09 Eylül 2014, 16:01:49 Gönderen: seyyah | Görüntülenme: 421 | Yorumlar: 0

15 Ocak 2014, 08:35:13 Gönderen: seyyah | Görüntülenme: 13496 | Yorumlar: 0

İ T H A F
 (Terzi Baba’ya ithaf olunur)
 17.05.2001 Perşembe
 Ç. H. U.
  
  
  
 bismillâhir rahmânir rahiym
  
  
 Ne zaman gönül haneme do?ru hicret etsem O’nu bulurum. O’nu görürüm. O’nunla konu?urum. O’nunla hareket ederim. O’nun nûruyla ayd?nlan?r, O’nunla var olurum. O’nun olmad??? ne bir mekân, ne de bir zaman vard?r benim için...
  
 O’nun ismini duyunca derin bir “Ahhh!” çekerim,  O’nunla yer, O’nunla içerim, O’nunla uyur, O’nunla uyan?r?m.  Özüm de O’dur, sözüm de O’dur.
  
 Ey Âriflerin ve muhabbetin menba?, Velâyetin hâtemi, can?m?n ca-nan?, gönlümün sultan?, Ya Hazreti Pirim!
  
 ?u benim divane gönlüm senin muhabbet oklar?nla yaraland???ndan bu yana dermans?z bir derde yakaland?m.
  
 Ya Hazretim!  Ben sana mü?tak?m.  Suya muhtaç olanlar?n, suya ka-vu?abilmenin hasreti ile yanmalar? gibi ben de her an seni bilmenin, sa-na ula?man?n, seni görmenin hasreti içerisindeyim.
  
 Senin muhabbetin bir sarma??k gülü gibi bütün varl???ma sar?ld? ve kucaklad?.  Senden gayr?ya bakam?yorum çünkü gözlerim ba?land?.
  
 Seni hayat?ma hayat k?ld?m. “Necdet” ismini kendime mi’râc eyle-yip ba??ma tac yapt?m.
  
 Senin huzuru dergâh?na girip de güzelli?inden sarho? olmayan gönül gönül müdür?
  
 Ey a??klar yolunun efendisi,  Ey esrâr-? bât?n?n nât?k?,
 Dillerde okunan sensin, “venefahtü”deki Rûh sensin. Kevser gibi ezelden ebede do?ru akan sensin. Derdine derman arayanlar?n derman? sensin.
  
 Dervi?in zikri 28 harfin Elifi, Muhammedin gözledi?i Hakk’?n habibi, Alîmin ilmi, Hâlimin hilmi sensin.
  
 Safa sende, vefa sende, takva sende...  Sensiz hayat ise eza ve cefa olur.  Senden ayr? dü?enlerin hâli nice olur?
  
 Seni bulan, bulur Hakk-?
 Seni gören, görür Hakk-?
  
 - Ya Hazreti Pirim!
 Nûrundan mest olup feyzinle doysam, zât-i tecellini rûhumda duy-sam...
 Senin yolun Hac yoludur. Bitmeyen bir yoldur. Ben ise sadece sana yönelmekteyim...  Lebbeyk Allahümme Lebbeyk...
 Ey can dostum!   Senin güzelli?ini seyretmek, senin gizli lisân?n? du-yabilmek ne büyük saadet.
 Bu lisân?n bir ?elâle gibi ça?layarak zât?ma do?ru akmas? ne büyük zevk...
  
 Ey Can dostum...
 Senin saray?n hazine dolu.  Ancak bugünlük benim kelâm?m bitiyor.
  
           Kûr’ânda yemin edildi sana
             Zaim kavmi dendi ad?na
             Hasret çekildi hep yoluna
             Ahir zamanda ç?kt?n ortaya
             TERZ? BABA arma?an olsun bütün canlara
  
  
 Ey Medinenin gülü !
 A?layan gözlerimin içinde gül, türlü renklerinle gönlüme dökül,
 Sende buldu bulanlar vuslat?n ne?’esini,
 Her gece, her gün, her saate varl???n âyan (aç?k)
 Seni nas?l tan?tay?m! Kitaplara s??mazs?n ki,
 Seni aramak beyhûde, zamandan ve mekândan münezzehsin sen,
  
 Dinleyin Dostlar?m...
 Görün Sahabe-i Kiram? Asr-? Saadettir bu,
 Erin art?k Necat’?n?za F?rka-y? Naciye’dir bu,
 Seninle her?ey bir oldu, Gönül Mekke’sinin Fethi’dir bu.
  
                                                                  
  17.05.2001
                                                                                                    
                                                                                                          Ç. H. U.
  
  
  
  
 B A ? L A R K E N
  
  
  ¡áî©uª £?Ûa ¡æb À¤îª £'Ûa  å¡ß ¡é¨Ü¨£Ûb¡2 ¢?ì¢Ç a
  ¡áî©yª £?Ûa ¡å¨à¤yª £?Ûa ¡é¨Ü¨£Ûa ¡á¤?¡2
  
 euzü billâhi mine? ?eytanir raciym
 bismillâhir rahmânir rahiym
  
 Rahmân ve Rahim olan, her an her?eyi bilen, gören, gözeten, ku?a-tan Allah'?n (c.c.) ad?yla söze ba?l?yorum.
  
 Muhterem gönül dostu karde?lerim,
 ?rfan ba??na giri?, Allah yolunun öncülerine ba?lanmadan ve onlar?n gösterdikleri hak yoluna girmeden imkâns?zd?r. Onlar?n ahlâk kurallar?na ve dini tavsiyelerine uymadan gayeye var?lamaz.
  
 ?u itiraf?m? içtenlikle, aç?kl?kla ve gönül rahatl??? içerisinde belirtmek isterim, ki bu dünya hayat?n?n en güzel, en faziletli, en mükemmel ha-disesi; bir ?nsân-? Kâmile gönül verip ona mülâki olmak, etraf?nda per-vane gibi dönmek, onun ilâhiyat mektebinde irfan e?itimi almak ve böy-lece asl?na rücu etmektir.
  
 Bu hadisenin de?erini ve k?ymetini hiçbir ?ey ile ölçmek mümkün de?ildir. Özellikle de her gün biraz daha yaln?zl??a do?ru sürüklenen ça??m?z insân?n?n en önemli ihtiyaçlanndan birisi de budur.
  
 As?rlardan beri Kevsernehrini gönüllerden gönüllere aktaran, can-lara can katan, özünde Tevhid, Allah bilgisi ve Allah sevgisi olan bu ilâ-hiyat mekteplerinden birisi de Tarîkat-? Âliyye-i Halvetiyye-i U??âkiy-ye'dir.
  
 Bu derlemeyi haz?rlamaya karar verip üzerinde çal??ma yapt???m günlerde, Hazretimiz (Terzi Babam) bu kutsal yolun kurucular? hük-münde olan Pirlerini ve mübarek ?ahsiyetlerini de bu bölüme almam?z?n daha uygun olaca??n? söylediler.
  
 Biz de bunu yerine getirirken bu gönül erlerimizi tan?y?p sevmenin, özellikle bu istikâmette sülûk eden sâliklerin kendi yollar?n? bilme ve tan?malar? aç?s?ndan, önemli oldu?unu vurgulamak isteriz.
15 Ocak 2014, 08:33:36 Gönderen: seyyah | Görüntülenme: 11696 | Yorumlar: 0

Halvet:Kapal? bir yerde yaln?z kalma, tenhaya çekilme, tenhal?k, yaln?zl?k, kimsenin bulunmad??? yer anlamlar?na gelir. Zahid ve muta-savv?flar?n en belirgin özelliklerinden birisi, yaln?z ya?amay? tercih et-meleri ve Hakk'la olmak için halktan ayr? kalmaya önem vermeleridir.
  
 Mutasavv?flar halvetin dini hayat aç?s?ndan önemini göstermek için Hz. Peygamberimizin halvetten ve yaln?zl?ktan ho?land???n?, zaman za-man Mekke yak?n?ndaki Hira ma?aras?naçekilip burada inziva hayat? ya?ad???n? ve itikâfa girdi?ini ifade ederler.
  
 Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.) henüz risâletle vazife-lendirilmezden önce yaln?z ba??na tefekküre dalmak, Rabbini anmak is-terdi. Bu maksatla da Hira ma?aras?na çekilir, Hira da??n? kaplayan ses-sizlik ve huzur içinde maddi hayat?n bütün kayg?lar?ndan, gürültülerin-den uzak kal?r, derin dü?üncelere dalard?. Böylece içi aç?l?r, hissiyat? in-celir, kalbi sükünete erer ve art?k her ?eyi oldu?u gibi görürdü. Rû’ya-lar? bile hakiki vak?alar? ifade ederdi. Onun bu hâlini gören araplar "Mu-hammed Rabbine a??k oldu" diyorlard?. *(1)
  
 Hz. Peygamberimiz ya??n?n k?rka varmas?na kadar bu tarzda hare-ket etmi?; onun senelerce süren bu derin tefekkür ve riyâzat? kendisini en son peygamberlik görevini yüklenmeye haz?rlam??, rûhunu ilâhi hita-b? duyabilecek dereceye ula?t?rm??t?. Hz. Peygamberimizin mübarek ha-yatlar?n?n bu önemli k?sm? Halvet ve Halvetili?e bak??a önemli bir ???k tutar.
  
 Ba?lang?çta toplum hayat?n? terk edip evinin bir kö?esinde inzivaya çekilen veya ?ss?z yerlerde ya?amay? tercih eden zahidler, daha sonraki dönemlerde de bu adetlerini sürdürmü?ler; baz? mutasavv?f ve hakikat mensuplar? bu yolda onlar? takip ederek "halvet"i, tasavvufî hayat?n gerekli bir unsuru hâline getirmi?lerdir.
  
 Kahire'de “Mukattam Da??”,
 Suriye'de “Lukam Da??”,
 Beyrut'ta “Lübnan Da?lar?”,
 Filistinde   “Beytül makdis Da?lar?”,
 Sina Çölünde “Tûr Da??” süfilerin inzivaya çekilip halvet ya?ad?klar? me?hur yerlerdir. *(2)
  
 
  
*(1)Gazzali. “El Munkizu min ed-dalal” S. 65
 *(2)“?bnül Cevzi IV”: 344-345
  
 Halvetten murad, gönül evini Allah'?n gayr?ndan temizlemek, Hakk'?n say?s?z nimetlerini dü?ünmek ve O'na ?ükretmektir (tefekkür, tezekkür ve ?ükür). Halvet, uzletten daha hususidir. Sûret ve ?ekil bak?m?ndan itikâfa benzer, ancak itikâf gibi mescitte yap?lmaz. Halvet esnas?nda devam eden tefekkür ve zikir kulu Allah'a yakla?t?r?r.
  
 Mutasavv?flar Kûr’ân-? Keriym’de Müzzemmil (73)/8
 ?6 ¦5î©n¤j m ¡é¤î Ûa¡ ¤3  £n j m ë  Ù¡£2 ?  á¤a¡?¢×¤?a ë ?X
 “vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiyla”
  
 "rabbinin ad?n? an(ibadetlerinde O'ndan ba?ka her ?eyden kesilerek)yaln?z O'na yönel"*(3)âyetini ve benzerlerini halvete delil olarak gösterirler.
  
 Hz. Mûsâ'n?n Tûr-i Sina'daki k?rkgünlük çile içerikli ya?ant?s? da hal-vete örnek gösterilebilir. Mutasavv?flar halvette kalma süresini ortalama k?rk gün (en az) olarak belirtmi?lerdir. Ancak günümüzün ?artlar? göz önünde bulunduruldu?unda bu süreyi k?saltmak mümkün olabilmek-tedir.
 Halvet mutlak anlamda inzivaya çekilme ve dünyay? terk etme de-?ildir. Bu ya?ant?y? benimsemi? bir sâlik bedeniyle toplum içinde, gön-lüyle de Hakk'la birlikte olmal?d?r. Yani zahirde halk ile bât?nda Hakk ile olmal?d?r. Üstad?m?z (Terzi Babam) bizlere ö?üt verirken"El i?te gönül dostta olsun. Halk içinde Hakk'la olun,”ifadelerini kullan?rd?.
  
 K?ymetli okuyucum, bu sat?rlar?n ka??da döküldü?ü anlarda gön-lümde ?öyle bir tecelli vuku buldu. Yukar?da halvetin ?ekil ve sûret ola-rak itikâfa benzedi?ini belirtmi?tik. Üstad?m?z Terzi Babam?n y?llar önce bir halvetinde kendisinde vuku bulan tecelli ve mü?ahedeleri de bu bö-lüme almay? dü?ünmü?tüm; ancak konunun hacmini geni?letece?inden daha sonra gelecek olan ilgili yerde tamam?n? vermeyi uygun bulduk.
  
 Halvetiyye ise, evliyan?n büyüklerinden Siraceddin Ömer bin Ekme-leddin Lâhici'nin tasavvufta takip etti?i yoldur. Kendisine k?saca Pir Ömer Halvetî de denilir. Zaman?n?n büyük bir k?sm?n? halvette geçir-di?i ve halvette kalmay? çok sevdi?i için kendisine "Halvetî" lâkab? verilmi?tir.
 Lemazat'ta Ömer Halvetî'den bahsedilirken, onun yedi kerehacca gitti?ini, sahrada dola??rken, bir gün çok büyük bir ç?nar a?ac? görüp halvete niyetle 40 erbaîni(40x40) birbiri ard?nca burada tamamla-d?-??n?, tesis etti?i yolun ad?na "Halvetiyye" denilmesinin sebebinin bu oldu?u rivâyet edilmektedir. *(4)
  
 
*(3) “Müzemmil” 73/8
 *(4)“Lemazat” S. 155
  
 Pir Ömer Halvetî gündüzleri bo? vakitlerini mür?idine hizmette geçi-rir; gece yar?s?ndan sonra da?a ç?karak, teheccüt namaz?n?, zikir ve te-fekkürünü burada ifa ettikten sonra tekrar dergâh?na dönerdi. Halve-tiyye yolunda sâlikin her gün okudu?u zikirleri, dualar? ve virdleri var-d?r.
  
 Ayr?ca haftan?n veya ay?n belli günlerinde de dergâh ve tekkelerde sohbet, cehri zikir ve devranlar yap?l?rd?. Halvetiyyede nefsin kötülük-lerden ve günahlardan ar?nd?r?lmas? esast?r.
  
 Tasavvufta önem verilen "az yeme, az konu?ma, az uyuma, in-ziva, fikir, zikir, mür?ide gönülden ba?lanma" ilkelerine halvetilik-te hassasiyetle uyulur.
  
 Mü?ahedemertebesine ula?mak için mücahede ?artt?r. Abdül Ka-dir Geylani Hazretlerinin Risâle-i Gavsiyesinde, Cenâb-? Hak "Ya Gavs, kim mücahededen mahrum ise, ona mü?ahedeye yol yoktur," buyurmu?tur.
  
 Halvetiyye yolunun özünde Tevhid görü?ü ve anlay??? hakim oldu-?undan kendisinden do?an kollar?n birço?u Muhyiddin-i ?bn'ül Arabî'nin "Vahdet-i Vücud" görü?ünü benimsemi?lerdir.
  
 HALVET?YYE Hz. Pir Ömer Halvetî'nin vefat?ndan (1397) sonra bir-çok kola ve ?ubeye ayr?lm?? olup Anadolu, Suriye, M?s?r, Balkanlar ve Kuzey Afrika'ya yay?lm??t?r.
  
 Sar? Abdullah Bosnevi"Semaratül Fuad"adl? eserinde;
 “Halvetiyyeh”kelimesinin;
  (h?) s?n?n sivadan kalb kuvvetine,
 Ü    (lâm) ?n?n zikir lezzetine,
 ë    (vav) ?n?n zahir ve bât?n? korumak ile ahde vefaya,
 n(te) sinin temkine
 ï   (ye) sinin usre/zorluklardansonra yesir/kolayl??a
 é   (he) sinin ise, mü?ahedeye delâlet etti?ini zikreder.
  
 Halvetiyye yolunun ve fikrinin önemli kollar?ndan birisi de U??âki-liktir.Â??klar yoluanlam?na gelen U??âkilik yolunun kurucusu ise, evliyan?n büyüklerinden Hz. Pir Hasan Hüsameddin'dir.
  
 1475 y?l?nda Buhara'da do?an Pir Hasan Hüsameddin Hazretlerinin soyu Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hüseyin'e kadar ula??r.
  
 Hüsameddin U??âki ilk tahsilini babas?n?n himayesinde tamamlad?. Babas?n?n vefat?yla birlikte ticaretle u?ra?maya ba?lad?. Rivâyete göre bir gece rû’yas?nda kendisine ?öyle denilir; "Bo? yere ticaretin zah-metini çekmek, hakikat ehli için zarar ve ziyand?r. Arzun ahiret ticareti yani Allahu Tealâ'ya kavu?mak olsun. Sonsuz sermayeyi elde etmek için dünya mallar?ndan yüz çevirip Anadolu ?ehirle-rinden Erzincan’da oturan Seyyid Ahmed Semerkandi hazretle-rine teslim ol."
  
 Bu manevi i?aretten sonra babas?ndan kalan bütün mallar?n? ve tica-ret hayat?n? karde?lerine devredip Anadolu'ya gelir, ilk olarak Erzincan'a gelen Hüsameddin U??âki o s?rada bu ?ehirde bulunan Seyyid Ahmed Semerkandi'ye ba?lanarak dersler almaya ba?lar. K?sa sürede tasavvu-fun yüksek derecelerine ula?arak kemâle erer. Yine hocas?n?n emri üze-rine U?ak ?ehrine yerle?ti. Kendisine "U??âki" denilmesinin sebeple-rinden biri de budur.
  
 Hasan Hüsameddin U??âki hocas?n?n vefat?ndan sonra talebe yeti?-tirmeye ba?lad?. Sultan III. Murat Han'?n davet ve ricalar? üzerine ?stanbul'a gelip Kas?mpa?a'da yapt?r?lan dergâha yerle?ti. Bu arada ?s-tanbul'da bulunan evliyan?n büyüklerinden Ümmî Sinan hazretleriyle de görü?ür. Bu zât ona halvetîlik yolundan hilâfet verir. Hocas? ise ona Kübreviyye ve Nûr-i Bahriyye yolunun hilâfetini vermi?tir. Hüsameddin U??âki de bu iki yolu birle?tirerek U??âkilikyolunu kurmu?tur.
  
 Hasan Hüsameddin U??âki hac farizas?n? eda edip dönerken Konya' da vefat etmi?tir. Vasiyeti gere?i ?stanbul'a getirilerek Kas?mpa?a'daki dergâha defnedilmi?tir.
 Kas?mpa?a'daki bu dergâh çe?itli onar?m ve tadilatlar neticesinde bu günkü konumuyla Hz. Pir Hasan Hüsameddin U??âki'nin türbesini de içinde bulundurarak hizmet vermeye devam etmektedir.
  
 Söz buraya gelmi?ken, daha evvelce bir müddet kapal? ve bak?ms?z kalan dergâh?n bu günkü hâle gelmesinde, kendini oraya adam?? olan, türbedar Nihat Ö?ün beyin büyük eme?i olmu?, 25 y?l boyunca binan?n tamirat?n? ve tezyinat?n? sa?lam?? ve 25 y?l boyunca dergâhta ezanlar okumu?tur. Ne yaz?k ki kendisi 25 y?l?n? verdi?i bu yerden, fuzûli i?gal gerekçesiyle, uzakla?t?r?lm??t?r. Bu uzakla?t?r?lma neticesinde birçok sür-tü?me ve dedikodu olmu?. Daha sonra mülki amirlikler taraf?ndan Tür-benin hizmet bölümündeki üst katlar y?kt?r?lm??, Türbe son haliyle böy-lece kalm??t?r.
  
 Bir rivâyette ?öyle anlat?l?r; Kas?mpa?a'da U??âki Hazretlerinin der-gâh?n?n yak?n?nda Ali Efendi isminde bir zât vard?r.
  
 Ali Efendi misk sat?c?l??? yaparak geçimini sa?l?yordu. Ali Efendi hac farizas?n? eda etmek için Mekke'ye gider. Hac? olduktan sonra Medine'ye geçip Hz. Peygamberimizi de ziyaret etmek ister. Ancak, ayaklar?nda meydana gelen rahats?zl?k gitmesini engeller. Bu duruma çok üzülür. Bir gece rû’yas?nda Peygamber Efendimizi görür. Peygamber Efendimiz Ali Efendiye, "üzülme sak?n! Kas?mpa?adaki evlâd?m Hüsameddin'in kabrini ziyaret et; O’nu ziyaret beni ziyaret gibidir," buyururlar. Sonra istanbul'a dönen Ali Efendi her gün i?e gidip gelirken U??âki Haz-retlerinin kabrini ziyaret etmeyi kendine vazife edinir. Ölürken de bunu çocuklanna vasiyet etmi?tir.
  
 U??âki yolunun kurucusu ve ilk Piri olan bu mübarek zâta kar?? üsta-d?m?z?n (Terzi Babam?n) derin bir muhabbeti vard?r. F?rsat buldukça onun Kas?mpa?a'daki kabrini ziyarete gider; orada zikir, sohbet ve mu-habbet meclisleri olu?tururdu.
  
 Tarikat-? Âliyye-i Halvetiyye-i U??âkiyye'nin bir ba?ka önemli ?ahsi-yeti ise, Hz. Pir Abdullah Selâhaddin U??âki'dir. Anadolu'da yeti?en büyük velilerimizden birisidir.
  
 1705 y?l?nda Rumeli'deki Kesiyre kasabas?nda do?du. 20 ya??na ka-dar Kesiyre'de kal?p ilim ö?rendi. Zekâ ve çal??kanl??? ile çevresinde hep ilgi uyand?ran Selâhaddin U??âki, Hekimo?lu Ali Pa?an?n teveccühünü kazanarak onun mektup i?leriyle vazifelendirildi. Hekimo?lu Ali Pa?a ile birlikte M?s?r'a gitti.
 Burada özellikle Arapças?n? çok ilerletti. Allah-u Tealâ'n?n bir ihsan? olarak gönlünde tasavvuf yoluna kar?? bir ra?bet ve alâka uyand?. Her gitti?i yerde tasavvuf ehlini arar, bulur ve görü?ürdü.
  
 Bir müddet sonra Ali Pa?a ile tekrar ?stanbul'a geri döndü. Rumeli'ye görevi gere?i giden Ali Pa?a beraberinde Selâhaddin U??âki'yi de götür-mü?tür. Edirne'ye vard?klar?nda kendisi Cemâleddin U??âki Efendiyi zi-yaret etmi?tir.
  
 Selâhaddin U??âki arad??? manevi s?rlar?n burada oldu?una inan?p Cemâleddin U??âki'ye talebe olmu?tur. Selâhaddin U??âki art?k kendini tamamen tasavvufa aday?p Ali Pa?an?n yan?ndaki “mektup görevlisi”görevinden ayr?lm??t?r.
  
 Uzun y?llar? mücahede ve riyâzatla geçmi?tir. Sonra hocas? Cemâ-leddin U??âki k?z?n? Selâhaddin U??âki'ye vermi?tir.
  
 Bir müddet sonra Selâhaddin U??âki ?stanbul Tahir A?a dergâh?na "?eyh" olarak vazifelendirilir ve uzun y?llar burada kal?p görev yapar-ken dergâh?n bir yang?n sonucu yanmas?yla, ailesiyle birlikte tekrar ho-cas? ve kay?npederinin yan?na döner. K?sa bir müddet sonra da vefat et-mi?tir.
  
 Rivâyetlerde onun için ?öyle denilir; "Selâhaddin U??âki hoca-s?ndan icazet ald?ktan bir müddet sonra onun giydirdi?i h?rkay? ç?kard? ve saklad?. Ben o h?rkay? giyecek gücü ve kuvveti ken-dimde göremiyorum, dedi. "
  
 Daima gizlilik üzere yürüdü. Zaman?nda pek k?ymeti bilinmedi. Bir gece rû’yas?nda Muhyiddini Arabî Selâhaddin U??âki'ye dört sat?rl?k bir yaz? okuttu. Bu yaz?lar; ?eriat, Tarikat, Hakikat ve Mârifete dairdi. Uyand???nda kendisinin bütün ilâhi s?rlara kavu?tu?unu idrak etti. Selâhaddin U??âki'nin 200'e yak?n eseri mevcut olup bunlar Arapça, Farsça ve Türkçe dilleriyle yaz?lm??t?r. Kabri ise uzun y?llar görev yapt??? Tahir A?a dergâh?n?n bahçesindedir.
15 Ocak 2014, 08:32:29 Gönderen: seyyah | Görüntülenme: 12085 | Yorumlar: 0

K I Y M E T L İ    O K U Y U C U M !
  
 Tarikat-? Âliyye-i Halvetiyye-i U??âkiyye'nin günümüze do?ru uza-nan ?eceresine bakt???m?zda ise, "TERZ? BABA KOLU” ile kar??la??yo-ruz.
  
 Tasavvufî hareketlerini inceledi?imizde, tarikatlar?n ve onlar?n kol-lar?n?n isimlerini kurucular?ndan ald?klar?n? görüyoruz. ??te Tarikat-? Âliy-ye-i Halvetiyye-i U??âkiyye'nin "TERZ? BABA KOLU” da ismini, halk?n ve sevenlerinin kendisine "Terzi Baba" diye hitap ettikleri veliyyi mü-kerrem, ?nsân-? Kâmil, ârif-i billâh, sevgi ve muhabbetine doyum olma-yan, Allah ve Rasûlünün ahlâk?n? üzerinde ta??yan bir zât-? muhterem olan Pir Necdet Ard?ç U??âkiefendimizden almaktad?r.
  
 Burada hemen ?u soruyu sormak ve cevap aramak akla gelebilir.
 Necdet Ard?ç Beyefendinin Pirli?i nereden geliyor?...
 Onun Pir oldu?unu nas?l bilip idrak edece?iz?....
  
 Bu sorular?n izah?na geçmeden "Pir" kelimesinin neyi ifade etti?ini iyi bilmeliyiz.
 Pirkelimesinin lûgatta, ya?l?, ihtiyar, bir ?eyin kurucusu gibi anlam-lar? vard?r. *(5)
  
 Necdet Ard?ç Beyefendi ise, özünde “Vahdet”anlay??? olan bu irfan yolunu daha da geni?letip geli?tirmi?, s?rri nitelikte olan noktalar? da aç??a ç?karm??t?r. Yeni ufuklar açarak mi’râc yolunu ve seyr-i sülûk sis-temini çok aç?k ve anla??labilir, kolay tatbik edilebilir bir mârifetullah bilgisi ile gözler önüne sermi?tir.
 Özellikle de onun "?rfan Mektebi Hak Yolunun Seyir Defteri"adl? eserini inceledi?imizde bu yenili?i, aç?kl??? ve derinli?i görüp mü?ahede edebilmemiz zor olmayacakt?r.
  
 Yine bunun haricinde Necdet Ard?ç Beyefendiyle belli bir müddet ar-kada?l?k yapan, ona muhabbetle yakla?an, onun sohbetlerine devam edip nazar?na mülâki olanlar, ondaki bu ilâhi vasf? “Pir”sezgi, ke?if ve derüni bir hâl ile anlay?p idrak edebilirler.
  
 Muhterem arkada??m;
 Pirimiz Necdet Ard?ç U??âki hazretlerini sizlere takdim ederken onun baz? vas?flar?n? da belirtmi?tik. Onun vas?flanndan bir tanesi de "Ârif" bir zât olu?udur.
  
  
  
*(5)Osmanl?ca Büyük Lûgat
  
 O hâlde Ârif nedir? Kime denir? Ârifin belirli vas?flar? nelerdir? Bu kelimelerin gerçek kar??l???n? bulup yerine oturttu?umuzda, ifadeleri-mizin daha iyi anla??laca??n? umuyoruz.
  
 Öncelikle, kullan?lan alîm, ?eyh, mür?idgibi terimler “ârif”söz-cü?ünün kar??l??? de?ildir ve onun yerini de tutamazlar.
  
 ?eyh ve mür?id, ?eriat ve tarikat mertebelerinde yol gösteren, rehberlik yapan, baz? bilgileri ö?reten anlamlar?na gelirler.
  
 Ârif ise, tan?yan, bilen, vak?f olan, a?ina olan, hâlden anlayan mâ-nâlar?na gelmektedir.
  
 Ârifin bilgisine,mârifetullah (Allah bilgisi) denir.
 Ârif,mârifet ehli kabul edilir
  
 Ârif ile di?erleri aras?ndaki fark, irfaniyet ile ilim aras?ndaki fark gi-bidir.
  
 Alîm, ?eyh ya da mür?id, örnek ve rehber edinilir.
 Ârifle ise, hidâyete erilir ve ya?an?r.
  
 Ârif,Allah'? Allah'la bilir ve tan?r.
 Di?erleri ise, kendi birimsel ak?l, ilim ve nefisleriyle bilmeye çal???r-lar.
  
 Ârif,kâinat a?ac?n?n meyvesi gibidir. Ancak ârifler de mârifet, görü? ve bili?lerinin geni?li?ine göre farkl? mertebelerde olabilirler.
  
 Muhyiddin-i Arabî hazretleri "Lübbül Lüb"adl? risâlesinde, "Bir irfan sahibi hakikaten ârif oldu?u zaman bir îtikad ile kay?tlanmaz. (Yani bir kayda girmez.)"ifadeleriyle ârifi tan?mlamaktad?r.
  
 Ârif,ahlâkî ve manevi ar?nma sayesinde sezgi gücü ve derüni tec-rübe ile bilen ve anlayand?r. Ondan bilen kendisi de?il, Allah't?r. O, “Allah'?n nûru”ile bakar ve yaln?z Allah ile me?guldür.
  
 K?saca ârif, “Allah'?n konu?an dili, gören gözü, i?iten kula-??d?r.”
  
 Cüneydi Ba?dadi Hz. Ârifi ?öyle tan?mlar; "Ârif, kendisi sustu?u hâlde içinde Hakk'?n konu?tu?u kimsedir." *(6)
  
 Bu vas?flara bürünmü? olan böyle mübarek zâtlar? bulmak, tan?mak çok zordur. Çünkü bilinen ve tan?nan bir ?ekilleri ve ni?anlar? yoktur.
  
  
  
*(6) Sülemi. 157
  
 Sizlere takdimini yaparken zorland???m, onun nûruyla ayd?nland?-??m, yoluna yüzler sürdü?üm, “ârif-i billâh”Necdet Ard?ç Beyefendiyi idraklerinize sunuyorum.
  
 K?ymetli okurum;
 Bu iddias?z derlememizin baz? bölümlerinde zaman zaman ebced he-sap sistemi ve say?larla baz? i?lemlerin yap?ld???n? ve ifade edildi?ini göreceksiniz, ileriki bölümlerde kar??m?za ç?kacak olan, ilgi ve alâkan?z? da çekece?ini umdu?um "Ebced" hesap sistemiyle ilgili olarak k?sa bir aç?klama yapmay? burada uygun bulduk.
  
 Ebced;Arap veya Kûr’ân alfabesinin veya harflerinin ta??d??? say? de?erlerine dayanan hesap sistemidir.  *(7)
 Ebced hesab?na göre her harfin rakkamlarla ifade edilen bir de?er kar??l??? vard?r. Dini metinlerde Ebcedin kullan?m sahas?n?n Hz. Adem'e kadar gitti?i rivâyet edilir.
  
 Hz. Peygamber devrinde de kullan?lan Ebcedle ilgili olarak Hz. Ali Efendimizin,
 “teallemül ebaciyde ve tefsîrîha feinne fî tefsiyriha lâ aciyb”
  
 "Muhtelif ebced kaidelerini, say?lar?n? ve kullan?? usullerini ö?reniniz. Çünkü onlarla birçok aciyibi esrar zuhura gelir."*(8)
  
 Ebced sisteminin tasavvufta ayr? bir yeri olmakla birlikte, (astrono-mi, astroloji, edebiyat, mimâri ve cifr) ilimlerinde de kullan?lm??t?r. Özellikle Muhyiddin-i Arabî, Bursal? ?smail Hakk?, Saidi Nûrsî gibi ?ahsiyetler ebcedi kullananlar?n ba??nda gelir.
  
 Ebced hesab?n?n tarihçesiyle ilgili olarak bu k?sa aç?klamadan sonra bu hesap sistemini çal??mam?zda neden kulland?k onu aç?klayal?m.
  
 Bilindi?i gibi bu kitapta yer alan çal??malar “Terzi Baba”y?tan?tma amac?na yönelik oldu?undan, ondaki ilâhi kemâlat ve vas?flar?, s?rri ni-telikte olan bilgileri ve hakikatleri zuhura ç?kar?p gözlerinizin önüne ser-mek istedik. ?nceledi?inizde hayret ve hayranl???n?z?n art?p, onun derin-li?ine do?ru yol alaca??n?z kanaatindeyim.
  
 Tasavvufu insân?n kemâle ermesini temin eden bir vas?ta olarak dü?ünebiliriz. Domatesi bile daha iyi yeti?tirmek için uzman arand???; hayvanlar?n, bitkilerin daha kaliteli ve verimli olmas? için labaratuar çal??malar?n?n yap?ld??? günümüzde insân yeti?tirmek için ilgisiz kalmak do?ru bir davran?? olmasa gerektir.
  
  
*(7) ?slâm Ans. Cilt 10
 *(8) Gizli ilimler C. I                                            
 ?slâm Dinini sadece sevap günah yönleriyle ele al?rsak; onun Kâmil insân, iyi insân yeti?tirme özelli?ini gözard? etmi?, Kûr’ân?n belirtti?i din anlay???n? ortaya koyamam?? oluruz.
  
 Manevi hastal?klar?m?z?n doktor ve hekimleri Hazreti Peygambere kesintisiz bir silsile ile ula?an Kâmil insânlard?r. Onlar gönül sahiplerini terbiye etmek, kemâle eri?tirmekle me?guldürler. Onlar?n bu özelli?i rahmetin ve ihsan?n ta kendisidir.
  
 Tasavvuf tarihinde yeni ufuklar açacak derecede mârifet ve fikir sa-hibi oldu?una inand???m, Hakk'a giden yolda sâliki merkez olarak kabul edip halka hep rahmet olmaya çal??an Kâmil insân “TERZ? BABA” yo-lunda dost ile dost olmayaçal??al?m.
  
 Onun tad?na ve seyrine doyum olmayan irfan sofralar?n?, gönül kâ’besini ve Hakîkat-i Muhammedi'nin ondaki güzelliklerini anlamaya ve ya?amaya gayret edelim. Bunun için de bizlere gerçekten i?iten bir kulak, gören bir göz, anlayan ve hisseden bir kalb vermesini; ilâhi muhabbet ve sevgi ile yanmayan gaflet ehli kimselerin ?ekil ve merasim dindarl???ndan korumas?n? Rabbimizden niyaz edelim.
  
  
  
 30/11/2000
 Per?embe
15 Ocak 2014, 08:31:04 Gönderen: seyyah | Görüntülenme: 11502 | Yorumlar: 0

"Terzi Baba kimdir?"sorusuna cevap aramak, onu daha iyi ve çok yönlü tan?y?p bilmek, hayat ak???n? ve felsefesini ö?renebilmemiz için sizleri ya?ad???m?z zaman?n biraz gerilerine do?ru götürmek istiyorum.
  
 Tarih: 15 Aral?k 1938
 Yer: Tekirda?
 Tekirda?'?n yerli ailelerinden olup da geçimini çiftçilik ve ba?c?l?k ya-parak sürdürmeye çal??an Sad?k Ard?ç Efendi ve Melek (Meliha) Han?m' ?n ortanca (ikinci) çocuklar? dünyaya gelir. Orta hâlli ve mütevazi bir ha-yat sürdüren bu aile yeni do?an çocuklanna baba Sad?k Efendi ile Melek Han?m’?n ortak karar?yla "yi?itlik, kahramanl?k ve efelik" anlam?na gelen"NECDET"ismini verirler.
  
 Böylece Necdet, a?abeyi Ahmet ve sonraki y?llarda do?acak olan karde?i Cevdet ile birlikte Ard?ç ailesinin içindeki yerini al?r.
  
 Y?llar yava? yava? geçmeye ba?lar. Çocukluk dönemini ya?ayan "Necdet" art?k yedi ya??na gelmi? ve okula gitmeye ba?lam??t?r. Okul dönemiyle birlikte onun do?u?tan sahip oldu?u; asalet, güzellik, ak?l ve zeka üstünlü?ü gibi kemâl olgunluk hâlleri de kendisinde belirmeye ve görülmeye ba?lam??, gerek okulda gerek çevresinde zeki, çal??kan ve güzel ahlâkl? olu?uyla ilgi ve alâka çekmeye ba?lam??t?r. Hatta ondaki bu olgunluk hâllerini gören ba?ö?retmeni ve matematik ö?retmeni onu okul arkada?lar?na örnek ve rehber ö?renci diye takdim ederken, birlik-te oyun oynad?klar? çocukluk arkada?lar? ise, "yahu sen nas?l bir ço-cuksun? Bize hiç benzemiyorsun, biz o kadar küfür etti?imiz hâl-de senin a?z?ndan hiç küfür duymad?k," diyorlard?.
  
 O çocuk iken di?er çocuklardan farkl? idi. Gençli?inde de döneminin gençlerine benzemedi. Küçüklü?ünde arkada?lar? hep büyükler, yeti?-kinli?inde ise, hep gençler olmu?tur.
  
 ?lkokul y?llar?n?n sonlar?na do?ru ise, kendi iç âleminde dini duygular ve fikirler, Allah ve Peygamber sevgisi olu?maya ba?lad?. Özellikle de Hz. Ali Efendimizin menk?belerini ve kahramanl?klar?n? anlatan kitaplar? okuyarak, onlara kar?? ilgisi ve muhabbeti artmaya ba?lad?.
  
 Ya?? on ikiye gelip ilkokul dönemi bitti?inde Necdet'in arzusu oku-mak ve yüksek tahsilli birisi olabilmekti. Ancak ailesinin o günkü ?art-larda (1950 Y?l?) imkânlar? yeterli olmad???ndan onu okutamad?lar.
  
 Geçimini topra?a ba?l? olarak sürdüren babas? Sad?k Efendi ise o?ullann?n kendi mesle?ini devam ettirmelerini pek istemez, o?ullar? bir sanat ve meslek sahibi olsunlar dü?üncesindeydi.
 Bunun üzerine amcas? Mehmet Efendi de bo?ta gezmesin ve bir meslek sahibi olsun dü?üncesiyle o dönemlerde gözde bir meslek say?-lan “terzili?i" ö?renmesi için Tekirda?'da Hüseyin Kuymu (Kara Hüseyin) ad?nda bir terzinin yan?na Necdet'i ç?rak olarak verir. Art?k o-nun en önemli hedeflerinden birisi i?ne ile iplikaras?nda geçecek olan terzilik mesle?ini çok iyi ö?renip iyi bir terzi olabilmektir.
  
 Daha ilkokul y?llar?nda kendisinde ba?layan din sevgisi ve muhabbeti de iyice belirmeye ba?lam??; daha çocuk ya?lar?nda olmas?na ra?men be? vakit namaz?n? düzenli ve cemaatle k?lmaya özen gösterirken bir yandan da dini e?itim ve ö?retim almak için Tekirda?'?n tan?nm?? imam-lar?ndan olan ve o dönemde merkez Çiftlikönü Câmii imam hatipli?ini yapan Ahmet Elita? Hoca Efendiden Kûr’ân-? Keriym ve dini bilgiler dersleri almaya ba?lam??t?r.
  
 Kalbi çok rikkatli idi.Çocuklu?unun bu dönemlerinde, bir gün sa-bah namaz?na kalkamad??? için pe? pe?e üç gün oruç tutmaksu-retiyle nefsini terbiye etmeye yönelmi?tir.
  
 O,sabahlar? çok erken saatlerde kalkar, abdestini al?r, Kûr’ân-? Ke-riym ve ilgili ders kitaplar?n? eline al?p, evlerine yakla??k iki kilometre uzakl?kta olan Çiftlikönü Câmiine fecrin karanl???nda yürüyerek gider, burada sabah namaz?n? cemaatle birlikte eda ettikten sonra hocas?yla o günkü Kûr’ân-? Keriym ve dini bilgiler derslerini çal???rlar ve günün ilk saatlerinde ba?layan mesâi için çar??da bulunan terzihane dükkân?na geri dönerdi.
  
 ??ini ve mesle?ini severek yap?yordu. Çok çal??kan ve mârifetli oldu-?undan k?sa sürede terzilik mesle?ini ve inceliklerini ö?renmeye ba?la-d?. Terzilik mesle?inde ilk ustas? olan Hüseyin Kuymu onda gördü?ü ka-biliyet, çal??kanl?k ve güzel ahlâk için s?k s?k çevresine "Bu çocuk bir cevher ve çok mârifetli" derdi.
  
 Üç y?l çal??t??? ç?rakl?k ve kalfal?k dönemini tamamlad??? bu terzihane dükkân?nda ustas?n?n da mü?terilerinin de sevgi ve muhabbetini kazan-m??t?. Terzihane dükkân?n?n bir kö?esinde as?lm?? olan üzerinde ?u m?s-ralann yaz?l? oldu?u tablo onu çok etkilemi?ti;
  
 “Her seherde besmele ile aç?l?r dükkân?m?z,
   Hazreti ?dris aleyhisselâmd?r pirimiz üstad?m?z.”
  
 Her okuyu?unda derunî hisleriyle etkilendi?i bu m?sralann s?rr?n? ve hakikatini y?llar sonraidrak edecektir.
  
 Necdet'in bu hâli ailesini de mutlu ediyordu. Özellikle çocuklar? için iradeli ve ?efkatli bir mürebbiye olan annesi Melek Han?m ise, o?lu Nec-det'in mütedeyyin ve çal??kan hâli kar??s?ndaki sevincini e?i Sad?k Efen-diye, "Bu çocuk bizi de adam edecek" sözleriyle ifade ediyordu.
  
 Ald??? Kûr’ân-? Keriym ve dini bilgiler derslerini epey ilerletince bu defa da yine Tekirda?'?n o dönemdeki me?hur k?raat imamlar?ndan olan merhum Behçet Toy Hoca Efendiden k?raat, huruf ve tecvit dersleri al-maya ba?lad?. Bu çal??malar?n? askere kadar sürdürdü. K?raat ve huruf derslerine devam etti?i dönemdeki birkaç hat?rat? ise ?öyledir:
  
 [“Özel ve talim üzere bir çal??ma gerektiren bu dersleri için, bir gece evinin bir odas?na kapanan Necdet, sürekli olarak
  ¡áî©uª £?Ûa ¡æb À¤îª £'Ûa  å¡ß ¡é¨Ü¨£Ûb¡2 ¢?ì¢Ç a
  áî©yª £?Ûa ¡å¨à¤yª £?Ûa ¡é¨Ü¨£Ûa ¡á¤?¡2
 “euzü billâhi mine? ?eytanir raciym
 bismillâhir ahmânir rahiym”
 sözünü bo?az talimi yaparak defalarca tekrar ediyordu. Misafirlikten dönerken kap?n?n önüne geldi?inde, onun sesini duyan annesi, o?lum Kûr’ân okuyacak onu sessizce dinleyeyim diye d?? kap?n?n önünde bek-lemeye ba?lar.
 Ancak hep ayn? cümleyi tekrar etti?ini duyunca da bir müddet sonra dayanamay?p kap?dan içeriye girer ve o?luna da; “Kûr’ân okuyacak-s?n diye d??ar?da bekliyordum, arkas? yok mu bunun?”der.]
  
 Gerek terzihane dükkân?ndaki çal??malar? gerekse dini bilgi ve ilimler üzerindeki çal??malar? küçük ya?taki bedenine a??r gelmeye ba?lam??t?. Nitekim o ya?larda iken i?inden evine gelip gece saat 12 civar?nda yats? namaz?n? eda ederken a??r? yorgunluktan secde hâlinde iken uyuyup kalm??, d??ar?dan evine gelen babas? Sad?k Efendi onun bu hâlini görün-ce heyecanl? ve tela?l? bir biçimde acaba o?luma bir ?ey mi oldu endi-?esine kap?lm??, yan?na gelip seslendi?inde kendisinden cevap al?nca, onun namaz esnas?nda yorgunluktan uyuya kald???n? anlay?p rahatla-m??t?r.
  
 Merhum Behçet Toy Hoca Efendiden huruf ve talim dersleri ald??? dönemlerde gerekli zaman ve mekân?n olmay???ndan dolay?, sesli olarak da çal???lmas? gereken bu dersleri için, o zamanki Orta Câmi müezzini olan ve Necdet'i çok seven Ali Efendi ona ?öyle yard?mc? oluyordu. Her ak?am yats? namaz? k?l?nd?ktan sonra müezzin Ali Efendi câmi kap?s?n? kilitleyip anahtar? câminin d???nda özel bir yere b?rak?yordu. Gece 12 civarlannda i? mesâisini bitiren Necdet anahtar? b?rak?lan yerden al?p câmiyi aç?yor ve derslerini ancak böyle çal??ma imkân? bulabiliyordu. Bazen de gecenin bu saatinde câmiyi açmak kendisine zor geliyor ve biraz a?a??daki Pa?a Câmiinin d???ndaki son cemaat bölümünde ders ya-p?yordu.
 Nitekim bir gece onun Pa?a Câmiinden gelen seslerini duyan gece bekçisi, acaba câmide bir vukuat m? var endi?esiyle sessizce câmiye gelip bir süre Necdet'in ba??nda durup tekrar oradan ayr?l?p gitmi?tir.
  
 Y?llar yava? yava? ilerleyip 1953y?l?na gelindi?inde Necdet'in ya?? 15 olmu?tur. 3 y?l boyunca çal??t???, ç?rakl?k ve kalfal?k yapt??? ustas?n?n yan?nda terzilik mesle?i ad?na ö?renece?i ba?ka bir ?ey kalmay?nca, bu defa ö?rendi?i bu sanat? daha da ilerletip geli?tirmek için ailesinin de iz-nini alarak ?stanbul'a gitmeye karar verdi.
  
 ?stanbul'a gitti?inde Beyo?lu'ndaki bir terzihane atölyesinde çal???r-ken, babas?n?n ablas? olan ve Bebek semtinde ikâmet eden halas? Rah-miye Han?mlar?n evinde geceleri misafir olarak kal?yordu.
 Art?k mücadelesi, gayesi vegittikçe artan maneviyat ve dindarl??? olan hayat çizgisi kendisinde olu?maya ba?lam??t?. O günlerde (19 – 53) say? de?erlerinin hayat?n? ne kadar derinden etkileyece?ini bilemi-yordu.
  
 ?stanbul'da çal??t??? yakla??k 1 y?l zarfinda evinde geceleri misafir olarak kald??? halas? Rahmiye Han?m?n e?i olan ve tasavvufi bir ya?am? olan M. Nûsret Tûra'n?n da çok dikkat ve nazar?n? çekmekte; eni?tesi, onunla konu?urken sürekli olarak "pehlivan" diye övgülü hitapta bulu-nuyordu. Onun hakk?nda söylenen bu "pehlivan" sözünün anlam? daha sonraki y?llarda çokiyi anla??lacakt?r. Bir müddet sonra da, i? yerinin bulundu?u caddeye “Hüseyin Pehlivan Caddesi”ismi verilmi?tir.
  
 Annesi Melek Han?m?n da r?zas?yla ?stanbul'da 1 y?l kadar kald?ktan sonra tekrar Tekirda?'a geri döndü?ünde ise, bu defa bayan terzili?ine yöneldi. Zaman?n?n de?erini ve k?ymetini çok iyi bildi?inden i?inden son-raki bo? zamanlannda ise, daha önceki y?llarda Kûr’ân-? Keriym dersleri ald??? hocas?ndan bu defa Arapça dersleri de almaya ba?lad?. Yine ayn? dönemlerde Tekirda?'da haf?zl?k çal??malar?na ba?lad?, ancak zaman?n?n yetersizli?i dolay?s?yla bu çal??malar? b?rakmak zorunda kald?.
  
 Bayan terzili?ini epey ilerletip kendi terzihane dükkân?n? açt???nda ya?? henüz 18'dir. Bu y?llarda babas? Sad?k Efendinin ani ölümü onu ve ailesini epey sarsm??t?r.
  
 ?stanbul'da bulundu?u dönemlerde evlerinde misafir olarak kald??? halas? Rahmiye Han?m?n e?i M. Nûsret Tûra Bey, ondaki özellikleri ve muhabbeti ke?fedince, onu bo?ta b?rakmamak ve kendisine faydal? ola-bilmek dü?üncesiyle, kendi mür?idi olan ve ayn? zamanda Fatih der-siâmlar?ndan ve Süleymaniye Kütüphanesinin müdürlü?ünü de yapan, U??âki ?eyhlerinden Hazmi Tûra U??âki Efendiyegönderir. Hazmi Tûra U??âki Hazretlerinin huzuruna, elindeki tan?t?m ka??d?yla giden ve kabul edilenNecdet Ard?ç Bey böylece tasavvufi hayata, yani gönül yolculu?una da ba?lam?? oluyordu.
  
 Mür?idi Hazmi Tûra U??âki Efendiye intisab?ndan sonra mücadelesi, çilesi, fedakarl???, riyâzat? olan tasavvufi çal??malar?na ba?lad?. F?rsat buldukça istanbul Fatih'te Keçeciler Caddesindeki Bedrettin Dergâh?nda ikâmet eden mür?idini ziyaret ediyor, onun sohbetlerine i?tirak ediyor-du.
 Bu ziyaretlerinden ve çal??malar?ndan çok memnun kalan mür?idi yine bir ziyaret esnas?nda Necdet Bey'e ?u sözlerle taltifte bulunuyor:
 "O?lum, iki ?eyinden memnun kald?m. Birincisi tasavvuf çal??malar?na devam etmen, ikincisi ise, gördü?ün (taç giyme ve Ihlas okuma v.b.)zuhuratlar?nd?r.”
  
 Alîm ve ârif bir zât olan Hazmi Tûra U??âki Hazretleri haftan?n cu-martesi günleri ikindi namaz?n? müteakiben de Beyaz?t Câmiinde Mes-nevi ?erif okutuyordu. Necdet Bey imkân buldukça cumartesi günleri Tekirda?'dan Beyaz?t Câmiine gidiyordu.
  
 1958 Y?l?na gelindi?inde ya?? 20 olan Necdet Ard?ç Bey askerlik va-zifesi için Ankara'n?n yolunu tutar. ?imdiki ad?yla Cumhurba?kanl??? Muhafiz Alay? Karargah Bölü?ünde 24 ay süren askerli?ini ifa eder.
 Askerli?i süresince mesle?i olan bayan terzili?ini epey geli?tirmi?tir. Özellikle de Ankara'da bu dönemde tan??t??? Paris Terzilik Akademi-sini bitiren, terzi Bekir Ceyhan'labirlikte uzun süre çal??malar yap-m??t?r.
 Askerlik süresinin bitmesiyle birlikte gelece?iyle ilgili olarak da karar vermesi gerekiyordu.
  
 Ankara'da kal?p mesle?ini sürdürmesi için kendisine cazip teklifler sunulurken, onun hedefi ya ?stanbul'da kalmak ya da modan?n ve giyi-min merkezi olan Paris'e gidip mesle?ini burada sürdürmekve dünya çap?nda bir terzi olabilmekti. Bir müddet Frans?zca lisân?n? ö?renme ça-l??malar? da yapt?.
  
 O dönemlerde bir karar vermesi gerekiyordu. Dü?ündü ve tasavvuf yönünün daha a??r basmas?yla Hak yolunu tercih edip terhisiyle birlikte Tekirda?'a tekrar geri döndü. Hemen burada bir dükkân aç?p bayan ter-zili?i çal??malanna devam etti. Zaman?na göre çok iyi ve ileri derecede giyim üretti?inden, k?sa sürede tan?nd?. Çevre illerden gelen mü?terileri kendisine "Tekirda?'?n Dior'u"lâkab?n? da takm??lard?. Bu arada as-kerlik dönü?ü ile birlikte tasavvuf çal??malar?n?n yan?nda Arapça, tefsir, hadis ve f?k?h derslerini de devam ettiriyordu.
  
 Necdet Ard?ç Bey bir gün terzihane dükkân?nda diki? makinesinin ba??nda çal???rken bir hâl ile kar??la??yor. ?öyle ki; çal??t??? diki? makine-sinde yüzü duvara dönük iken birden duvardan Hazmi Tûra U??âki Haz-retlerinin silueti beliriyor. Bunun üzerine hemen diki? makinesini durdu-ruyor.
  
 Mür?idi kendisine sürekli "haydi o?lum, gayret o?lum... lâ ilâhe illâllah... haydi gayret" ?eklinde görünüp bir mesaj veriyordu.
  
 Bu hâl geçtikten sonra ütü masas?n?n yan?na giden Necdet Bey ilginç bir görüntüyle kar??la??yor. O dönemlerde ütü için mangal kömürleri kullan?lmaktayd?.
 Yere do?ru bakt???nda beyaz yer karolar?n?n üzerinde siyah kömür parçalar?yla çok aç?k bir ?ekilde çizilerek yaz?lan,  
 Ê(ayn), ô (ye)  ve ? (dal)harflerinin oldu?unu görür.
  
 O anda bunlar?n ne anlama geldi?ini bilemez. Ancak unutmamak için oradaki görüntüyü bir ka??da yazar.
  
 Aradan k?sa bir müddet geçince mür?idi Hazmi Tûra Efendiyi ziyaret için ?stanbul Fatih'teki, dergâh olarak da kullan?lan evine gider.
 Kap?y? çald???nda Han?m? “Mür?ide Anne” kap?y? açar.
  
 ?çeriye girip 5-10 dakika oturduktan sonra Necdet Bey Mür?ide Ha-n?ma, "Efendi Babam evde yok mu?" diye sorar.
  
 Mür?ide Han?m da ona, "Baban?z sizindir yavrum" der. Necdet Bey bundan bir ?ey anlamaz.
  
 Bir müddet sonra Mür?ide Annesine "Efendi Babam daha gelmedi mi?" diye tekrar sordu?unda,
 yine "Efendi Baban?z art?k sizindir o?lum" cevab?n? al?r.
  
 Bu ifadedeki maksat ve mânây? anlayan Necdet Bey, mür?idi Hazmi Tûra U??âki Hazretlerinin vefat etti?ini, yani bât?n tecellisine dönü?tü-?ünü anlar.
  
 O anda k?sa bir tefekküre dalan Necdet Bey Hz. Peygamberimiz bâ-t?n âleme giderken Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in söyledi?i sözler hat?r?na gelir.
 O anda çok üzgün ve de?i?ik duygular ya?ayan Necdet Bey, çal???r-ken dükkânda ya?ad??? hâlet-i rûhiyenin, mür?idinin rûhunu teslim et-meden evvel kendisini son bir kez gayrete geçirmek için ziyarete geldi-?ini idrak eder.
  
 Bir müddet sonra "?imdi biz ne yapaca??z Mür?ide Anne?" diye sordu?unda,
 Mür?ide Han?m da, "Efendi Baban?z yerine M. Nûsret Tûra'y? b?-rakt?. Emanetler art?k onda. Sizler de bundan böyle ona gide-ceksiniz," cevab?n? verir.
  
 Tarikat-? Aliyye-i Halvetiyye-i U??âkiye'ninönemli ?ahsiyetlerin-denbiri olan; alîm, ârif vefaz?l ki?ili?iyletan?nan Hazmi TûraU??âki, Necdet Bey'in tasavvuftaki seyr-i sülûkunda önemli bir yer tutar.
  
 Mür?idinin vefat?ndan sonra o günki hisler içinde kaleme ald??? ve mür?idine olan sevgi ve muhabbetini anlatt???,
 "Hazmi Tûra'n?n Huzurunda"adl? ?iirini sizlere sunuyorum.
  
  
 H A Z M ?   T Û R A’ N I N   H U Z U R U N D A
  
                 Gitmi?tim bir gün Nûsret Tûra'ya,
                     Gönderdi beni Hazmi Tûra'ya.
                     Yazd? verdi elime bir ka??t,
                     Sanki içinde bin türlü a??t.
                      
                        Gidip Fatih'e girdim dergâh?na,
                        Al?p içeri oturttu yan?na.
                        Okudu elimdeki ka??d?,
                        Çözülen aya??m?n ba??yd?.
                                   O?lum dedi, her gün ?unlar? yap,
                    
                     Gitti?in dünyadan hemen sap.
                     Görünce o muhterem Hak dostu,
                     O günüm bilsen ne ho?tu.
                     Hadi o?lum Allah selâmet versin,
                                  
                            Yoluna güle güle gidersin.
                                   Ç?karma bizi sak?n gönülden,
                                   Gaflette kal?rsan ne gelir elden.
                                   Hazmi Tûra ilk mür?idim oldu,
                    
                     ?hsanlar? fakire çok boldu.
                     Bir gün yine gittim dergâh?na,
                     Oturttu beni hemen kar??s?na.
                     Anlat bakal?m gördüklerini,
                                  
                                   De?erlendirelim hâllerini.
                                   Anlatt?m tüm gördüklerimi,
                                   Ba??mdan geçirdiklerimi.
                                   ?ki ?eye sevindim dedi bana,
                    
                     Bunlar? anlatay?m sana.
                     Biri unutmam??s?n bizleri,
                     Di?eri gitmi?sin hayli ileri.
                     Okuturdu Mesnevi Bayezit'te
                                  
                                   Bir gün nasip oldu orda ziyarette.
                                   Anlat?yordu hakikat-i Nuh'dan,
                                   Nas?l kurtulunur o tufandan.
                                   Sanki ?u anda görür gibiyim,
                                   Rûhaniyetini sezmi? gibiyim.
                    
                 Bak?yor sanki yazd?klar?ma,
                     Tebessüm ediyor anlatt?klar?ma.
                     Tekrar yine gitti?imde dergâha,
                     Ula?amadan o padi?aha.
                                   Hacdan gelince pek hastalanm??,
                                   Hemen rahmet-i Rahmânâ dalm??.
                                   O anda sanki S?dd?k'?n sözü
                                   Muhammed öldü ise Allah baki.
                                   ?imdi ne yapaca??z? Dedim,
                    
                     Nûsret Bey'e gideceksiniz dediler.
                     Daha evvel dükkânda çal???yorken,
                     Sanki geldi kar??ma duvar içinden.
                     Co?turdu beni Tevhid ile,
                                  
                                   Ben de ?a?t?m o zaman bu i?e.
                            Sonra bakt?m yere lyd yaz?lm??,
                                   Sanki bir el hat kaz?m??.
                                   Anlad?m ki o an bayramm??,
                                   Fakire lûtfen vedaya gelmi?.
  
  
 Bu hadiseyi (tecelliyi) sonradan Necdet Bey, Nûsret Efendiye anlatt?-??nda, “o?lum üç harften ?îa(IYD) meydana gelen bu kelime (bayram) demektir.” O anda onun bayram? yani Hakk’a vuslat? imi?, diye kendisine ifade etti?ini bildirmi?tir.
Sayfalar: [1] 2 3 ... 25