Ömer Arif
Enbiyanın, esfiyânın, ulemânın, hukemânın ve sulehânın matlubu
marifetullaha nail olmaktır. İnsan dünyaya kesb-i kemâl, seyr-i cemâl
için gelmiştir. Seyr-i cemâle ulaşmak marifetullaha vasıl olmakla hâsıl
olur.
Kişiyi marifetullah sırrına erdirecek yedi basamak ise sırasıyla şunlardır:
1. Sabır
2. Şükür
3. Tevekkül
4. Rıza
5. Teslimiyet
6. Muhabbet
7. Marifetullah
Sabrın Sonu Selamettir
O halde (Resulüm), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği
gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar vâdedildikleri
azabı gördükleri gün, sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar
kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluklardan
başkası helâk edilir. (Ahkaf, 35)
Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman ahlâkın en öne çıkanının sabır
olduğunu görüyoruz. Kuran’da yaklaşık yüz yerde sabır ahlâkından
bahsediliyor. Çünkü diğer güzel ahlâk diye sayacağımız ahlâkların hepsi
sabırla doğrudan bağlantılıdır.
Sabır temelde üçe ayrılır:
1- Allah(c.c)’a itaat etmeye sabır,
2- Allah(c.c)’a isyan etmemeye -günaha düşmemeye- sabır,
3- Kaza-bela ve sıkıntılara sabır. Bunlar ortaya çıkışına göre farklı boyutlarda derecelendirilir.
Sabrın dört derecesi vardır:
Birincisi: Bedeni- ihtiyarî olan sabır. Yani; beden ile alakalı ve
kişinin seçmesine bağlı olan sabırdır. Meşakkâtli amelleri bir kimsenin
kendi isteği ile yapması gibi.
İkincisi: Bedeni-zarurî olan sabır. Herhangi bir darbeden dolayı bir
yerinin ağrıması, başının dişinin ağrıması gibi. Bu bedende olan
kişinin kendi elinde olmayarak meydana gelen ama sabredilmesi gereken
bela musibet ve sıkıntılardır.
Üçüncüsü: Nefiste ve ihtiyarî olan, kişinin seçmesine bağlı olan sabır.
Dinen caiz olmayan bir yanlışlığa gitmemek için kişinin sabretmesi gibi.
Dördüncüsü: Nefsî ama zarurî olan sabır. Bir kimsenin sevdiğini
kaybetmesi, sevdiği ile yollarının ayrılması gibi. Bu, elinde olmayan
ama sabredilmesi zorunlu olan bir haldir.
Ululazim Peygamberler, ihtiyarî olarak Allah (c.c)’ın emri doğrultusunda sabrettiler
Nuh(a.s); kavminin ezasına, cefâsına sabretti. Gece gündüz Allah
(c.c)’ın yoluna davet etti. Onlar alay ve işkenceyi seçtiler. O, Allah
(c.c) yolunda sabretti.
İbrahim(a.s); düşmanlarına, Nemrut’a ve karşısındaki kâfirlere karşı sabretti.
Musa (a.s) Kelimullah; firavun ve onun ileri gelen taifesi ve ekibine karşı sabretti.
İsa (a.s); kendisine inanmayanlara karşı sabretti.
Âlemler Sultanı Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz Allah (c.c)’ın dinine
insanları “La ilahe İllallah Muhammedin Resulullah” deyin, tapmış
olduğunuz putları terk edin.” diye kâfirlerin başlarını çatlatırcasına
tevhide davet etti. Bu uğurda kendisine edilen eza ve cefaya sabretti.
Ve bu peygamberler, ihtiyarî sabrı seçtiklerinden dolayı Ululazim
peygamberler oldular. Nuh (a.s), İbrahim (a.s), İsa (a.s), Musa (a.s)
ve Âlemler Sultan’ı Muhammed Mustafa (s.a.v) Ululazim Peygamber oldular.
Mesela; Yunus (a.s) Rabbimizden doğrudan emir gelmeden kavmini terk
edince: “Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi
olma. Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti” (el-Kalem,
48).Varılan netice ise BÜYÜK MÜKÂFAT
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de sabredenlere mükâfatlarının hesapsız
verileceğini ifade ediyor: “Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız
ödenecektir.” (Zümer, 10)
Allah (c.c)’ın Resulünden rivayetle sabredenlere mükâfatı hesapsız
verilecektir. Melaike-i Kiram: “ Sabredenler kimlerdir, hesapsız
cennete girecekler kimler?” diye nida edince, bir zümre ayağa kalkacak.
Hesapsız olarak cennete doğru yürüyünce, melâike-i kiram diyecek ki: “
Siz, ne oldu da hesapsız cennete gireceğiz diye ayağa kalktınız?” Onlar
da diyecek ki: “Biz sabredenlerdeniz. Rabbimiz bize vaat etti dünyada:
“Ancak sabredenlere mükâfatı hesapsız verilir.” Peki diyecek melekler:
“Siz neye sabrettiniz?” Onlar da diyecek ki: “Allah (c.c)’a itaat
etmeye sabrettik. O’na isyan etmemeye sabrettik. Gelen kaza, bela,
musibetlere sabrettik.” O zaman melâike-i kiram: “ Hadi! Allah (c.c)’ın
emri ile sabretmeniz sebebi ile hadi cennete hesapsız giriniz.”
Şükür Nimeti
“Sizde nimet namına ne varsa hep Allah’tandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah’a feryat edersiniz. “ (Nahl 53)
Allah’ın Resulü buyuruyor: “Herhangi bir kula nimet ulaşır da o kul
“elhamdülillah” diye dili ile şükretmese bile bu nimet Allah’tandır
diyebilse, o nimete şükür olarak yeter. Bu da ayrı bir müjde. Hani
taaccüb eden olmuştur belki. Bir kul diyecek ki “Elhamdülillah”,
verilen nimetlerin hepsine kâfi gelecek. Bu ise daha ötesi. “Siz de her
ne nimet varsa hepsi Allah’ tandır.” Kul sadece bunu bilse, diliyle
“elhamdülillah diye şükretmemiş olsa bile” nimetin varlığını, verenin
Allah olduğunu bilmesi o kimsenin nimetine şükür olarak yeter.
“Hâlbuki Allah’ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları
sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok A. “ (Nahl 18)
Şeddat bin Evs öyle buyurdu: “Şu söyleyeceklerimi iyi dinleyiniz,
ezberleyiniz. Çünkü ben Allah’ın Resul’ü söylerken işittim.” Nedir, o
işittiğin Ey Evs? “İnsanlar altın biriktirme, gümüş biriktirme derdinde
olduğu zaman siz şu kelimeleri, şu kıymetli cümleleri ezberlemek
suretiyle, siz bunu biriktiriniz. Yani; bir insanın altın
toplamasından, gümüş toplamasından, altın ve gümüşlere sahip olmasından
şu duayı bilmesi, ezberlemesi kendisi için daha hayırlıdır:
“Ey Allah’ım! Senden dinde sebat istiyorum. “Ey Allah’ım! şüphesiz ki
ben, doğruluk üzerine de azmetmeyi istiyorum senin vermiş olduğun
nimetlere şükretmeyi istiyorum... TEVEKKÜL
“Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. “ (Ali İmran160).
Allah’ın Rasulü şöyle dua ederdi. “Ey Allah’ım! Sana teslim oldum. Sana
inandım. Sana dayandım. Sana döndüm. Senin kudretinle mücadele ettim.
Ey Allah’ım, beni saptırmaman için senin kuvvet ve şerefine sığınırım.
Senden başka ilâh yoktur. Sen, ölmeyen dirisin. Cinlerle insanlar ise
hepsi ölüme mahkûmdurlar.” (Müslim).
Tevekkülün tamamı Allah’a kesin inancın, yakînin meyvesidir.
Hz. Lokman oğluna; “Ey oğlum dünya uçsuz bucaksız derin bir denizdir. O
denizde pek çok insan boğuldu niceleri o denize girdi de bir daha
çıkamadı. Eğer sen geminin Allah’a iman olmasını, geminin astarının
Allah yolunda amel olmasını, geminin yelkenin Allah’a tevekkül olmasını
isterisen umulur ki; sen bu denizde boğulmadan sağ salim sıhhatli bir
şekilde çıkmış olursun” diye öğütte bulunmuştu.
Tevekkülü Doğru Anlamak
Âzaların sebeplere sarılması caizdir. Ama kalbin sebeplere yönelip
kayması tevekkül sırrına ermişlere caiz değildir. İşte insanların
ekseriyetle tevekkülü anlama noktasında ihmal ettikleri nokta budur.
Sebeplere sarılmak haktır, caizdir. Sebeplere sarılmak tevekkülü ihlal
etmez. İmamı Gazali (r.a)’ın ifadesiyle “zahiri sebeplere sarıl ama
batında kalbin sakın ha zahiri sebeplerle meşgul olmasın bu tevekkülü
ihlaldir.” İmam Savi (r.a)’nin şu tarifi tevekkülün özü ve özetidir
Tevekkül: bütün hallerde, işlerin tamamında Rabbü’l-âlemin’e kalbin tam güvenmesidir.
“Kalbin samimiyetle Mevla’ya itimat ederek güzellikleri celbetme,
zararlıları def etme dünyevî, uhrevî her şeyi ona vermektir sebeblerden
yüz çevirip esbabı da yaratanın Mevla olduğunu bilerek hakikata
dalmaktır.”( İbn-i Haceri’l-Askalani )
“Tevekkül: Bedeni ubudiyete atmak, kalbi Rabbü’l-âlemin’e katmak ve
Rabbımızın her şeye kâfi olacağına itmi’nan olmaktır. “( Ebu Turab En
Nahşebi)
Rıza Sığınağı
Yahya Bin Muaz’a: “Kul rıza makamına ne zaman ulaşır?” diye
sorduklarında o da der ki; “Kendilerine verilse de verilmese de
hamdeder, yalnız bırakılsa, her an Mevla ile olduğunu bilir.
Yalnızlıkta kendisinin Mevlâ ile birlikte olduğunu, Mevlâ’ nın
kendisini gözettiğini bilir.
Kaza ve kadere razı olmak ihlâsı getirir, tevekkülü getirir. Tevekkül
Allah(c.c)’a dayanmadır. Kul Allah(c.c)’a dayanmadıkça Rabbi kendinden
razı olmaz. Allah(c.c)’tan korkanlar Rabbimizden gelene rıza
gösterirler. Mümin kadere İman ettikçe Allah(c.c) korkusu da artar.
Rabbülalemin’den gelenler hususunda acaba ben hangi hâl ile öleceğim
der, ameller sonlara göre değerlendirilir. Benim son halim ne olacak
der ve bu şekilde korkar, kendisini hesaba çeker.
Allah(c.c)’ın rızası Cemalullah’tan sonra cennetin en büyük
nimetidir. Cennette Cemalullah’ tan sonra en büyük nimet Rabbimizin:
“Sizden razı oldum, ebediyen size gazap etmeyeceğim.” demesidir.
Öyleyse kulun rıza makamına yükselmesi öncelikle Rabbulalemin’in
rızasını gerektirir. Allah (c.c) da kulundan razı olmadıkça, kullar
ondan razı olamaz. Siz onu razı etmeye bakın. O razı olursa siz de razı
olanlardan olursunuz.
Rıza ağacı öyle bir ağaçtır ki şükür meyveleri verir. Şükretmek öyle
bir hâldir ki iman makamlarından bir makamdır. İmanın hakikati
nimetlere şükürle belli olur. Allah(c.c)’ tan gelene gadap ise
nimetlerin kişiyi münkiri ve nankörü olmasını gerektirir. Bu da bir
kulun dünyadaki musibetlerinin en büyüklerinden sayılmıştır.
Kaza ve kadere rıza hali ayetlerde ve hadislerde müminin saadetinden
sayılmış. Kaza ve kadere rıza göstermemek ise cehennemlik ehlinin
alametlerinden sayılmış. O zaman iman-ı kâmil nişanını kulun takması
kaza, bela, musibete rıza ile mümkün olur.
Teslim Oldum Elhamdulillah
“ Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum!
Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da
cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden
bulursun, dedi.”(Saffat, 102)
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan
ululemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa
düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve
Resul’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem
de netice bakımından daha güzeldir.”(Nisa 59)
Firavun’ un sihirbazlarındaki İbret Verici Hal
Firavun’ un sihirbazları Musa (a.s)’ı yenerek Firavun’un yanında yer
edinmek istiyorlardı. Ama o gün Allah (c.c) içlerine iman nasip etti ve
Firavun’un rab olmadığını rabbın bir olduğunu ve Musa (a.s)’nın onun
peygamberi olduğuna iman ettiler.
“(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. “Alemlerin
Rabbine, iman ettik.” dediler. “Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik.”.
Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman
ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi
(size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve
ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!” “Zararı
yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.”(Şuara
46-50)
Allah(c.c)’a teslim olan bir kimse, Allah(c.c) sevgisini maldan,
candan, evlattan, anadan, babadan vs. dünyalıklardan öne almalıdır.
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz
ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah
yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye
kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe
24)
Allah Rasulü’nü sevmek imandandır MUHABBET
(Resulüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da
sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı
ve esirgeyicidir.( Âl-i İmrân 31 )
Allah (c.c.)’ı sevdiğini söyleyen bir kimseden delil isterler. Acaba
bizim halimiz haline uymaz, yolumuz yoluna uymaz, dilimiz diline uymaz,
gözümüz gözüne uymaz, kalbimiz kalbine uymaz, emirleri ve nehiyleri
konusunda bi haber, vurdumduymaz ve gafil ise sadece dil dese seviyorum
bu ne ifade eder ki. Allah Rasulü’nün Ashabı Onu bir kere görmeye
hiçbir şeyi değişmezlerdi. Anaları, babaları çocuklarına derdi ki;
Allah’ın Rasulü bir yerde sohbet ediyorsa siz burada ne gezersiniz diye
çocuklarını uyararak Allah’ın Rasulü’nden uzak olmalarına razı
olmazlardı.
Allah’ın Rasulü’nü canı gönülden seven kişi; ahirette Allah’ın
Rasulü ile birlikte olacaktır. Adamın birisi Peygamberimiz’e geldi ve
dedi ki: Ya Resulullah kıyamet günü ne zamandır?
Peygamberimiz de buyurdu ki: ‘Peki sen o gün için ne hazırladın.’
Adam da: Allah ve Rasulünün sevgisini deyince;
Peygamber Efendimiz (s.a.v): ‘Şüphesiz ki sen sevdiğinle berabersin.’buyurdu.
Hazreti Enes (r.a) anlatıyor:
‘Biz Allah’ın Rasulün’den ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir’ sözünü duyduğumuz kadar hiçbir şeye sevinmemiştik.
Hazreti Enes (r.a) bunu duyar duymaz ayağa kalktı: ‘Şüphe yok ki ben;
Allah’ın Rasulü’nü, Ehli Beyt-i, Hz.Ebubekir’i, Hazreti Ömer’i
seviyorum umarım onlarla birlikte olurum. Onların amellerini
işleyemesem bile onları seviyorum’buyurmuştur.
Kişi sevdiği ile beraberdir. Bu ferman ne büyük müjde; çünkü
amellerimiz onlara yetişmese bile sevgimiz cennette onlarla birlikte
kılıyor bizi.
Ne Mutlu Marifet Deryasında Yüzen ARİFLERE