
Mahallesi’nde, Şeyh Paşa Zaviyesi’nde binâ eylediği cami’-i şerif ve
zaviyesi vakfı…”(BOA/Cevdet- Evkâf, 1270: 10201) ifadesi, söylediğimiz
hususları doğrulamaktadır. Benzer hususlar Vakıflar Genel Müdürlüğü
Arşivi’nde bulunan şahsiyet kayıt defterlerinde de yer almaktadır
(VGMA, Atik Şahsiyet Rabi’-Sanî/Asker 1317: Def. 411, sayfa 77, sıra
1076).
3 Turan, Şerafettin, “Osmanlı Dönemi Ankara’sı”, Ankara Konuşmaları, Ankara Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayını, s.53-61.
4 Ankara İçkale Mahallesi sakinlerinden Aslanağa bin Muslu adındaki
hayırseverin Bazar-ı Ganem Sûki/ Koyunpazarı Çarşısı’nda yaptırdığı iki
katlı han, kahvehane, mescid ve bitişiğinde bulunan üç dükkânın
vakfedildiğini gösteren Gurre-i Şaban 1075/1664 tarihli vakfiyesinin
şuhûd-i hâl listesinin başında, “Umdetü’l-meşâyıhü’l-‘izam Mustafa
Efendi İbni Tâceddinzâde” ifadeleriyle yer alması, Tâceddin bin
Tâceddin Mustafa Efendi’nin bu tarihte Ankara’da hayatta olduğunu
açıkça göstermektedir. Ayrıca aynı vakfiyede, diğer bir takım hayır
şartlarının yanında, Tâceddinzâde Mustafa’nın yaptırdığı cami-i şerifte
imam olan kimsenin her gün öğle namazlarından sonra aşr-ı
amene’r-resulunu tilavet edip vâkıfın ruhuna hediye etmesi ve buna
karşılık yevmiye 3 akçe vazifeye mutasarrıf olması istenmektedir.
Vakfiyede geçen bu ifadeler, Şeyh Tâceddin Mustafa’nın 1664’lerde
Ankara’da postnişin olarak görevinin başında olmasının yanında, bu
tarihten önce dergâhla birlikte camiini de inşa ettirerek hizmete
açtığını ve kendinden başka bir şahsın imamet vazifesinde bulunduğunu
açık bir şekilde göstermektedir (VGMA, Aslanağa bin Muslu Vakfiyesi
1074: Def. 592, sayfa, 166, sıra 137).
5 Kasr-ı yed, Arapça el çekmek demektir. Devlet vazifesinde bulunan bir
kişinin, ehil olan bir şahıs lehine, yaptığı görevden feragat
etmesidir. Mehmet Zeki Pakalın’ın ifadesiyle “Mütevellilik, imamlık
(şeyhlik) gibi babasından kendisine intikal eden bir haktan vazgeçmek
yerinde kullanılan bir tâbirdir (Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri
Sözlüğü, İstanbul 1983, C.II, s. 209.
6 Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti Müfettişi es-Seyyid Mehmed Saadeddin’in Teftiş Raporu, (BOA/Cevdet- Evkâf, 1270: 10201).
7 VGMA, Atik Şahsiyet, Rabi-Sanî/Asker 1317: Def. 411, sayfa 77, sıra 1076.
8 BOA/Cevdet-Evkâf 1243: 13730.
9 Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathane Müzesi Takvimi (KRMT),
208/3a ve CD: 22745’den naklen Koç (Tunalı), Gülçin, “Sadullah
Efendi’nin İlm-i Nücûm Kaynaklarından Tanzimat Ankarasına Bir Katkı”,
Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. (369-392) 382, dn. 64. Aynı yazıda
Sadullah Efendi’nin takviminde/günlüğünde nadiren bahsettiği yerler
arasında, Ankara Paşa Sarayı, Redif Kışlası ve en başta da Tâceddin
Dergâhı’nın bulunduğu anlatılmaktadır (KRMT: 208/9-10a; s. 374, dn. 17).
10 BOA/ Cevdet-Evkâf 1245: 7429/a.
11 BOA/ Cevdet-Evkâf 1245: 7429/b.
12 BOA/ A.MKT 1261: 26/74.
13 BOA/ Cevdet- Evkâf 1257: 16329.
14 BOA/ Cevdet-Evkâf 1257: 16329.
15 BOA/ Cevdet- Evkâf 1260: 10029 ekleri tutanaklar;
16 BOA/ Cevdet- Evkâf 1270: 10201.
17 1255 tarihli Evkâf Ta’limnamesi, Bend 13-14. Cihetlerin tevcihinde,
yeterlik imtihanını kazanmış olanlar arasından, eski görevlinin evladı,
evladı birden fazla ise en büyüğü ve ehliyetlisi tercih edilecektir.
Sadece küçük evlat mevcutsa görev ona verilir; ancak onun adına bir
kaim-makam tayin edilir (Akgündüz, Ahmed, İslâm Hukuku ve Osmanlı
Tatbikatında Vakıf Müessesesi, İstanbul 1996, B. 2, s.345-346). Daha
sonra bu kuraldan vazgeçilmiştir ( Ömer Hilmi Ef., İthâfü’l-Ahlâf fi
Ahkâmi’l- Evkâf, İstanbul 1307, s.182, Mes’ele 375. 1280 tarihli Evkâf
Nizamnamesi, Bend: 31-35; 1286, 1290 ve 1331 tarihli Tevcih
Nizamnameleri.
18 BOA/ Cevdet-Evkâf 1270: 10201
19 BOA/ Cevdet- Evkâf 1245:7429.
20 Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasıyla birlikte, Bektaşîlerin
araştırılması, gerektiğinde te’dibi ve sürgüne gönderilmesi ve inşa
tarihi üzerinden 60 yıl geçmeyen Bektaşi tekkelerinin yıkılması kararı
alınmıştır. Bu karar İstanbul’dan başlamak üzere Anadolu ve Rumeli’de
tavizsiz bir şekilde uygulanmıştır (BOA/ Hatt-ı Hümâyûn (HH)1242:
17351; BOA/ Cevdet- Evkâf 1309: 180-185; Lütfi Tarihi 1290: 150-180).
Cami veya mescid yapılmayanlar ile yıkılanların haricinde kalan kadim
Bektaşî tekkeleri “ehl-i salâh” kimselerin yönetimine verilmiştir (BOA/
Cevdet- Evkâf 1243: 13680; BOA/ Ali Emiri(AE) 1245: 9950; Lütfi Tarihi
1290: 151). Bu konuda daha geniş bilgi için bkz Öztürk, Nazif, Türk
Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Ankara 1995, s.5-6.
21 BOA/ Cevdet- Evkâf 1245: 7429.
22 BOA/ Cevdet- Evkâf 1243: 13730.
23 BOA/ Cevdet- Evkâf 1257: 16329.
24 Ankara Eyâlet Valisi’nin Ramazan 1234/1818 ayına ait bir aylık gider
defterinin tetkikinden; diğer dinî ve hayır kurumlarının yanında Vali
Paşa’nın in’âmiye olarak Tâceddin Camii’nde şifa-i şerif tefsir edene
70 kuruş, dergâha 65 kuruş, imam ve müezzine 30 kuruş ihsanda bulunduğu
anlaşılmaktadır (BOA/ Cevdet-Evkâf 1234: 7003).
25 BOA/ Cevdet-Evkâf 1270: 10201.
26 BOA/ Cevdet-Evkâf 1260: 10029/1.
27 BOA/ Cevdet- Evkâf 1260: 10029/2.
28 Bu tebliğin hazırlandığı Aralık 2008’de, cami ve türbe ile birlikte
yıl içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan
restorasyon çalışmaları devam ediyordu.
29 BOA/ A. MKT 1261: 26/74-2.
30 İnalcık, Halil, “Tanzimatın Uygulanması ve Sosyal Tepkiler”, Belleten XXVIII, Sayı 112 (1964), 623-90, s. 633.
31 Köksal, Yonca, “Tanzimat’ta Bulgaristan: Osmanlı’da Merkezî Devletin
Oluşumu”,Toplum ve Bilim, Kış 83,(1999-2000), s. 241-266.
32 BOA/ A. MKT 1261: 26/74-1
33 BOA/ A. MKT 1261: 26/74-2
34 BOA/ A. MKT 1261: 26/74-1,2.
35 BOA/ A.MKT 1261: 26/74-3. Kasr-ı Ebniye’nin inşasına ve diğer
yapıların onarımına ait belgelere geçen yılki tebliğimde
transkripsiyonlarıyla birlikte yayınlanmıştır (Öztürk, Nazif, “Tâceddin
Sultan’dan Mehmet Âkif’e”, Mehmet Âkif Dönemi ve Çevresi (Vefatının 71.
Yılında Mehmet Âkif Bilgi Şöleni 29-30 Aralık 2007) Ankara 2008, s.
212-226).
36 BOA/ Cevdet- Evkâf 1270: 10201.
37 Ankara’da kâin Tâceddin-i Velî hazretlerinin camii ve türbe-i şerifesi (fotoğrafı), İRCİCA, 90431/19.
38 Eşref Edib, Mehmed âkif, Hayatı-Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları, İstanbul 1960, B. 2, C. I, s.152.
39 Rumî 29 Mart 1309/ Hicrî 23 Ramazan 1310 Pazartesi tarihli Sabah
Gazetesi, Numara: 1309, Sayı: 13507,s. 1 (Bayazıt Kütüphanesi/Tarık Us
Koleksiyonu, İRCİCA, Arşivi).
40 Kara, Mustafa, “Evrâd”,DİA, İstanbul 1995, C XI, s. 533-535.
41 Tâceddin-i Velî Evrâd-ı Şerifi (Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi: 4172).
42 Bayram, Sadi,“Taceddin Sultan ve Evradı”,Türk Dünyası Tarih Dergisi, İstanbul Mart 1994,Sayı:87,s.45-53.
43 Bayram, Sadi, Agm, s.53.